• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ATEŞNET
SİTE HARİTASI
Saat

DİNİ YİRMİ KURUŞA SATMAYANLAR


 DİNİ YİRMİ KURUŞA SATMAYANLAR
      Londra'daki caminin yeni imamı şehre gitmek için hep aynı otobüse biniyor ve çoğu zaman aynı şoföre rastlıyormuş.
      Bir gün, bilet alırken şoför yanlışlıkla 20 "kuruş" fazla vermiş. İmam yanlışlığı oturunca, parasını sayınca fark etmiş. Kendi kendine düşünmüş "20 kuruşu geri versem mi şoföre?"... Ama içinden bir ses diyormuş ki "çok küçük bir para ve şoförün zaten umurunda da değil.
      Otobüs şirketine 20 kuruş ne fark eder?. Bu parayı Allahtan gelen bir hediye gibi... düşünebilirim"
      İneceği durağa gelince, imam kalkmış ve fikrini değiştirmiş,  inmeden önce şoförün yanına gitmiş, 20 kuruşu geri vermiş ve demiş ki : "paranın üstünü fazla verdiniz."
      Şoför gülümsemiş ve demiş ki : "Siz camiinin yeni imamısınız değil mi?
      Aslında uzun zamandır sizi ziyaret etmek istiyordum caminizde, İslam'ı öğrenmek için ve bilerek size fazla para verdim nasıl tepki vereceğinizi görmek istedim."
  
      İmam inerken nerdeyse bacaklarını hissetmiyormuş, yere yığılacakmışçasına bir direğe tutunmuş ve kendine gelmeye çalışmış, gözlerinden yaşlar dökülerek gökyüzüne bakmış ve demiş ki:  "Allah'ım az daha İslam'ı 20 kuruşa satıyordum!"
           Bizler bu "fıkrayı", dini - siyasete, siyaseti- ticarete dönüştürenlere ibret olsun diye yayımlıyoruz.
 
    Siz hiç sarrafın bağırdığını duydunuz mu? 
Kıymetli malı olanlar bağırmaz.
Domatesçi, zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.
Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.
Düşünen bağırmaz. İnsan bağırırken düşünemez. 
Düşünemeyenler ise hep kavga içindedir.

SİZCE OKUMAYA DEĞMEZ Mİ?

Dursun, saatlerin geri alınacağını duyunca, evdeki tüm saatleri toplayıp Saatçi Temel'e gider.
.- Ula Temel, saatler geri alunacakmiş. Bizde evdeki saatleri 4 sene evvel senden satın aldığımız için sana getirdik.
Bunları geri alacaksun.
Temel kendinden emin bir şekilde:
- Öyle yağma yok. Bende duydum ama 1 saat geri alınacakmış. 1 tanesini alırım ama diğerlerini almam.

Nesli Tükenen İnsanlar

*Sigara içmeyen şehirler arası otobüs şoförü
*Siz istemeden fiş veren küçük esnaf..
*Arabasının üzerine bavullarını saran Almancılar
*Bu kıyafet size yakışmadı diyen tezgahtar,
*Emniyet kemeri takan taksi şoförü,
*Trafikte küfür etmeyen araç şoförleri,
*Kadınların dişilikten daha çok insan olduklarını düşünen erkekler ,
*Şarkıları, müzikleri ile sözlerini bağdaştırarak söyleyen şarkıcılar (günümüzde bu olay" altı şişhane üstü Kasımpaşa" niteliğinde),
*Verdiği üç kuruşu vergi zannetmeyen esnaf-tacir
*Yalan söylemeyen politikacı(böyle bir şey hiç oldumuydu ki)
*Bayramlarda el öpünce para veren yaşlılar...
*"Tabiî ki de" ve " atıyorum" demeden konuşabilen genç
*Traş olmuş ve koku sürmüş taksi şoförü
*Kapısında toplanmış kedileri uzaktan gördüğünde ne dükkanı olduğunu anladığın güvenilir mahalle kasapları,
*Siz söylemeden çiçek alıp gelen erkek arkadaş
*Yağmurlu ve karlı havalarda da sizi almaya can atan taksiler
*Yolların ve trafik kurallarının kendilerine özel olduğunu zannetmeyen sürücüler
*Sabah sabah tanımadığı insanlara günaydın diyerek gülümseyen insan türü
*İşi bilmeyen ama kendi hatalarını açıkça söyleyip, kabullenen patronlar
*Karısı çirkin ve şişman bile olsa, gözü ondan başka kimseyi görmeyen erkekler
*Bayan yolcuları dikiz aynasından dikizlemeyen muavin
*Altın günleri yerine evde oturup kitap okumayı tercih eden ev kadınları
*Yaya geçidinden geçen yayaları/yayayı görüp geçmesi için yavaşlayan hatta duran şoförler.
*Hep daha fazlasını istemeyen, sadece ve sadece halkını düşünen politikacılar.
*Sağa, sola manevralarda "sinyal" veren, etrafını kontrol ederek, gerektiği gibi araç kullanan, gereksiz klakson çalmayan, makasa girmeyen minibüs şoförü.
*Güler yüzlü devlet çalışanı. (Bu canlının soyunun tükenmesinde devlet etmeni büyük rol oynamıştır.)
*Bayan adı ve maili kullanarak kurbanın bilgisayarına girmeye çalışmayan erkek hacker türü. (HackeropatusKiddus)
*Belediye otobüsüne bindiğinizde selamınızı alan şoförler... (ben genelde günaydın falan derim de)
*Çayınıza kaç şeker attığınızı bilen arkadaşlar:-)
*Psikolojisi normal olan insanlar
*Hastanede görevi hastabakıcılık olup da hasta yakınlarından para almadan iş yapan bakıcılar..
*"Ağabey ben karşının şoförüyüm" yalanını söylemeden erkekçe "ağabey ben yeni başladım" diyen taksi şoförleri..
*Vatandaşı "oy pusulası" olarak değil de insan olarak gören politikacılar..
*Km. saati ile oynama yapmadan 2.el araç satan galericiler...
*Asıl görevlerinin büyük şirketlere eğitim vermek değil de, üniversite öğrencisi yetiştirmek olduğunu düşünen ve uygulayan Hocalar..
*5 dakika korna çalmadan ilerleyebilen minibüs şoförleri
*Simidini paylaşan amca...
*Sırtınızı sıvazlayan dost...
*İstemeden zam veren patron
*Dizini dövmeyen babalar
*Küfretmeyen Taraftar,
*Taraf tutmayan Hakem,
*Rüşvet almayan gümrük memurları
*Yerlere çöp ve sigara izmariti atmayan düşünceli insanlar

Cam Tavan Sendromu

Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görür.
Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar.
Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışır ama başlarını tavandaki cama çarparak düşer.
Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplar, tekrar başlarını cama vururlar.
Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çeker. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir.
Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır.
Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplar!
Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkanları vardır ama buna hiç cesaret edemezler.
Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı "hayat Dersi"ne sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkanları vardır ama kaçamazlar. *Çünkü engel artık zihinlerindedir*.
Onları sınırlayan dış engel kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel varlığını sürdürmektedir.
Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini gösterir. Buna "*cam tavan sendromu*" denir. Bir insanın gelebileceğine inandığı en üst nokta, onun cam tavanıdır. Cam tavanınız hayallerinizin tavan yüksekliğini gösterir.
Yapabileceğin, yapabileceğini düşündüğün kadardır.

KARTALIN YENİDEN DOĞUŞU!

Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşlarındayken çok ciddi ve zor bir kararı vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a
dayandığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle
de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir.
Gagası uzunlaşır ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve
ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması
iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartalın burada iki seçimden birisini
yapması gerekir. Ya ölümü seçecektir ya da yeniden doğuşun acılı ve
zorlu sürecini göğüsleyecektir. Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar
sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve
orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde yuvasında kalır.
Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya
vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer.
Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan
sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır.
Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini
yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 veya daha uzun süreli
bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir.
Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız.
Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski
alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorunda dayız.
Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin
yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlardan tam olarak yararlanabiliriz.
Geride kalanları unutmak ve önümüzde bizi bekleyenlere ulaşmak için hedefime doğru ilerliyorum.'
Graciela

***

Köyün birinde bir çukur varmış ve pek çok kişi içine düşüp yaralanıyormuş köyün ileri gelenlerinden üç kişi toplanmış ve çözüm aramaya başlamışlar.
Birincisi demiş ki:
Çukurun yanında bir ambulans beklesin ve düşenleri hemen hastaneye yetiştirsin
İkincisi...
Çukurun yanına hastane kuralım düşenleri yatıştırması vakit almaz
Üçüncüsü...
Kafanız hiç çalışmıyor. Gidelim hastanenin yanında bir çukur açalım:))))

***

Hayvanat bahçesinde duran yaşlı bir aslanla, özgür olan genç bir aslan arkadaş olmuşlar.
Genç aslan, "artık yiyecek peşinden koşmak istemiyorum" diyerek,
hayvanat bahçesindeki yaşlı aslandan, kendisini de hayvanat bahçesine aldırmasını istemiş.
Birkaç gün sonra, genç aslan da hayvanat bahçesine kabul edilmiş.
İlk gün yemekte, yaşlı aslana et, genç olana muz gelmiş.
Aynı şey ikinci gün de olmuş. 10-15 gün yemekler böyle olunca, genç aslan artık
sıkılmış ve yaşlı aslana sormuş:
..."Niye sana yemekte et veriliyor da bana muz veriliyor?"
-"Vallahi boşta aslan kadrosu yoktu, bakıcılarla konuştum,
seni maymun kontenjanından işe aldılar..."

