AVRUPA ÇOK MU DOĞRU YANLIŞLARI YOK MU? *Tabiki avrupanında yanlışları var onlar da dört dörtlük değil. -Ama bize göre doğruları çok sanırım. -Hollanda da yaşayan amca oğlum var. Onlarla bizi karşılaştır dedim. -"Ağabey dedi onların Orucu, Abdesti, Namazı eksik dedi eğer onları yapsınlar dört dörtlük müslümünlar "Dedi rüşvet bilmezler, rüşvetle iş yapmazlar yaptıramazsınız.Yolsuzluk nedir bilmezler dedi.Bozuk olan bir tarafları var aile düzenleri yok dedi. Oradaki Uyuşturucu kumar gibi pis işleri bizim türkler yapıyor." -Yolları sordum: -"Orada bozuk yol göremezsin. Tümsek çukur görsen mucize olur yollar dedi kaymak gibi". -"Hastahanede yattım ameliyat oldum dedi. Hasta hiç bir şeyle uğraşmaz bütün işlemleri görevliler yapıyor. Müslümanım dedim yemek menümü değiştirdiler içerisinde domuz eti olmayan yemeklerden verdiler" -Şöyle bir düşündüm Bizim hastaneleri hastanın yanındaki sağlam adam hasta oluyor. -*Adına ejnebi dediğimiz, insanlar bize domuz eti yedirmiyor, oysa biz bize; At Eti, İt Eti, Eşek Etini Müslüman olduğumuz halde yediriyoruz. -*Sözün özü Bizde olması gereken doğruluk onlarda. Onlarda olması gereken bozukluk bizde. Avrupalının tek bir tarafını örnek aldık bozuk olan kadın erkek ilişkilerini. Atatürk'ün Batıyı örnek alın sözünü yanlış anladık veya işimize geldiği gibi yorumladık. -Çıplaklığı Medeniyet Sandık dört elle saldırdık. -Medeniyeti düşünürün biri şöyle tarif ediyor. -"Medeniyet karanlıkta esnerken sol elinin tersi ile ağzını kapatmaktır der. Biz ne yapıyoruz küçük dilimizi karşımızdakilere göstermeden rahat edemiyoruz. -Medeniyeti Çıplaklık olarak algılayan milletten ne beklersiniz? -Evet avrupa doğru taraflarını alacaksak bize göre çok üstün tarafları var. Ama biz ne yapıyoruz ne kadar bozuk tarafları varsa oraya saldırıyoruz. Onlarda az değil tabi, bize bozuk taraflarını ihraç için ellerinden geleni yapıyorlar. -Sonuç olarak biz avrupa için değil, kendimiz geleceğimiz için,adam olmaya içimizdeki adam olamayanları adam etmeye çalışalım. |
**Nedense doğru iş yapana şu cümleler söylenir. -El alemin doğrusu sen misin? -Senden başka doğru yok mu? -Bu dünyayı birtek sen mi? Düzelteceksin. *İyi güzelde sen düzeltmek için çaba sarfetme,ben sarfetmeyeyim. -Meydan zaten kalmış çapulcuya. -Bu dünya kendiliğinden mi düzelecek? -Sizlere sesleniyorum Eğitimci kardeşlerim bu dünyayı Eğiterek ancak bizler düzeltebiliriz. -Bizlerde boş verirsek yaşanacak yeri bu gidişle zor buluruz. -Yoldan çıkmış yolsuza, -İpini koparmış hırsıza, -Ar damarını çatlatmışa, -Haram, helal farketmez diyen arsıza, -Doğru yolu göstermezsek kim gösterecek acaba. -Eğitimciler olarak toplumdan bir farkımız olmayacaksa eğitimci olmanın ne anlamı var? **Yanlış mı Biliyorum? -İmanın üç derecesi var. Bir yerde kötülük varsa: 1.Elinle Düzelt. 2.Dilinle Düzelt. 3.