
181 ADET O HARFİ | ||
| 1 | OBA: (TR) Çadırlarda yaşayan göçebe ailelerin meydana getirdiği topluluk. Genellikle bölmeli göçebe cadın. Yabancı. Zeka ya da yetenekleri olağanüstü işler başaracak kadar üstün olan kimse, dahi. Ova. | |
| 2 | OBUZ: (TR) Su kaynağı. Akarsulardan oluşan küçük derecik. İki derenin birleştiği dar yer. Karların erimesiyle oluşan ufak dere. | |
| 3 | ODHAN: (TR) Atak, hareketli ve canlı lider. Ateş gibi han. | |
| 4 | ODKAN: (TR) Canlı, coşkulu kimse. Ateş kanlı. Atak. Delidolu | |
| 5 | ODMAN: (TR) Ateş gibi canlı, coşkulu, hareketli kimse. | |
| 6 | OFLAS: (TR) (bkz. Oflaz). | |
| 7 | OFLAZ: (TR) İyi, güzel, eksiksiz, tam. Gürbüz, yakışıklı, güzel giyinen. Becerikli.Eflatun rengi.İşe yarar uygun. Cesur kabadayı. | |
| 8 | OFLAZER: (TR) Oflaz er. Gürbüz, becerikli, eksiksiz, yiğit. | |
| 9 | OGAN: (TR) (bkz. Okan). | |
| 10 | OGANER: (TR) Oğan er. | |
| 11 | OGÜN: (TR) Anımsanan belirli bir günde doğan. | |
| 12 | OĞANER: (TR) Oğan er. | |
| 13 | OĞANSOY: (TR) Oğan soy. | |
| 14 | OĞUÇ: (TR) Oymak. Hısım, akraba.Bereket. | |
| 15 | OĞUR: (TR) Uğur. Samimi, içten dost. Bir şey yapabilmek için ele geçen zaman ya da elverişli durum. | |
| 16 | OĞURALP: (TR) Samimi, içten yiğit. | |
| 17 | OĞURATA: (TR) Uğurlu ata. | |
| 18 | OĞUŞ: (TR) Erkek çocuk. | |
| 19 | OĞUZ: (TR) Mübarek, saf ve iyi yaratılışlı. Genç, sağlam, güçlü. Türk efsanelerinde geçen büyük bir kahraman. Büyük bir Türk boyu. | |
| 20 | OĞUZALP: (TR) Oğuz boyundan, yiğit, savaşçı. | |
| 21 | OĞUZATA: (TR) Oğuz'a mensup, güçlü yiğit baba. Oğuz kahramanı. | |
| 22 | OĞUZBALA: (TR) Oğuz çocuğu. Yiğit gürbüz çocuk. | |
| 23 | OĞUZBAY: (TR) Oğuz bay. | |
| 24 | OĞUZCAN: (TR) Oğuz can. | |
| 25 | OĞUZER: (TR) Oğuz er. | |
| 26 | OĞUZHAN: (TR) Yiğit han, hakan. Oğuz boylarının efsanevi kahramanı. | |
| 27 | OĞUZKAN: (TR) Damarlarında Oğuz kanı taşıyan. | |
| 28 | OĞUZMAN: (TR) Güçlü, sağlam, iyi yürekli, dost kimse. | |
| 29 | OĞUZTAN: (TR) Görkemli, aydınlık. | |
| 30 | OĞUZTÜZÜN: (TR) Sağlam, yiğit. Yumuşak huylu, sakin. | |
| 31 | OKAN: (TR) Anlayışlı. Anlama, öğrenme. | |
| 32 | OKANALP: (TR) Anlayışlı yiğit.Tanrısal gücü olan yiğit. | |
| 33 | OKANAY: (TR) Okan ay. | |
| 34 | OKANDAN: (TR) Tanrı'dan gelen, Tanrı'nın verdiği. | |
| 35 | OKANER: (TR) (bkz. Okanalp). | |
| 36 | OKATAN: (TR.) Ok atan. | |
| 37 | OKATAY: (TR) Ok atay. | |
| 38 | OKAY: (TR) Baht, talih, şans. Bahtlı, talihli. Beğenme. Satürn gezegeni. | |
| 39 | OKBAŞ: (TR) Ok baş. | |