TÜRKÇENİN EVRİMİ

Yıl: 1965
"Karşıma âniden çıkınca ziyâdesiyle şaşakaldım.. Nasıl bir edâ takınacağıma
hükûm veremedim, âdetâ vecde geldim. Buna mukâbil az bir müddet sonra
kendime gelir gibi oldum, yüzünde beni fevkalâde rahatlatan bir tebessüm
vardı.. Üstümü başımı toparladım, kendinden emin bir sesle 'akşam-ı
şerifleriniz hayrolsun' dedim.."
Yıl: 1975
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Ne yapacağıma karar veremedim,
heyecandan ayaklarım titredi. Ama çok geçmeden kendime gelir gibi oldum,
yüzünde beni rahatlatan bir gülümseme vardı.. Üstüme çeki düzen verdim,
kendinden emin bir sesle 'iyi akşamlar' dedim.."
Yıl: 1985
"Karşıma âniden çıkınca fevkalâde şaşırdım.. Nitekim ne yapacağıma hükûm
veremedim, heyecandan ayaklarım titredi. Amma ve lâkin kısa bir süre sonra
kendime gelir gibi oldum, nitekim yüzünde beni ferahlatan bir tebessüm
vardı.. Üstüme çeki düzen verdim, kendinden emin bir sesle 'hayırlı
akşamlar' dedim.."
Yıl: 1995
"Karşıma birdenbire çıkınca çok şaşırdım.. Fenâ hâlde kal geldi yâni.. Ama
bu iş bizi bozar dedim. Baktım o da bana bakıyor, bu iş tamamdır dedim..
Manitayı tavlamak için doğruldum, artistik bir sesle 'selâm' dedim.."
Yıl: 2006
"Âbi onu karşımda öyle görünce çüş falan oldum yâni.. Oğlum bu iş bizi kasar
dedim, fenâ göçeriz dedim, enjoy durumları yâni.. Ama concon muyum ki ben,
baktım ki o da bana kesik.. Sarıl oğlum dedim, bu manita senin.. 'Hav ar yu yavrum?'"
Yıl: 2026
"Ven ay vaz si hör, ben çok yâni öyle işte birden.. Off, ay dont nov âbi
yaa.. Ama o da bana öyle baktı, if so âşık len bu manita.. 'Hay beybi..'

KARINCA VE AĞUSTOS BÖCEĞİ

Ağustos böceği ve karınca fıkrasını, üç ülkeye göre üç farklı şekilde yazmışlar.
Çin versiyonu
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir. Ve kış gelir..
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, Ağustos böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür.
Fransa versiyonu
Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder.
Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın barlarda yazı geçirir..
Ve kış gelir..
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde sıcacık kışı geçirmeye hazırlanırken kapı çalar.
Bakar elinde bavulu ağustos böceği;
.-Naber aptal komşum?
Kışı geçirmek için Karaip Adaları'na gidiyorum da,bir isteğin var mı sorayım dedim.
Hadi bana eyvallah.
Türkiye versiyonu
Karınca bütün yaz çalışır evini, yiyeceklerini hazır eder.
Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın, çal oynasın yazı geçirir.
Ve kış gelir.
Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği bir basın toplantısı düzenleyerek, 'Etrafta onca aç ve üşüyen varken, karıncalar nasıl bir vurdum duymazlıkla sıcacık yuvalarında yaşayabiliyorlar' diye olayı kamuoyunun vicdanına sunar.
ATV, KANAL D, STAR zavallı aç ve açıktaki ağustos böceği ile karnı tok sırtı pek karıncanın resimlerini yan yana yayınlayarak tarafları tartışmaya davet eder.
Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır.
Nerededir bu devlet?
YBKD (Yeşil Böcekleri Koruma Derneği) 'nden bir temsilci ATV'deki TEKETEK proğramına çıkarak otuz yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır.
Dünyanın en tanınmış Nobel adayı yazarımız Orhan PAMUK ve tanınmış aydınlarımız olayı Avrupa düzeyinde protesto ederek Türkiye'yi kınarlar.
Konu Bakanlar Kurulu'nda tartışmaya açılır ve Başbakan KANAL D'ye verdiği özel demecinde 'Daha önceki hükümetler tarafından bunca yıldır sorunları göz ardı edilen değerli ağustos böceği kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içerisinde yaşamaları için gerekenler yapılacaktır. " der.
Diğer yandan Reha Muhtar karıncayı canlı yayına çıkararak,'Reklâmını yapmak için zavallı bir ağustos böceğinin içler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun?' diye bir güzel haşlar.
Ertesi akşam TEKE TEK'te ise 'Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nereye sakladın, öt çabuk' diye Fatih ALTAYLI' dan bir güzel dayak yer.
Karınca en sonunda çareyi yurtdışına kaçmakta bulur.
Ve ağustos böceği onun evine yerleşir, yiyeceklerine konar, eşyalarının üzerine yatar ve refah içerisinde gül gibi yaşar gider.
Ve güzel ülkemizde tarafsız ve doğrucu (!) medyamız sayesinde adalet yerini bulur. (mu?)

***

12 Eylül Döneminde Ali Baransal sadece TRT'nin değil, tüm basın yayından sorumlu olarak atanır. Bir gün gazetelerden birinde bir fıkra yayınlanır.
Kenan Evren bu fıkrayı görünce çılgına döner. Fıkra Şöyledir; Güney Amerika'da bir uzmana sormuşlar; darbe yapmak mı daha kolaydır, yoksa hıyar turşusu yapmak mı?
Uzman, soruyu cevaplamış; darbe yapmak daha kolaydır. Çünkü hıyar turşusu yapmak için aynı boy taze hıyarları seçeceksin, onları uygun kıvamda tuz, limon, sirkeli suyun içinde uygun süre bekleteceksin, vs, vs, oldukça uzun iş. Ama darbe yapmak için üç hıyarı yan yana getirmek yeterlidir.
Kenan Evren bu fıkrayı okuyunca derhal Ali Baransel'i çağırır, başlar kızmaya; bu ne rezalet, böyle bir saçmalığın yayınlanmasına nasıl izin verirsin, neden kontrol etmiyorsun.....
Ali Baransel ne olduğunu anlamak için gazetedeki fıkraya bir göz atar ve;
"Sayın paşam, boşuna üzülüyorsunuz, bakın burada üç hıyar diyor, beş hıyar demiyor ki"
Bunun üzerine Kenan Evren gazeteyi alıp fıkraya tekrar bakınca hak verir;
"Evet ya, doğru diyorsun, bir an fark edememişim

***

Yaşlı bir çiftçi trafik kazasında mağdur olduğu gerekçesiyle, mahkemede savunmak yapmaktaydı.
Kazaya sebep olan nakliye firmasının avukatı sordu:
-Kaza yerine gelen polis ekibine "İyiyim" demediniz mi?
Çiftçi ifadesine başladı:
-Traktörümün arkasında besili ineğim sarıkız ile birlikte giderken, bu nakliye şirketinin kamyonu......
Avukat sözünü kesti;
-Ayrıntıları sormuyorum, yalnızca şu soruya cevap verin.
Kaza terine gelen polis ekibine "İyiyim" Dediniz mi? Demediniz mi?
-Şimdi efendim, biz sarıkız ile birlikte giderken........
Avukat yine çiftçinin sözünü kesti ve hakime dönerek:
-Efendim, Bu adam kaza yerine gelen polis ekibine, kendisine durumunu sorduğu zaman "Çok iyiyim" demişti.
Şimdi aradan 3-4 hafta geçtikten sonra mağduriyetini öne sürerek, müvekkilimi dava ediyor.
Lütfen kaza sırasında iyi olduğunu söyleyip söylemediği konusunda ki soruma doğrudan cevap vermesini söyler misiniz?
Hakim:
-Bir dakika. Önce şu sarıkız hikayesini duymak istiyorum.
Çiftçi hakime teşekkür edip, ifadesini sürdürür:
-Bu nakliye şirketinin kamyonu traktörüme çarptığında, ben bir hendeğe, sarıkız başka bir hendeğe savrulduk.
Sersemlemiş bir halde yatarken, diğer taraftan sarıkızın yanık yanık böğürmelerini duyabiliyordum. Belli ki çok acı çekiyordu.
O sırada hemen oradan geçmekte olan polis ekibi durdu ve memurlardan birisi gidip diğer hendekte yatan sarıkıza baktı.
1 - 2 dakika sonra da tabancasını çıkarttı ve inlemekte olan sarıkızı iki kaşının ortasından vurdu.
Ardından elinde dumanı tüten tabancası ile yanıma geldi ve bana "Sen nasılsın Amca" diye sordu.
Siz olsanız ne cevap verirdiniz?