İse kalbinle Buğuz etmek. -En zayıf olanıda üçüncüsü. -1.ve 2.Yapmaya Çalışıyorum Yanlış mı Yapıyorum? **İşini adam gibi yapmayan, kim olursa olsun, kimin nesi olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın yaptığı işi adam gibi yapmıyorsa Fatiha Okunacağını Sanmasın. -İşini Doğru yapmayana Hıyar oğlu Hıyar adam gibi iş yapmamış demek küfür oluyorsa, **İşi yaptıran; benim kayın biraderim ve kayın babam hıyar değil küfredemezsin deyip yapılan bozuk işe sahip çıkıyorsa. Yapmış olduğu işlerin hiç birinden randuman alınamıyorsa Türk Milleti Size Havale Ediyorum. İster Fatiha ister başka şey ne okunması gerekiyorsa onu okuyun. **Ben Ağzımı mühürlüyorum. -Ağzımı Mühürlemeden olmuş olan bir olayı anlatmadan geçemeyeceğim. -Bencileyin garibanın biri küfür den yargılanıyormuş. Mahkeme salonuna koşarak son surat biri girmiş. -Hakim bey! Hakim Bey! Demiş acelem var,bir soru sorabilir miyim? -Hakim Sor bakalım evladım demiş. -Babam öldü tabutta şuanda mezarlığa gidiyor demiş. -Hakim. Başın sağ olsun evladım. -Babam öldüğüne göre üvey annemi kendime hanım olarak alabilirmiyim. -Bencileyin yargılanan vatandaş dayanamamış. -Hakim Bey, Hakim Bey ben küfretmeyi, küfretmem ama bunun gibilere fatiha okuyamıyorum, demiş. -Hakim bey konu anlaşıldı berat evladım demiş. -Bilemem artık sizde işini adam gibi yapmayana hıyar dedi diye beni mahkum edecekseniz, ne diyeyim canınız sağ olsun.Taktir Sizin. EFE'NİN HİKAYESİ Hikaye bu ya; Vaktiyle Ege`nin bir yöresinde tüm çevreyi titreten, astığı astık, kestiği kestik bir efe varmış. Boylu, poslu ve çok da yakışıklıymış ama hiçbir kıza gönül vermediği gibi kızlara bağlanırım diye mümkün mertebe soygunlar dışında köylerden de uzak durmaya çalışıyormuş. Gel zaman git zaman, bizim efe şeytana uymuş ve gece şehre yalnız inmiş. Şehrin ileri gelen zenginlerinden bir Rum, efe` yi korkudan evinde ağırlamış.. Zengin Rum`un güzel ve işveli kızını gören bizim efe de kıza deli gibi tutulmuş. Sabah dağa dönen efenin günleri, artık hep kızı hayal etmekle geçiyormuş. Adamları ile eskisi kadar ilgilenmediği gibi artık soygunlara da pek iştahlı katılmaz olmuş. Dağda otoritesinin azalacağından korkan efe, kızı babasından istemeye karar vermiş. Öyle ya; Kızın babası zengin.. Evlenip şehre yerleşirse hayatı da kurtulacak ve dağda ihtiyarlamak zorunda kalmayacak. Kızı babasından ister ama kız, ailenin tek kızıdır ve babasının şartları vardır. Kızın babası "İlk şartım; Madem benim damadım olacaksın. O zaman bizim gibi kültürlü, medeni olmalısın. Önce bıyıklarını keseceksin ve dağda bir ay öyle Efelik yapacaksın. Sonra diğer iki şartımı da yerine getirirsen kız senin!" diye şart koşar. Bizim efe celallenir "Bıyıksız efe mi olur lan?!" diye bağırır, kızar ama adam Nuh der peygamber demez. Kaçıracak ama kız da babasının sözünden çıkmamaktadır. Efe ne yapsın? Tek çare babayı memnun etmekten geçiyor. Güç de olsa bıyıkları keser. Ama bu kez dağda otoritesi sarsılmaya başlar.. Adamları " Efem bu ne iştir?" derler. Efe de bir kıza tutulduğunu ama babasının bu şartı öne sürdüğünü söylese de adamları inanmazlar. Bir ay sonra kızın babasına gider ve ilk şartı