| 40 | OKBOĞA: (TR) Hızlı ve boğa gibi güçlü. | |
| 41 | OKBUDUN: (TR) Birlik içinde olan. Dürüst soya mensup. | |
| 42 | OKCAN: (TR) Canlı, hareketli canı tez. | |
| 43 | OKÇUN: (TR) Uzak, öte, uzakta bulunan. | |
| 44 | OKDAĞ: (TR) Ok dağ. | |
| 45 | OKDEMİR: (TR) Demir gibi sağlam ve atak. Demirden yapılmış ok. | |
| 46 | OKER: (TR) Hızlı, canlı, hareketli kimse. | |
| 47 | OKERGÜN: (TR) Ok ergin. | |
| 48 | OKGÜÇ: (TR) Ok gibi güçlü ve hızlı. | |
| 49 | OKHAN: (TR) Hızlı, atak ve güçlü lider, han. | |
| 50 | OKKAN: (TR) Ok kan. | |
| 51 | OKMAN: (TR) Ok gibi hızlı, güçlü kimse. Okçu. | |
| 52 | OKSAL: (TR) Ok sal. | |
| 53 | OKSALMIŞ: (TR) Ok atmakla meşhur. | |
| 54 | OKSAR: (TR) Ok atışına hazırlan. | |
| 55 | OKSAY: (TR) Ok ve Say'dan birleşik isim. | |
| 56 | OKSEV: (TR) Ok ve Sev'den birleşik isim. | |
| 57 | OKSEVEN: (TR) Ok seven. | |
| 58 | OKSU: (TR) Hızlı ve düzenli akan su. | |
| 59 | OKŞAK: (TR) Benzeyiş. Benzeyen, andıran. | |
| 60 | OKTAN: (TR) Ok tan. | |
| 61 | OKTAR: (TR) Ok tar. | |
| 62 | OKTAY: (TR) Öfkeli, sinirli, kızgın. | |
| 63 | OKTUĞ: (TR) Ok tuğ. | |
| 64 | OKTUNA: (TR) Ok tuna. | |
| 65 | OKTÜRE: (TR) Ok türe. | |
| 66 | OKTÜREMİŞ: (TR) Ok türemış. | |
| 67 | OKUŞ: (TR) Zeka, akıl, anlayışlılık. Çağrı, davet. | |
| 68 | OKUŞLU: (TR) Zeki, akıllı, anlayışlı. | |
| 69 | OKUTAN: (TR) Eğitici, öğretmen. | |
| 70 | OKUTMAN: (TR) Okutan, öğreten, öğretmen. | |
| 71 | OKUYAN: (TR) Okumayı seven. Çağıran, davet eden. | |
| 72 | OKYALAZ: (TR) Ateş gibi canlı ve çabuk. | |
| 73 | OKYAN: (TR) Ok yan. | |
| 74 | OKYANUS: (YUN) Ana karaları birbirinden ayıran büyük deniz. | |
| 75 | OKYAR: (TR) Ok yar. | |
| 76 | OKYAY: (TR) Ok yay. | |
| 77 | OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. | |
| 78 | OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal. | |
| 79 | OLCAYTU: (TR) Bahtlı, şanslı, talihli. | |
| 80 | OLCAYTUĞ: (TR) (bkz. Olcaytu). | |
| 81 | OLCUM: (TR) Eli işe yatkın, becerikli, usta. Kendini olduğundan üstün gösteren. | |
| 82 | OLDAÇ: (TR) Şişman, büyümeye, gelişmeye elverişli olan. | |
| 83 | OLGAÇ: (TR) Olgun, yetişkin, iyi gelişmiş. | |
| 84 | OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse. | |
| 85 | OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay. | |
| 86 | OLGUNER: (TR) Olgun er. Yetişmiş, iyi gelişmiş kimse. | |
| 87 | OLGUNSOY: (TR) Tanınmış soydan gelen. | |
| 88 | OLGUNSU: (TR) Olgunsu | |
| 89 | OLSAR: (TR) Adın duyulsun. | |
| 90 | OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç. | |