***

İşten gelen kadını, kocası evde beklemektedir. Hemen konuya girer:
-"Hayatım, hani sen aylardır daha pahalı bir evde yaşamak istediğini söylüyordun ya; müjde karıcığım, isteğin gerçek oluyor".,
"-"Gerçekten mi! Ne zaman taşınıyoruz, hemen hazırlanalım!"
.-"Hayır karıcığım, taşınmıyoruz. Ev sahibi kirayı arttırdı."

***

Günlerden bir gün, ülkenin haşmetli kralı, taşlı sert zeminin ayağını acıttığını söyleyip tüm krallığının her köşesinin sığır derisiyle kaplanmasını emreder.
Kralın bu fikrini duyan soytarısı bu karara kahkahalarla güler. Gülerken de 'ne kadar saçma, ne kadar gereksiz' der durur. Bunu duyan haşmetli kral, aşağılanmayı hem de soytarısı tarafından gülünç duruma düşürülmeyi hiç kabullenemez ve çok sinirlenir. "Derhal bana daha iyi bir seçenek göster ki seni affedeyim, yoksa öleceksin" der soytarısına. Soytarı kendisinden çok emin bir şekilde şöyle der: "Sevgili kralımız, niye bu kadar zor ve pahalı bir işe kalkışıyorsunuz doğrusu anlayamıyorum. Bütün krallığı sığır derisiyle kaplamak yerine, küçük bir sığır derisini kesip ayağınızı kaplayınız yeter" diye sözlerini tamamlar.

İNDİRİM

AYAKKABICI, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir
çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor
ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir
dükkan için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk
vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı.
Hem de güçlükle..
Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt
kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet
öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı
fırlayıp:
- Küçük!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller
bir harika!.
Çocuk, ona dönerek:
- Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım
doğuştan eksik.
- Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan
yok ki!. Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imânı.
Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:
- Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi.
Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:
- Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?
- Çok basit!. dedi, adam. Eğer imanımız yoksa, cennete giremeyiz. Ama
ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta
sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükafat görecekler...
Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar,
hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrini işaret ederek:
- Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin?
Çocuk, başını yanlara sallayıp:
- Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!.
- İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20
liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder.
Çocuk biraz düşünüp:
- Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki?
.-Amma yaptın ha! diye güldü adam. Onu sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım.
.- Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu.
 İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır.
Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!.
Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki
raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı.
 Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını
giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek
- Benim satış işlemim bitti!. dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum.
- Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.
Eski bir ayakkabı, para eder mi?
- Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan
haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder.
Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi.
Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:
- Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!..
Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu.
Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı.
Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç
duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
.- Babam haklıymış!. dedi. Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!.? demişti..
Cüneyt Süavi

***

Alman şairi Brecht'in, bir papazın ağzından yazılmış olan o ünlü şiirini bilmem hatırlar mısınız. Ben mealen hatırlıyorum:
"Naziler önce komünistleri tutukladılar; sıra nasılsa bana gelmez diye ses çıkarmadım. Sonra Yahudiler'i tutukladılar, yine bana sıra gelmez diye ses çıkarmadım. Sosyal demokratları tutukladılar, yine ses çıkarmadım. Sıra bana geldiğinde etrafıma baktım, benim tutuklanmama ses çıkaracak kimse kalmamıştı" diyordu Brecht.

Bir Bardak Sütün Hatırı

Howard, yoksul bir ailenin çocuğuydu ve okul giderlerini karşılamak için kapı kapı dolaşarak eşyalar satıyordu.
O gün, hiçbir şey satamamıştı ve karnı da çok açtı. Bundan sonra çalacağı ilk kapıdan yiyecek bir şeyler istemeye karar verdi. Kapıyı açan sevimli genç bayanı görünce utandı. Yiyecek bir şeyler yerine
- "Affedersiniz, bir bardak su rica edebilir miyim?" diyebildi yalnızca.
Genç bayan, çocuğun aç olabileceğini düşünerek kocaman bir bardak süt
getirdi ona. Çocuk, sütü yavaş yavaş içine sindirerek içtikten sonra
- "Çok teşekkür ederim, borcum ne kadar?" diye sordu genç bayana.
Genç bayan, "Borcunuz yok" diyerek, yüzünde sıcak bir gülümsemeyle devam etti;
- "Annem, gösterdiğimiz şefkat ve nezaket karşılığı olarak asla bir bedel
ödenmesini beklemememizi öğretti bize" dedi.
Çocuk "O halde çok teşekkürler, yürekten teşekkür ederim size" dedi.
Howard Kelly, evin önünden ayrıldığı zaman kendisini yalnızca bedensel
olarak değil, ruhsal olarak da güçlü hissediyordu.
Yıllar sonra genç bayan çok ender rastlanan bir hastalığa yakalanmıştı.
Yöredeki doktorlar çaresiz kalınca, hastalığı ile ilgili araştırmalar
yapılması için onu büyük kente gönderdiler.
Dr. Howard Kelly, konsültasyon yapması için çağrıldığı hastanın hangi
kasabadan geldiğini duyunca heyecanlandı. Artık genç olmasa da yıllar önce
kendisine sevgiyle yaklaşan bayanı ilk gördüğü anda tanımıştı ve onun
yaşamını kurtarmak için elinden geleni yaptı.
Uzun süren tedaviden sonra bayan sağlığına kavuştu. Dr. Kelly,
denetlemesi için önüne getirilen faturaya şöyle bir baktı ve üstüne
bir şeyler yazarak zarfın içine koydu ve hasta bayanın odasına gönderdi.
Kadın elleri titreyerek aldı zarfı eline. Açmaya korkuyordu...
Hastane faturasını asla ödeyemeyeceğini ve geri kalan yaşamı boyunca bu faturayı ödemek için çalışacağını biliyordu.
Sonunda zarfı açtı ve faturaya iliştirilmiş bir not dikkatini çekti.
Kâğıtta şunlar yazılıydı:
- "Hastane giderlerinin tamamı bir bardak süt karşılığı ödenmiştir.".

Çocukluk........

...... Babası İspanya'nın en ağır siyasi cezalarının verildiği bir hapishanede mahkumdu küçük kızın. Fırsat bulduğu her hafta sonu babasını ziyaret için annesiyle birlikte hapishaneye giderdi. Yine bir ziyarete giderken babası için çizdiği resmi yanında götürdü ancak hapishane kurallarına göre özgürlüğü çağrıştıran her türlü şeyin mahkumlara verilmesi yasaktı. Bu sebeple kağıda çizdiği kuş resmini kabul etmemişler ve oracıkta yırtmışlardı...
Çok üzülmüştü küçük kız...Babasına söyledi bunu, o da "üzülme kızım, yine çizersin; bu sefer çizdiklerine dikkat edersin olur mu?" dedi.
Küçük kız diğer ziyaretinde babasına yeni bir resim çizip götürdü. Bu sefer kuş yerine bir ağaç ve üzerine siyah minik benekler çizmişti. Babası keyifle resme baktı ve sordu:
"Hmmm!Ne güzel bir ağaç bu! Üzerindeki benekler ne? Portakal mı?
Küçük kız babasına eğilerek, sessizce:
"Hşşşşt! O benekler ağacın içinde saklanan kuşların gözleri!....."
EĞER UZAKTAN KUMANDALI ARAÇ ANAHTARINIZI ARACINIZDA KİLİTLİ UNUTURSANIZ:
Aracınızın yedek anahtarı başka birinde varsa, (aradaki mesafe ne olursa
olsun) o kişiyi cep telefonunuzla arayın.
Aracınızın kapısına 25-30 cm uzakta cep telefonunuzu tutun, karşı taraf da
yedek anahtarın açma düğmesine (cep telefonuna yakın bir mesafede tutarak) bassın. Kapınız açılacaktır.
Bagaj için de geçerlidir.