yerine getirdiğini söyler. Kızın babası, bu kez; " Senin niyetinin ciddi olduğunu anladım. Benim kızım için çeyiz dizmek gerek. Dağdaki tüm altınlarını bana getireceksin. Nasıl olsa kızımı aldığında benim mallarımın tamamı senin olacak." Efe çaresiz dağa çıkar, adamlarının hisselerine düşen altınları da borç olarak alır. Sözünde duracağının nişanesi olarak da tüfeğini arkadaşlarına verir, tabancası ile şehre gelir. Kızın babasına paranın tamamını verir. Kızın babası da " Nikah yapılmadan evimde oturamazsın. Söz yüzüğü takma törenine kadar benim bahçıvanım Yorgo ile kulübesinde kalırsınız." diyerek efe`yi Yorgo`nun kulübesine gönderir. Yorgo da çam yarması gibi bir heriftir ama efe`den çekinir. Yorgo ile efe bir müddet aynı kulübede yaşarlar. Aradan bir süre geçtikten sonra efe kızın babasının karşısına dikilerek; Söz takma töreninin hala niye yapılmadığını sorar. Kızın babası da "Yarın bir ziyafet veriyorum. Şehrin tüm ileri gelenleri katılacaklar. Sen de o toplantıya katılacaksın ve herkesin önünde benden kızımı istersin. Ben de herkesin şahitliğinde kızı sana veririm. Kimse bana kızını korkudan verdi demez." der ve efe de kabullenir ama arkadan üçüncü şart gelir; "Sen dağda yaşamaktan insan içine pek çıkmamışsın. Böyle kaba konuşma ve yürüme ile olmaz. Benim kız sana yürümeyi ve kibar konuşmayı öğretsin de; bizi törende mahcup etme!" der. Efe için son şart çok ağır gelmiştir ama kızı almak için tek yol bu kalmıştır. Kızdan vazgeçse dahi, artık dağa da çıkamayacaktır. Dağdakiler, alacaklarını isteyeceklerdir. Çaresiz, son şartı da kabul eder ve ne kadar ağır gelse de kızdan yürüme, kibar konuşma derslerini alır.. Akşam konakta büyük bir ziyafet vardır.. Şehrin tüm ileri gelenleri ile efenin dağdan gelen arkadaşları toplanmışlardır. Bizim efe de şehirliler gibi giyinir ama görünüşü, duruşu, konuşması itibariyle artık eski efe değildir. Yemekte herkes gözlerine inanamamaktadır. Efe yemek esnasında "Kuşum Aydın " gibi yürüyerek kızın babasının önüne gelir ve "Ben efe ...... olarak, herkesin şahitliğinde kızınıza talibim." der. Kızın babası ise " BENİM İ...NE` YE VERİLECEK KIZIM YOK ! " diye kestirip atar. Galiba AB yolunda Efe(!) gibi olacağız. " Terörle mücadele yasasını değiştirin. " dediler. Yasayı değiştirdik, terörle mücadele edemez hale geldik. Artık teröristler, İstanbul`da, Mersinde, İzmir`de kısacası her yerde yürüyüş yapar hale geldiler. ( Şu anda, ABD de veya AB de El kaide yandaşları Usame Bin Ladin resimleri ile gösteri yürüyüşü yapabilir mi? ) Oysa biz, hala da şehitler veriyoruz. " 48 saatlik gözaltı süreniz uzun kısaltın." dediler. 