| 91 | OMAY: (TR) Seçkin, seçilmiş. Özet, öz. | |
| 92 | ONAR: (TR) Daha iyi bir duruma giren, mutlu olan. Hastalıktan, dertten kurtulan. | |
| 93 | ONARAN: (TR) Düzelten, yararlı bir duruma getiren. İyileştiren, tedavi eden. Başaran, bitiren. | |
| 94 | ONAT: (TR) İyi, güzel, düzgün. İyi yaratılışlı. Doğru, dürüst nitelikli. Kolay. | |
| 95 | ONATKAN: (TR) Onat kan. Temiz, dürüst soydan gelen. | |
| 96 | ONATSÜ: (TR) Güzel, dürüst asker. Nitelikli asker. | |
| 97 | ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.R | |
| 98 | ONBULAK: (TR) On bulak. | |
| 99 | ONGAR: (TR) Kurtuluş. | |
| 100 | ONGAY: (TR) Kolay. | |
| 101 | ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik. | |
| 102 | ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş.Gelişmiş, gürbüz. | |
| 103 | ONGUNALP: (TR) Kutlu, uğurlu, beğenilen yiğit. | |
| 104 | ONGUNER: (TR) Gelişmiş, gürbüz genç. | |
| 105 | ONGUNSU: (TR) Bol ve gür akan su. | |
| 106 | ONGÜNER: (TR) Ongün-er. | |
| 107 | ONGÜNEŞ: (TR) Ongün-eş. | |
| 108 | ONUK: (TR) Sevgili, aziz. | |
| 109 | ONUKER: (TR) Onuk er. Sevilen, sevgili insan, saygı değer. | |
| 110 | ONUKTEKİN: (TR) Sevilen, sayılan güvenilir, emin insan. | |
| 111 | ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. | |
| 112 | ONULTAN: (TR) İyileştiren, düzelten, sağlığına kavuşturan. | |
| 113 | ONUR: (TüR) İnsanın kendisine karşı duyduğu saygı. Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı değer, şeref. | |
| 114 | ONURAD: (TR) Onuruyla tanınmış ad. | |
| 115 | ONURAL: (TR) Şan, şeref kazan. | |
| 116 | ONURALP: (TR) Onuruyla tanınmış kimse. Yiğit ve onurlu. | |
| 117 | ONURHAN: (TR) Onurlu han, hükümdar. | |
| 118 | ONURKAN: (TR) Onurlu, soylu kandan gelen. | |
| 119 | ONURSAL: (TR) Onurla ilgili. Saygı için verilen san. | |
| 120 | ONURSAN: (TR) Onuruyla tanınmış, şerefli. | |
| 121 | ONURSAY: (TR) Onur say. | |
| 122 | ONURSEV: (TR) Onur sev. | |
| 123 | ONURSOY: (TR) Onurlu soydan gelen. | |
| 124 | ONURSU: (TR) Onur su. | |
| 125 | ONURSÜ: (TR) Onurlu asker. | |
| 126 | ORAK: (TR) Ekin biçme zamanı, hasat. Ekin biçme aracı. | |
| 127 | ORAL: (TR) Kuleyi, şehri ele geçir, zaptet. | |
| 128 | ORALMIŞ: (TR) Kale, şehir almış. | |
| 129 | ORAN: (TR) Ölçü, nispet, derece. Ölçülü, hesaplı. Tahmin. Anlayışlı. | |
| 130 | ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan. | |
| 131 | ORBAY: (TR) Ordu komutanı. Ordu beyi. | |
| 132 | ORBEK: (TR) Şehir beyi. | |
| 133 | ORBEY: (TüR) Bekçi muhafız. | |