***

80'li yılların sonların da bir Beşiktaş-Bolu spor maçı sırasında Hakem, Beşiktaş 'in net 2 golünü vermez, Bolu spor 'a havadan bir penaltı verir. Maç çığırından çıkmıştır. Beşiktaş 'lılar neredeyse sahayı terk etmeyi düşünürler. Bolu spor 2. golü de atar.
Metin TEKİN santrayı yapmaz bekler.
Hakem düdüğü bir daha çalar, ama Metin hala topa dokunmaz.
Hakem, "Metin neden başlamıyorsun ?, Bak kart çıkartırım !" der.
Metin cevap verir: "Hocam sahanıza geçin de başlayalım"
Show TV 'deki Ateş Hattı programında Reha MUHTAR, Prens Charles'ın Müslüman olduğu yönündeki
söylentileri eleştirmektedir. Konuyu Diyanet İşleri Başkanı ile tartışmaktadır:
- Efenim Prens Charles 'ın müslüman olduğunu söylüyorlar. peki ama öyle bir adamdan müslüman olur mu?
- Olur tabi neden olmasın?
- Ama efenim nasıl olur?
- Reha bey siz müslüman mısınız?
- Tabi müslümanım efendim.
- Siz namaz kılıyor musunuz?
- Hayır.
- Oruç tutuyor musunuz?
- Hayır.
- İçki içiyor musunuz?
- Evet.
- E sizden nasıl müslüman oluyorsa, ondan da en az sizin kadar müslüman olur.
Fatih ALTAYLI, Erman TOROĞLU için
F.A.: "o kabzımal futboldan ne anlar ki" deyince
E.A.: "ben eski futbolcu ve hakemim futboldan anlarım, kabzımalım hıyardan da anlarım"
Hülya AVŞAR: "Hiç aynaya baktın mı? Sen de popstar hali var mı?"
Ajdar: "Aynaya değil ama size bakınca kendimi bayağı star gibi hissediyorum"

ÜLKEMİZDE GUINNES REKORLAR KİTABINA GİRECEK ADAYLAR

REHA MUHTAR-Yetişkin, sağlıklı bir sığırı 4 soruda yere yıkma rekoru.
TANSU ÇİLLER- 1 cümle içinde en çok pot kırma rekoru.
DENİZ BAYKAL -Baraj altında en çok kalma rekoru.
HINCAL ULUÇ- Kahkaha atarak cam sürahi parçalama rekoru.
FATİH TERİM- İtalya'da 1 sene içinde 2 kere tahta geçip 2 kere tahttan
indirilen tek imparator olma rekoru. Ayrıca, sadece mimiklerini kullanarak
bir maçı başından sonuna anlatabilme rekoru.( Uzatma ve penaltılar dahil )
BEYAZ- Çağla'dan ayrılabilme rekoru.
VJ'LER- 10 dakikada 20 kere "evet"le başlayan cümle kurabilme rekoru.
HÜLYA AVŞAR- Bir koltuğa bostan tarlası sığdırma rekoru.
BANU ALKAN- Şarkı söyleyerek bir göl dolusu kurbağı kaçırma rekoru.
MAİL BÜYÜKERMAN- Konusu ne olursa olsun her soruya mankenlerden bahsederek cevap verebilme rekoru.
AJDA PEKKAN- Hiçbir vesikalık fotoğrafı birbirine benzemeyen kadın rekoru.
MUSTAFA TOPALOĞLU- Uzaya çıkmamış tek uzaylı rekoru.
OKAN BAYÜLGEN- 2 saatlik bir canlı yayında en çok insan aşağılama rekoru.
ORHAN PAMUK- En çok sattığı halde en az okunan yazar olma rekoru..
ERKAN MUMCU- En hızlı çıkış, en hızlı fırça yeme ve en hızlı özür dileme rekoru.
MUSTAFA DENİZLİ- Bir sonraki sezonun Avrupa maçları için bu sezon 6
Şampiyonlar ligi maçında takımı saklama rekoru.
AHMET ÇAKAR- Telegol programının 1 dakikasının bile olaysız ve gerilimsiz
geçmemesini sağlama rekoru.
DEMİREL- 40 yıl ülke yönetip hiçbir terslikten sorumlu bulunmadığını ve, ülke
için hala umut olduğunu iddia edebilme rekoru

SOĞUK ESPRİLER

Aaaa çok fiyakalı bir elbise. Bak benimkisi de V yakalı.
Abi beni niye anlamıyon.
Sende idrak yolları enfeksiyonu mu var?
Abi dün bir kızı cafede kesmiştim; kız kan kaybından ölmüş...
- Abi sen kaptan mısın?
- Evet, kaptanım.
- Peki hangi kaptan? Su kabı mı yoğurt kabı mı?
Adam yerde elli bin bulmuş, aramış durmuş ayaklı bin bulamamış.
Adamın biri anayoldan gidiyormuş, arkadaşı ise babayoldan.
Adamın biri ata binmeye bayılıyormuş.
Bir gün bir at görmüş, binmiş ve bayılmış.
- Adamın biri bakkala bir adres sormuş, kendini Bağdat'ta bulmuş, neden?
- Çünkü sora sora Bağdat bulunurmuş.
Adamın biri devamlı ekmek çarpsın diyormuş; ekmek kamyonu çarpmış.
Adamın biri tuvalete yapmış, karısı baloya gidememiş.
Adamın biri "yarın ölecem" demiş. Adamı yarmışlar, ölmüş.
Adamın biri yatmış, karısı da tekne...
Adamın gözleri dolmuş. Ayakları taksi.
Adamın kolu şişmiş, bacağı da pirzola.
- Adamın tekinin kalbi çalışmıyormuş, neden?
- Çünkü adam taş kalpliymiş.
Adamın telefonunun şarjı dolmuş, arkadaşının ki ise taksi.
- Adaya gidelim mi?
- Hangi ada?
- Lambada!
Akıllı ol, B kıllı olma!
Allah bana "yürü ya kulum" dedi. Arabayı sattım.
Annem unu eledi, finale çıktı.
- amca, senin oğlun toptu ya.
- eeee
- Şimdi de tüfek olmuş.
Anneeee ben gidiyorum, öğlene dönerim, akşama iskender!
- Arkadaşlar telefonlar dinleniyormuş...
- İyi iyi dinlensinler; zaten çok yorulmuşlardı...
Atı alan Üsküdar'ı geçti. Biz takibe devam ediyorum merkez, tamam!..
-Ayakkabın kaç numara?
- 42, niye sordun?
- İyi, şu sigaraya bassana...
Bağırsak kurtları bağırsakta yaşarlar, bağırmasak da.
- Balık baştan kokar, neden?
- Çünkü ayakları yoktur.
Bana yamuk yapma! Ama kare, çember falan yapabilirsin.
Bebeğin tekine TIR çarpmış ama bebek ölmemiş, neden? Çünkü bebeğin bezi bariyerliymiş
-Bebeğiniz altına yapıyorsa ne yapmalı?
-Ters çevirin üstüne yapsın.
Ben ettim sen etme! Bırak tuvalet temiz kalsın.
- Beni çok kızdırdın, sana şimdi çok ağır bir laf söyleyeceğim.
- Yok ya, ne söyleyeceksin...
- Ton.

Komik Telesekreter Mesajları

"Merhaba.. karım ve ben şu an size cevap veremiyoruz.. Ama numaranızı bırakırsanız işimiz biter bitmez sizi ararız.."
"Merhaba!! Biz Jim ve Sonya'yiz.. Şu anda telefonu açamıyoruz çünkü
yapmayı çok sevdiğimiz bişeyle meşguluz... Sonya'nın tarzı yukarı aşağı, benim tarzım soldan sağa ve yavaş yavaş... Neyse siz mesajınızı bırakın, biz dişimizi fırçalamayı bitirince sizi ararız.."
"Merhaba..Ben John.. Telefon şirketinden arıyorsan, faturanızı ödedim merak etme... Anne Baba eğer sizseniz, bana acilen para gönderin..
Yatırım danışmanım eğer arayan sensen, bana yeteri kadar para göndermemişsin.. Erkek arkadaşlarımdan biriysen, bana borcun var ve
hala paramı vermedin..Kız arkadaşlarımdan biriysen, hiç endişelenme bende para bol"
"Merhaba.. şimdi de sen bişey söyle.."
"Merhaba.. ben şu anda evde diilim ama telesekreterim evde, benim yerime onunla konusun..şimdi size biiip diycek"
"Merhaba,ben David'in telesekreteriyim siz kimsiniz??"
"Merhaba!!! John'un telesekreteri bozuldu.. Ben buzdolabıyım..."
"Merhaba.. bu konuşan bir makinedir.. Ben mesajları anlayabilirim..
Sahiplerim çok temiz insanlardır.Evimiz çok zevkli döşenmiştir..Bir sürü yardım kurumuna bağışta bulunmuşlardır.. Hey hala ordaysanız mesaj bırakın, onlar sizi geri arıycak kadar naziktirler"
"Bu bir telesekreter değildir.. Bu bir telepatik düşünce okuma makinesidir. Bip sesinden sonra adınızı, neden aradığınızı ve numaranızı düşünün, ben de sizi aramayı düşünücem"
"Merhaba.. Büyük ihtimalle evdeyim ama hoşlanmadığım birinin
aramasından korkuyorum.. Mesajınızı bırakın, size geri dönmezsem demek ki o korktuğum sizsiniz"
"Merhaba.. ben George!! Şu anda size cevap veremiyorum.. Mesajınızı bırakın, ben size geri dönene kadar telefonun başından ayrılmayın"
"Lütfen sinyalden sonra mesajınızı bırakın.. Yine de sessiz kalma hakkınız var.. Çünkü söylediğiniz herşey kaydedilecek ve aleyhinize delil olarak kullanılacaktir...""