24 saate düşürdük. Kendileri ise Londra Metro saldırılarından sonra 28 güne çıkardılar. " İfade özgürlüğünü genişletin ." dediler. Atalarımıza sövenleri yargılayamazken ( O. PAMUK `un davasının hangi kanuna dayanarak düştüğünü açıklayabilecek hukukçu var mı? ) Kendileri Ermeni soykırımı olmamıştır diyenleri yargılayabiliyorlar. " Dil özgürlüğünü genişletin." dediler. Genişlettik, Kürtçe, Zazaca kursları açtık. Kendileri (Hollanda) sokakta başka dillerin konuşulmasını yasaklamaya çalışıyorlar. " Her türlü şartı yerine getirseniz dahi, sizin ülkeniz ve nüfusunuz çok büyük olduğundan son kararda AB nin hazmetme kapasitesine (İngilizcesi tam bu anlamı vermiyor ama gazetelerde bu şekilde tercüme ediliyor.) göre sizi alıp almayacağımıza karar vereceğiz." diyorlar. Kahin değilim ama yaptıkları çalışmalara göre, Türkiye AB`nin tahmini müzakere süreci sonunda küçülmüş iki Devlet veya Federasyon olacaktır. İnanmayan Sayın Osman DİYADİN` in Ben şehit miyim, Hain mi?.. adlı kitabını ve bu haftanın (3 Şubat 2006) TEMPO dergisini okusun. Adamlar Diyarbakır Kürtlerin başkentidir diyebiliyorlar. Artık hangisini hazmedebilirlerse onu alırlar. (Peki bu kadar verdiğimiz sivil - asker şehitlerimiz mi? diye sormayın nasıl olsa onlar Türk` tü (!) ) "Güney Kıbrıs Rum Kesimi için; Kıbrıs Cumhuriyeti olarak tanıyın, yoksa giremezsiniz! " diyorlar. Bizimkiler yakında tanıyacaktırlar. Daha doğrusu tanımak zorundadırlar. Tanıdığımızda ise; KKTC`den vazgeçtiğimiz gibi, bağımsız bir ülkenin toprağını da silah zoru ile 33 sene işgal altında tutmuş olacağımızdan(!) 33 yıllık işgal tazminatı ödeyeceğiz. (Louzidiu davası benzeri) Yetmedi; 1973 Barış harekatında ölen Rum askerleri için dahi tazminat ödeyeceğiz. Tüm bu tazminatları ödeyebilmek için herhalde Trakya` y ı versek yine ödeyemeyiz. (Ya bizim şehitlerimiz? diye sormayın nasıl olsa onlar Türk` tü (!) ) " Ermeni soykırımını biz tanıdık. Siz de tanıyın, yoksa giremezsiniz!" diyorlar. Haklı olmamız veya bizim insanlarımızın soykırıma uğramış olması önemli değil. Önemli olan onların tanımış olmaları. Yoksa, "Sizi aramıza almayız." diyorlar. Diyelim ki tanıdık; bu kez haksız yere katil millet olarak damgalanacak ve korkunç tazminatlar ödeyeceğiz. Tazminatların peşinden toprak talebi de gelecek. (Ermenilerce şehit edilen atalarımız mı? nasıl olsa onlar Türk` tü (!) ) " Azınlıklar ve Din özgürlüğünde adım atmalısınız! " dediler. Henüz biz adım atmadan Misyoner radyolarını kurdular (İstanbul`dan dinlenebilen Müjde FM), her gün 24 saat Hıristiyanlık propagandası yapılıyor. Aynı derginin (TEMPO) 51. sayfasında da Watch Tower İncil ve Dua Örgütünün verilerine dayanarak Türkiye`de 1679 Protestan misyonerin görev yaptığını, 243 kişinin Hıristiyanlaştırılıp vaftiz edildiği belirtiliyor. Hepimiz bir gecede hıristiyanlaşsak bile bizi aralarına kabul etmezler. * " Özelleştirmeleri hızlandırın." dediler. Biz kıçımızdaki donumuzu bile satmaya kalkışıyoruz. (Atatürk Samsun`a çıktığında Madenler yabancılarda idi, Şehir hatları yabancılarda idi, Demiryolları, sanayii yabancılarda idi. (Hatta T. ÖZAKMAN Şu Çılgın Türkler kitabında Konya`dan askeri birliği taşıyan trenin makinistinin Rum olduğunu, Türklere bu işin öğretilmediğini yazar.) Artık kesinlikle eminim ki, biz de Efe`nin akıbetine uğrayacağız.. Deniz YILMAZ Sunuyu Hazırlayan Erhan ÖZSARAY
|