DÜNYANIN EN KISA MASALI

Bir zamanlar bir adam bir kıza evlenme teklif etmiş.
Kız "Hayır" demiş.
Adam da sonsuza dek mutlu yaşamış...

***

Bizim marangoz Temel, ahşap bir binanın restorasyonunda çalışmaktadır. Elinde testere ile ikinci katın iskelesinde çalışırken görünmez bir kaza meydana gelir ve testereyi kaydırarak bir anda yanlışlıkla kulağını keser. Kulak da aşağıya düşer. Kulağını görmek ümidiyle aşağıya bakar ve orada çalışan işçilere seslenir:
'Hey beyler aşağılarda bir kulak gördünüz mü?'
Şaşkın işçiler şöyle bir etraflarına bakarlar ve kanlar içinde bir kulak bulup bizim Temel'e gösterirler:
'Bu mu?'
Temel aşağı doğru eğilip gözlerini kısar:
"Yok yav, benimkinin arkasında kalem olacaktı"

***

On beş yıllık kasaptı. Çevresindeki hiçbir kasabın, onun kadar iyi et satmadığı söylenirdi. Çok meraklı bir adamdı doğrusu. Satacağı hayvanları kendi eliyle seçer ve yine kendi keserdi.
Müşterileriyle sohbet ederken:
- şimdiye kadar yüzlerce hayvan kestim!. derdi. Benim için hayvan kesmek, karpuz kesmek gibidir.
Kasap, yılların vermiş olduğu alışkanlıkla koyunları beş dakika içinde, sığırları ise yirmi dakikada kesip parçalar ve canlı bir hayvana bakarak, ondan kaç kilo et çıkacağını şıp diye söylerdi.
Fakat, ah şu kuzular yok muydu? Hele son zamanlarda, onları kesmeye bir türlü eli varmıyordu. Kuzu eti isteyen müşterilerine:
- Bırakın şu hayvancıkları büyüsünler!. diyordu. Başka bir et yeseniz, ne olur sanki?
Eski müşterileri, kasabın bu sözünden bir şey anlamıyordu. Öyle ya, şimdiye kadar dükkandan kuzu eti eksik olmamıştır. Oysa ki adam, bu sözleri boşuna söylemiyordu. Çünkü kuzu denince, gözlerinin önüne altı aylık yavrusu geliyordu. Kıvırcık saçlı, kara gözlü bir kızdı bu ve kasap onu, belki de ağzı alıştığı için "kuzum" diye seviyordu.
Aradan aylar geçti. Kasap, bu süre içinde müşterilerinin giderek azaldığını fark ediyor ve bunu, kuzu eti satmamasına bağlıyordu. Sonunda pes ederek:
- Aman yahu!. dedi. Benden başka yufka yürekli kalmadı mı? Keserim olur biter.
Ertesi gün, diğer hayvanlarla birlikte bir tane de kuzu aldı. Önce danayı, sonra koyunu kesti. Bunları parçalarken son derece ağır davranıyor ve kuzunun kısa ömrünü, sözde birkaç dakika daha uzatmış oluyordu.
Sıra ona geldiğinde, önemsiz bir iş yapıyormuş gibi, aklına ilk gelen şarkıyı söylemeye başladı. Kuzu, olup bitenleri bir oyun zannediyor ve bağlı olmasına rağmen yerinde zıplıyordu. Kasap kuzuyu yatırıp bıçağa uzanırken, parmağında bir sıcaklık hissetti.
Ve eline baktığında, öylece donakaldı.
Kuzu onun parmağını, annesinin memesi zannederek emiyordu...
Cüneyd Suavi

***

Kazım Kanat: Aziz Yıldırım, entelektüel, göründüğü gibi olmayan...
Ahmet Çakar: Bence Aziz Yıldırım, hiç entelektüel bir insan değil. Entelektüel ne demektir? Entelektüelin bana bir tarifini yap!
KK: Sen sorunun cevabını biliyor musun?
AÇ: 3 kulüp başkanının 3'ü de entelektüel değildir! Entelektüel ne demektir?
KK: Sen emin misin? Sen sorduğun sorunun cevabını biliyor musun? Çok ciddi ya! Özhan Canaydın entelektüel değil diyorsun...
AÇ: Değil tabi. Entelektüel nedir bana onu söyle!
KK: Karşında oturuyor.
AÇ: Kim?
KK: Ben! (Gürcan Bilgiç'ten bir kahkaha)
AÇ: Sen kısmen entelektüelsin lafım yok. Her pazar Günaydın'daki yazılarını okuyorum. Kısmen entelektüel, birazcık dolma kalem gibi arkadan doldurulmuş, kısmen derinliği olmayan ama kısmen de olan... Yanlış anlama beni, kısmi entelektüel tarafın var senin!
Gürcan Bilgiç: Nasıl yanlış anlamayacak ya Ahmet Abi! (Bir kahkaha daha)
KK: Doğru anlıyorum.
AÇ: Kötü bir şey demedim ki ben sana.
KK: O kısmi kısmını anladım da, o yarım olan bölüm ne, boşluk nerede?
AÇ: Nasıl?
KK: Boşluk olan bölüm nerede?
AÇ: Benim anladığım entelektüelin tam numunesi sen değilsin. Ama sen böyle ufak ufak giriyorsun.
KK: Bir tane numune örnek versene!
AÇ: Aziz Yıldırım, Özhan Canaydın, Yıldırım Demirören entelektüel falan derseniz gülerim size. Entelektüel olmak o kadar kolay mı ya!
KK: Bir tane örnek ver bakayım ülkeden! Orhan Pamuk mu diyeceksin?
AÇ: Yok canım Orhan Pamuk falan değil ya! Şimdi ben sana entelektüel örneği vereyim mi basından?
KK: Ver. Hıncal Uluç!
AÇ: Hıncal Uluç. Hatta Haşmet. Tamam, sporu çok fazla bildiği tartışılır. Ama Haşmet bir entelektüeldir.
KK: Elbette. O ayrı bir konu. Bana göre Hıncal Abi...
AÇ: Entelektüeldir...
KK: 100 yıllık tarihi bilmem ama son 40 yılında, ki 80-90 yaşındaki o entelektüel Ebcioğlu'larla, Erbulak'larla, Kemal Tahir'lerle tanışmış biri olarak söylüyorum Hıncal Abi, inanılmaz bir entelektüel.
AÇ: Seninle entelektüel tanımımız bire bir örtüşüyorsa, sen Hıncal Bey'e entelektüel diyosan, Yıldırım Demirören'e de entelektüel diyosan...
KK: Entelektüel insanlar...
AÇ: Ben sana entelektüel demem o zaman!
KK: Entelektüel olmada bir ölçü var, bir sınır var.
Ersin Düzen: Bu entelektüel tartışmasına bir nokta koyalım da...
AÇ: Çok da önemli değil ya. Entelektüel olmamak ayıp bir şey değil ki...
Dr. Murat Kınıkoğlu
Grip aşısı mı?..
Adımın 'ilaç düşmanı doktor'a çıkmasına ramak kaldığını biliyorum. Bu yüzden 'vitaminlerin faydaları!' ile ilgili bir makale yazmaya karar vermiştim ki İngiltere'de yaşayan bir hastam kontrole geldi. Dönmeden önce grip aşısı olmak istiyormuş. 'Neden İngiltere'de yaptırmıyorsun?' dedim. 'İngiltere'de grip aşısı olmak çok zor...' dedi. Öyle buradaki gibi eczaneye gidip 'Kalfa...yap bana bir aşı, tazesinden olsun...' diyemiyormuşsunuz. Bir-iki doktor gezip de aşı olamayınca 'Nasıl olsa Türkiye'ye gidiyorum orada yaptırırım...' demiş. İngiliz ekonomisi zorda olduğu için kısıtlamaya gitmiş olabilirler! diye düşündüm. Belki de tıptaki gelişmeleri bizim kadar yakından takip etmiyorlardır kim bilir... Neyse efendim.. Hasta gittikten sonra gazetelere göz atarken bir haber gözüme ilişti. 'Çok yakında aylarca etkisini sürdürecek grip salgınında 700 bin kişinin yaşamını yitirebileceğine dikkat çekiliyor...' ve birkaç sayfa sonra bir başka haber 'yeni grip aşısı piyasaya verildi...' Tamam dedim 'korkut-sat kampanyası' başladı...
Fıkrayı bilirsiniz. Şehrin zengini, dedikoduculuğu ile meşhur birini yemeğe davet etmiş. Başlamadan da adama bir kese altın verip 'Senin dedikoducu olduğunu söylediler, al bu altınları, sakın ha benim hakkımda konuşma...' demiş. Gözleri parlayan adam 'Baş üstüne efendim...' deyip keseyi cebe atmış. Yemeğin sonunda ortaya bir tepsi baklava ile turşu getirmişler. Ev sahibi başlamış baklavayla turşuyu birlikte yemeye. Bir turşu, bir baklava atıyor ağzına. Dedikoducu adam bakmış bakmış sonunda 'Aman beyim demiş al sen şu altınlarını geri, ben bunun dedikodusunu yapmazsam çatlarım...' İşte benimki de o hesap; tam grip aşılarının piyasaya verildiği güne denk gelen 700 bin ölümlü grip haberi üzerine ben de kendi kendime 'ne derlerse desinler bu konuyu yaz' dedim....
Efendim taze aşılar piyasaya verildi... Bundan sonraki iki-üç ay boyunca her gün gribin ne kadar öldürücü ne kadar korkunç bir hastalık olduğunu okuyup duracaksınız... Önce salgın tehdidi haberleri, sonra kuş gribi haberleri artacak. Zaten kötü senaryolardan bıkmışsınız, PKK, ekonomi, işsizlik, irtica... 'Bari...' diyeceksiniz...'Bu kadar felaketin arasında bir de grip olmayayım...' Haydi doğru eczaneye...
Sevgili okurlarım, ilaç firmaları ve yoğurtçular; halk arasında 'her kolesterolü olan ilaç kullanmalı' şeklinde 'yanlış' bir genel kanı oluşturmayı başardılar. Şimdi de aşı üreticileri 'herkesin grip aşısı olması gerekir' şeklinde gene yanlış bir düşünceyi topluma yerleştirmeye çalışıyorlar. Grip aşısı 'herkesin' olması gereken bir aşı değildir. 'Bizim ülke için grip aşısı değil 'Hepatit B' aşısı önemlidir...'

DURDUK YERE GRİP AŞISI

OLMAYIN....

1. Grip geçiren kişinin vücudunda o virüse karşı koruyucu antikorlar oluşur ve bir daha aynı virüsle karşılaştığında etkilenmez. Nietzsche'nin 'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar...' dediği gibi geçirdiğiniz her gripten daha güçlü çıkarsınız. Bu yüzden grip olmaktan korkmayın. Tavuk suyuna çorba, nane limon, ıhlamur için, bol bol sebze meyve yiyin, en önemlisi, istirihat edin, biraz tembellik yapıp gribin tadını çıkarın...
2. Çocuklarınıza 'doktoru özellikle önermedikçe' grip aşısı yaptırmayın. İçeriğindeki 'thimerosal' katkı maddesinin civa içerdiğini ve çocuklar için neuro-nefrotoksik olabileceğini unutmayın...
3. Grip aşısının aşı yerinde şişlik, kızarıklık ve ağrıya, nadiren de olsa bizzat kendisinin grip benzeri bir hastalığa yol açabileceğini bilin. Occulo-respiratory sendrom dediğimiz bu durumda hırıltılı öksürük, gözde kızarma, ateş ve kas ağrıları ile grip benzeri bir tablo ortaya çıkar.
4. Grip aşısının özellikle yumurta alerjisi olan kişilerde nadiren ürtiker ve anaflaktik şoka neden olan alerjik reaksiyonlar yapabileceğini bilmenizde fayda var...
5. Unutmayın ki grip aşısı sadece seçilen bazı grip suşlarına karşı koruma sağlar. Aşı olmanız 'kesinlikle grip olmayacağınız' anlamına gelmez.
Peki kimler aşı olacak? FDA, basit bir gribin hayati risk oluşturacağı kadar düşkün ve yaşlı insanların, astımlı ve kronik bronşitli hastaların, kalp hastaları, böbrek hastaları, şeker hastalığı, AIDS gibi kronik hastalığı olanların grip aşısı olmasında fayda olduğunu söylüyor.
İlginç Tesadüfler...
Adnan Kahveci- Eski Maliye Bakanı. Dedi ki;
"Bizim bağımsız olmamız için Amerika ve IMF'den kurtulmamız lazım.."
2 gün sonra trafik kazasında öldü.
Bedri İnce Tahtacı Saadet Partisi Gaziantep milletvekili. Dedi ki;
"Amerika en büyük engeldir bu ülkeye; istediğini başbakan
yapar, istediğini cumhurbaşkanı yapar"
5 gün sonra Antep'e giderken trafik kazasında öldü!
Eşref Bitlis- Jandarma Komutanı. Dedi ki;
"Amerika'nin Incirlik'ten kalkan uçaklari pkk'ya yardım atıyor"
4 gun sonra -60 dereceye kadar dayanıklı olan helikopter ile
Siirt'e giderken helikopteri düştü ve öldü..! (Kaza nedeni
Helipkopter motorlarının buzlanması! Oysa
Siirt'te o esnada hava soğukluğu -11 idi)
Recep Yazıcıoğlu Denizli Valisi. Denizli'de kanun çıkardı;
"Artık bundan sonra cafe ve benzerı yerler Ingilizce isim kullanmayacak,
yani cafe deği kahve yazılacak" dedi vee..
>1 hafta sonra Ankara'ya giderken trafik kazasında öldü!
TBMM - 1 mart tezkeresine ret oyu verdi. 3 gün sonra
İstanbul'un göbeğinde bombalar patladı.
Kac kisi öldü?

***

“Tıpkı kalabalık bir asansördeymişcesine, birbirimize değmeden yaşıyoruz. Her birimiz kapıya doğru dönmüş, ellerini ya önünde birleştirmiş ya da iki yana sıkıca yapıştırmış, kimseye dokunmamaya ve dokunulmamaya çalışarak.
Kat ışıklarını takip eder gibi, tek bir yöne bakarak ve her türlü iletişimin önüne baştan geçerek. Yalnız kaldığımız nadir anlarda aceleyle asansörün aynasında kendimize bakar gibi, arada bir içimizi yoklayarak ve her seferinde kendimizde bir şeyi beğenmeyerek, yalnızlık duygusu daha bir artarak.
Ara sıra duyduğum tipik asansör müziğini, sokaklarda yürürken de duyuyorum sanki:
“Yalnızsın, ama korkma, kalabalığın arasındasın. Meraklanma, herkes senin kadar yalnız. Endişelenme de, kimse dokunmayacak sana. Diğerleri de senin kadar korkak. Hiç kimsede de; ‘Ben geldim. Beni dinler misin? Tanımaya çalışır mısın?’ diyecek cesaret yok. Aman sakın, gözlerini yana kaydırma. Dümdüz, duygusuz bir ifadeyle sabitle bakışlarını.
Asansör durunca da hızla hareket edip, ayrıl asansörden, veyahut yoldaysan, sert, kararlı adımlarla yürü yolunda, nereye gideceksen. Sanki çok önemli bir işin varmış, kime, nereye gideceğini biliyormuşsun gibi.’
(...)
Korkmayın yanlış insanlara rastlamaktan veya incitilmekten. Doğrusu benim de ödüm patlıyor sizler gibi. Yine de denemek, inanmak istiyorum, çünkü çok basit bir matematik hesabım var benim. Terapiye başvuran herkes; ‘yalnızlıktan, iletişimsizlikten ve anlaşılamamaktan’ şikayetçi değil mi? Evet! İçerideki her başvuruya karşılık, dışarıda yüzlerce insan aynı şikayetlerden yakınmıyor mu?”
(Psikoterapist Jülide SEVİM’ in bugünkü hayatımızı anlatışı...)
Temel'in Gazetesi
Temel bir dag basinda oturuyormus ve en büyük zevki günlük gazete okumakmis fakat tembelmis ve gazete alabilecegi tek yer oturdugu dagin etegindeki bakkalmis. Bu is icin hep Fadimeyi gönderirmis. Fadime birgün sıkılmıs ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almis. Ve pazartesi günü bir gazete verip digerlerini saklamis. Ertesi gün Temel gazete isteyince dün aldigi gazetelerden birini ben cikiyorum deyip islerini hallettikten sonra cikarip vermis. Çarsamba günü yine Temel gazete istemis Fadime yine islerini halledip temele gazeteyi vermis. Persembe günü yine Temel gazete istemis Fadime yine vermis. Aksama dogru Temel Fadimeyi cagirip
"Fadime" demis.
"Dünyada ne salak insanlar var; dört gündür ayni adam ayni yerdeki agaca arabasini carpiyor"

***

HZ.ALI'NIN ağabeyi Cafer b. Ebu Talib'in oğlu Abdullah, sıcak bir günde, bir
kabilenin hurmalığına inmişti.
Abdullah burada dinlenirken, hurmalıkta çalışan köleye, yemek vakti üç parça
ekmek geldiğini gördü. Adam ekmeklerden birini ağzına götürmek üzereydi ki,
birden önünde açlığı her halinden belli bir köpek belirdi.
Köle elindeki ekmeği köpeğin önüne attı. Köpek ekmeği derhal yedi.
Köle ekmeğin ikinci parçasını da attı. Köpek bunu da bir kerede sildi süpürdü.
Köle bunun üzerine üçüncü parçayı da köpeğe verdi. Kalkıp, yeniden işine
dönmek üzereydi ki, olup biteni uzaktan seyreden Abdullah, yaklaşıp sordu:
"Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne kadardı?"
Köle sıkılarak cevap verdi:
"Işte bu üç parça ekmek."
"O halde neden kendine hiç ayırmadın?"
"Baktım ki, hayvan çok aç. O halde bırakmak istemedim."
"Peki sen ne yiyeceksin şimdi?"
"Oruç tutacağım."
Bunun üzerine, Abdullah b. Cafer, köleden sahibini, evinin nerede olduğunu.. sordu. Sonra da gidip adamdan bu hurmalığı içindeki köleyle birlikte satın aldı.
Sonra döndü, köleye bu tarlayı ve onu sahibinden satın aldığını söyledi ve ekledi:
"Seni azad ediyorum. Bu hurmalığı da sana hediye ediyorum."
Cömertliğiyle meşhur Abdullah b. Cafer, kendisinden daha cömert birini tanıyıp tanımadığı sorulduğunda, bu olayı anlatır ve:
"Ama o köpeğe topu topu üç parça ekmek vermiş; sense ona koskoca bir hurmalığı ve hürriyetini vermişsin" dediklerinde, şu karşılığı verirdi:
"Ama o elindeki herşeyi verdi; ben ise elimdekinin bir kısmını..."

***

Mekke yi ziyaret eden yemenli tüccarlar, o esnada kabede Hatice ile namaz kılmakta olan risaletpenah efendimizi (sav) görürler. yemenliler yanlarındaki mekkelilere hitaben "ne yapıyorlar bunlar dininizi mi değiştirdiniz yoksa?" diye sorarlar. müşrikler ise " elbette hayır böyle bir şey olmadı. yalnız şuradaki adam muhammeddir ve vahiy aldığını iddia ediyor.
Kendisine bir haller oldu. delirdiğini düşünüyoruz. atalarımızdan gelen her şeyi reddediyor" diye karşılık vermişler. yine yemenli tuccar "şu yanındaki kadın kimdir?" diye sorunca mekkeliler "o da haticedir. buranın soylu kadınlarındandır. simdi muhammedle evli. ticaret yapıyor. o da kocasına uydu." cevabini verirler.
Yemenli tüccar bu cevabi duyunca mekkelilere donup " yemin olsun ki bu adamın dini bütün Arabistan saracak. bunca zamanlık karisi, ayni yastığa bas koyan kadın, onun deli olduğunu anlamadı da siz mi anladınız!" der...
sonuç olarak..
ailenin yanyana geldiği her eylem yeryüzünü sarsacak kadar güçlüdür..
Yeter ki omuz omuza duralım..                                                            Alıntıdır.

Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam116
Toplam Ziyaret1198772
Hava Durumu
Anlık
Yarın
21° 6°

ATEŞ’TEN SÖZLER

AHMET ATEŞ (KENDİSİNE LAYIK GÖRMEDİĞİNİ DOSTLARINADA LAYIK GÖRMEYEN ...). İSTER KULAK VERİN İSTER VERMEYİN. İSTERSENİZ AHMET ATEŞ DE KİM OLUYOR DEYİN. DOĞRU YOLU GÖSTERMEK BİZDEN YÜRÜYÜP YÜRÜMEMEK SİZDEN. Ateş

BU MİLLET ŞUNU İYİ BİLSİN Kİ; TAŞLANMAMAK İÇİN DE OLSA, ASLA MEYVESİZ AĞAÇ OLMAYACAĞIM. Ateş

ATEŞ' İ SEVMEYEBİLİRSİNİZ, SEVMEK ZORUNDA DA DEĞİLSİNİZ. UNUTMAYINIZ Kİ DÜŞMANINIZDAN BİLE ÖĞRENECEĞİNİZ ÇOK BİLGİ VARDIR. Ateş

İNSANIN KENDİ KENDİNE YAPTIĞI KÖTÜLÜĞÜ, BÜTÜN DÜŞMANLARI BİR ARAYA GELSE YAPAMAZ. Ateş

ATEŞ, DÜNKÜ ATEŞ DEĞİL. YARINDA, BUGÜNKÜ ATEŞ OLMAYACAK. Ateş

DEĞİL DOKUZ KÖYDEN KOVULMAK; ONDOKUZ KÖYDEN DE KOVULSAM, DOĞRUYU SÖYLEMEKDEN, DOĞRU OLANI SAVUNMAKDAN VAZGEÇEMEM. Ateş

İNSANLARI GÖRÜNÜŞLERİ İLE YARGILAMAYINIZ, ÇOĞUNLUKLA ALDANIRSINIZ. GÖRÜNÜŞLER İNSANLARI GENELDE ALDATIR. YAKINDAN TANIMADIĞINIZ İNSANLAR HAKKINDA İYİ VEYA KÖTÜ DİYE HÜKÜM VERMEYİNİZ. GÜN GELİR İYİ DEDİĞİNİZ İNSANLAR KÖTÜ, KÖTÜ DEDİĞİNİZ İNSANLAR ÇOK İYİ ÇIKABİLİR. TERCİHLER SİZE AİT AMA SİZ DIŞ GÜZELLİKDEN ZİYADE İÇ GÜZELLİĞE ÖNEM VERİNİZ. Ateş

DOST DOĞRU SÖYLER, YÜZE SÖYLER, SEVİLMEZ. DÜŞMAN ARKADAN SÖYLER, YÜZE GÜLER. BAŞ TACI EDİLİR. BAŞ TACI OLMAK İÇİNDE OLSA; YÜZE GÜLENLERDEN, ARKADAN KONUŞANLARDAN OLAMAM. Ateş

DEĞER VERDİĞİNİZ İNSANLAR SİZ DEĞER VERDİĞİNİZ İÇİN DEĞERLİDİR. OYSA ONLAR KENDİLERİNİ BİR ŞEY SANIRLAR. SİZ DEĞER VERMEZSENİZ BİR HİÇTİRLER AMA BUNU AKILLARINA BİLE GETİRMEZLER. "ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ GÜZELLİKLERİ ON PARA ETMEZ BİZDEKİ AŞK OLMAZSA" Ateş

KIRK GÜN TAVUK GİBİ YAŞAMAKTANSA BİR GÜN HOROZ GİBİ YAŞARIM. Ateş

BU DÜNYA HERKESE YETER. YETERKİ ADAM GİBİ YAŞAMASINI BİLELİM. Ateş

TOPLUMDA KENDİNİ ŞEREFLİ GÖSTEREN ŞEREFSİZLER DÜNYA DÖNDÜKCE VAR OLACAK VE MİDE BULANDIRACAKLARDIR. Ateş

"HER ASALAK BİR SALAĞIN SIRTINDAN GEÇİNİR" İNSAN OLAN NE SALAK NE DE OLUR ASALAK. Ateş

HIRSIZLIK SADECE PARA ÇALMA İLE OLMAZ. ZAMAN PARADAN YERİNE GÖRE DAHA ÖNEMLİDİR. DAKİKALARI PARA İLE ÖLÇEMEZSİNİZ. GASP EDİLEN DAKİKALARIN HESABINI VEREMEZSİNİZ. MİLLET OLARAK BOŞA HARCANACAK NE VAKTİMİZ NE DE BOŞ ZAMANIMIZ VAR. Ateş

"KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM KÜL GİBİ KARARIP SOLDUM EYVAH EYVAH" TÜRKÜSÜNÜ ÇALMAMAK İÇİN SİZE DEĞER VEREN DOSTLARINIZA, SİZİ SEVENLERE KULAK VERİNİZ. Ateş

TREN KALKAR GARDAN, KAÇARSA HABER GELMEZ NAZLI YARDAN. TRENDEKİ BİR GÜN AĞLAR, KAÇIRAN HER GÜN AĞLAR. EN İYİSİ TRENİ KAÇIRMAMAK. Ateş

"ZORLA YENEN AŞ YA KARIN AĞRITIR YADA BAŞ". NE YİYEN NEDE YEDİREN ŞİFA BULUR ARKADAŞ. Ateş

GÜZEL HER ZAMAN GÜZELDİR. ÇİRKİNLİK İSE BENİM İŞİM DEĞİLDİR. Ateş

DOST DOSTUN AYNASI OLMALI. AYNA KADAR DOĞRU OLAMIYORSA DOSTUNUM DİYE GEZMEMELİ. Ateş

OTOBÜS KAÇIYOR DEMİŞTİM DİNLEMEDİN. SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ DEMİŞTİM TINLAMADIN. NE DEDİMSE İLTİFAT DEĞİL, GERÇEK DİYE, HOŞUNA GİTMEDİ. ANLARSIN BİR GÜN DEDİM, DALGA GEÇTİN. İŞ İŞTEN GEÇTİKDEN SONRA ANLARSIN DA, ONU DA BEN ANLAYAMAM. "GEÇER BORUN PAZARI ANCA GİDERSİN NİĞDE'YE." SÖYLEYECEK BİR SÖZÜN OLAMAZ BU DELİYE. Ateş

SEVDİĞİM BİRİSİ "BENİ SENİN KADAR AŞAĞILAYAN HİÇ KİMSE OLMADI" DEMİŞTİ. BIRAKIN AŞAĞILAMAYI İNCİLTMEK AKLIMIN KÖŞESİNDEN BİLE GEÇMEMİŞTİ. OYSA BU KİŞİ DEĞER VERDİĞİM SEVDİĞİM KİŞİLERİN BAŞINDA GELEN BİRİ. DEMEK Kİ DEV AYNASI OLMAMAK SUÇ OLUYOR. BEN SENİN DÜŞMANIN DEĞİLİM Kİ SENİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTEREYİM. BİR GÜN SANA GEREĞİNDEN FAZLA İLTİFAT EDERSEM BİL Kİ O GÜN DÜŞMANIN OLDUĞUM GÜNDÜR. Ateş

"GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR" KATLANIR DA ÖNEMLİ OLAN DİKENE KATLANIP, GÜLE KAVUŞABİLMEK. Ateş

İSTER ARKADAŞINIZ, İSTER SEVGİLİNİZ, İSTER AÇIK İSTER GİZLİ AŞKINIZ, İSTER DOSTUNUZ, İSTER SIRDAŞINIZ, İSTER ANNE BABANIZ, DEĞER VERDİĞİNİZ KİM OLURSA OLSUN GEREĞİNDEN FAZLA DEĞER VERMEYİNİZ. KENDİ DEĞERİNİZDEN KAYBEDERSİNİZ. Ateş

HER YÜZÜNE GÜLENİ, BOLCA İLTİFAT EDENİ DOST BELLEME. DOST, SEVİLMEME RİSKİNE RAĞMEN; DOĞRU NE İSE ONU SÖYLER, KALPTEN SEVER. ASIL DOST KENDİSİNE REVA GÖRMEDİĞİNİ KARŞIDAKİNE REVA GÖRMEYENDİR. Ateş

GERÇEK SÖZLERDEN KAÇANLAR, GÜZEL, SAHTE VE HOŞ SÖZLERE KANANLAR. ASLA ACI GERÇEKLERDEN KAÇAMAZLAR. Ateş

BENİM İÇİN SIFATINIZ NE OLURSA OLSUN. SİZİ KAYBETMEMEK UĞRUNA ASLA YALANA BAŞVURAMAM. SİZLERİ KAZANMAK İÇİN SAHTEKARLIK YAPAMAM. BENİ SEVEN DÜRÜST OLDUĞUM İÇİN SEVSİN SAHTE İLTİFATLAR İÇİN DEĞİL. SAHTE DOSTLAR VE SAHTEKARLIK BENDEN UZAK OLSUN. Ateş

SEVDİKLERİNİZİ YARGILARKEN OLAYLARA KENDİ CEPHENİZDEN BAKMAYINIZ. ALDANIRSINIZ. KARŞIDAKİNİN YERİNE KENDİNİZİ KOYABİLDİĞİNİZ SÜRECE DOĞRU YARGILAMA YAPABİLİRSİNİZ. Ateş

SİZ, SİZ OLUN, OLMAZ ÖYLE ŞEY DEMEYİN. BİR GÜN OLUR, OLUYORMUŞ DEMEK ZORUNDA KALIRSINIZ. ASLA BİRİNİ KINAMAYINIZ. KINADIĞINIZ OLAYIN, BİR GÜN BAŞINIZA GELDİĞİNİ, GÖRMENİZ HİÇ DE UZUN SÜRMEZ. ALLAH ISLAH ETSİN DEYİP GEÇİN. YOKSA, KINADIĞINIZ OLAYLA KENDİNİZ ISLAH EDİLİRSİNİZ. Ateş

"İLTİFAT; YALANIN SÜSLENMİŞ, KILIF GİYDİRİLMİŞ HALİDİR" İLTİFAT ETMEYİ BİLMİYORUM. ÇÜNKÜ YALAN SÖYLEMEYİ BECEREMİYORUM. Ateş

GERÇEKLER DOĞRU VE ACI OLUR. İLTİFATLAR SAHTE VE YALAN. GERÇEKLERDEN KAÇANLAR, İLTİFATLARA SIĞINANLAR, ACI SONDAN KAÇAMAZLAR. KURTULUŞ GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKDEN, İLTİFATLARDAN UZAK DURMAKDAN GEÇER. Ateş

AŞIRI MAKYAJ GÜZELİ ÇİRKİNLEŞTİRİR ÇİRKİNİ GÜZELLEŞTİRİR. Ateş

DOĞRULAR VE GÜZELLİKLER MALINIZ, ÇİRKİNLİKLER VE KÖTÜLÜKLER ÇÖPÜNÜZ OLSUN. Ateş

SİGARA

OĞUZLAR Mayıs 1994

SİGARA

Ahmet ATEŞ Oğuzlar Gazetesi yazı İşleri Müdürü

İçerken güldürür

Sinsi, sinsi öldürür

İçene kendini kahraman sandırır

Şeytani bir zehri andırır

İnsana kendi kendini yandırır

Sigara içmek suç değil

Bıçak taşımakta suç değil

Fakat bıçak ve tabanca

Bir başkasına zarar verince suç

Peki, sigara bir başkasına zarar verince neden suç sayılmaz? Şimdi sormak gerek aklı ve fikri olan herkese. Hangi insanın bir başka insanı zehirlemeye hakkı var? Sigara içme özgürlüğünü savunan vatandaşlara demezler mi ki içenin içme özgürlüğü varda içmeyenin sigara içmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyenin sigara içene bir zararı yok. Peki sigara içenin içmeyene neden zararı olsun. Bir resmi daire veya aile düşünün aynı odayı on kişi paylaşıyor. Bunun beşi sigara içiyor diğer beşi içmiyor. Beş kişinin sigara içme özgürlüğü varda diğer beş kişinin sigara içmeme, zehirlenmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyen beş kişinin sigara içen beş kişiye zararı yok da, sigara içen beş kişi niye diğer beş kişiyi zehirlesin.

Sigara içenler içmeyenleri zehirleme hakkını kimden ve nereden alıyorlar?

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Birde en çok şundan söz edilir. Yahu sigara içen akciğer kanseri, verem ve diğer hastalıklara yakalanıyor da içmeyen yakalanmıyor mu?

Yakalanıyor: Tabiî ki siz sigara içenlerin sayesinde bir ailede bir kişi sigara içiyorsa diğerlerinin ben sigara içmiyorum demesi gerçek anlamda yalan ve yanlış olur. Sigara içen kişi sadece kendisini zehirlemez evdeki hanımını çocuklarını ve diğer fertlerin hepsini zehirlenmeye mahkum eder, onların yanında sigara içtiği sürece.

Şimdi sorarım size hangi babanın kızını, hangi ananın oğlunu, hangi dedenin torununu,hangi tiryakinin tiryaki olmayanı zehirleme hakkı var?

Medeniyet deyince bazıları çıplaklık sanır, asla. Medeniyet bu ve benzeri durumlarda kendini gösterir. Medeni insan başkalarına ve kendisine saygı duyan insandır. Başkalarının haklarını gasp etmeyen temiz insandır. Hoş görülü insandır. Kendi özgürlüğüne sahip çıktığı kadar başkalarının özgürlüğüne sahip çıkan ona saygı duyan insandır.

Bir düşünür medeniyeti şöyle tarif eder. "Medeni insan karanlık da esnerken sol elinin tersi ile ağzını kapayan insandır" der. Tabiî ki bizde olduğu gibi esnerken küçük dilini karşısındakine gösteren değil.

"Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"

Kimsenin kimseyi zehirlemeyeceği, kişilerin birbirlerine saygılı olacağı,toplum menfaatlerinin ön plana çıkacağı bencilliğin arka planda kalacağı, hoş görülü medeni toplumlara doğru.

Saygı ve sevgilerimle bir sonraki sayıda buluşmak üzere.

Sevgili okurlar Makalenin yayın tarihine bakarsanız bu günkü sigara ile ilgili kanun konusunun alt yapısını görürsünüz o tarihlerde bu yazıyı kaleme almak yürek, bilek ve cesaret isterdi. İlk sigara kanunu bile (Kanun Numarası : 4207 Kabul Tarihi : 7/11/1996 Yayımlandığı R.Gazete: Tarihi:26/11/1996 Sayı: 22829) bu makaleden 2 Yıl 6 Ay sonra çıkmıştır. O gün dile getirdik iki yıl sonra kısmen bugünse tamamına yakını kanuna konmuştur. Eh sağlık olsun 12 yıl sonrada olsa birşeyler değişmiştir. O gün dalga geçenlere duyrulur.

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.63763.6521
Euro4.29034.3075
Takvim