| 134 | ORCAN: (TR) Bey can. Üstün, kıdemli kişi. | |
| 135 | ORCANER: (TR) (bkz. Orcan). | |
| 136 | ORÇUN: (TR) Ardıllar, halefler. | |
| 137 | ORGUN: (TR) Gizli saklı. | |
| 138 | ORGUNALP: (TR) Orgun alp. | |
| 139 | ORGUNTAY: (TR) Orgun tay. | |
| 140 | ÖRGÜN: (TR) Sıcak gün. | |
| 141 | ORGUNALP: (TR) Örgün alp. | |
| 142 | ORHAN: (TR) Şehrin yöneticisi, hakimi. | |
| 143 | ORHON: (TR) (bkz. Orhun). | |
| 144 | ORHUN: (TR) Orta Asya'da bir ırmak. Orta Asya Türklerinin kullandığı en eski yazı. Yüksek, yüce Hun anlamında. | |
| 145 | ORKAN: (TR) Or kan. | |
| 146 | ORKUN: (TR) (bkz. Orhun). | |
| 147 | ORKUT: (TR) Kutlu, uğurlu şehir. | |
| 148 | ORKUTAY: (TR) Or kut ay. | |
| 149 | ORTAÇ: (TR) Tepe, ozanların bulunduğu. Mirasçı. Veliaht. | |
| 150 | ORTAN: (TR) Ateş renginde kızıl tan. | |
| 151 | ORTANCA: (TR) Pek çok türü bulunan süs bitkisi. Yaş bakımından üç kardeşin büyüğü ile küçüğü arasındaki kardeş. | |
| 152 | ÖRTÜN: (TR) Ortanca kardeş. | |
| 153 | ORTUNÇ: (TR) Ateş renginde tunç. | |
| 154 | ORUÇ: (TR) İslam'ın beş şartından birisidir. Tan yerinin ağarmasından güneş batana kadar Allah rızası için yiyip içmekten cinsi münasebetten sakınmak. İbadet. | |
| 155 | ORUK: (TR) Aile, oymak. Göçmen olarak gelip bir yere yerleşen. Yol, çare, imkan. | |
| 156 | ORUN: (TR) Özel, yer. Önemli bir görevlinin çalıştığı yer, makam.Gizli, habersiz. Huy, yaratılış. | |
| 157 | ORUS: (TR) Eski uygur adlarındandır. "Talih, baht, saadet" anlamındadır. | |
| 158 | ORUZ: (TR) Düşün, düşünce. | |
| 159 | OSKAN: (TR) Akıllı. | |
| 160 | OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu. | |
| 161 | OSMAN: (AR) Bir tür kuş ya da ejderha. ( Toy denilen, kazdan büyük bir kuşun yavrusu). Ateş gibi adam (Odman= Od +Man) | |
| 162 | OTAC: (TR) Hekim, doktor. | |
| 163 | OTARAN: (TR) Hayvanları otlatan çoban. | |
| 164 | OTAY: (TR) Ateş renginde ay. | |
| 165 | OYAL: (TR) Oy al. | |
| 166 | OYALP: (TR) Oy alp. | |
| 167 | OYANALP: (TR) E Oğan alp. Güçlü yiğit. | |
| 168 | OYHAN: (TR) Oy han. | |
| 169 | OYKAN: (TR) Oy kan. | |
| 170 | OYKUT: (TR) Oy kut. | |
| 171 | OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. | |
| 172 | OYMAN: (TR) Görüş, düşünce sahibi. | |
| 173 | OYTUN: (TR) Kutsal, mübarek. Beğenilen, güzel yer. Alçak yer, ova. | |
| 174 | OYTUNÇ: (TR) Oy tunç. | |
| 175 | OYUM: (TR) Oymak işi. | |
| 176 | OZAN: (TR) Şiir yazan, şair. Halk şairi. Şakacı, tatlı, güzel konuşan. | |
| 177 | OZANALP: (TR) Şiir söyleyen tatlı dilli yiğit. | |
| 178 | OZANER: (TR) Ozan er. | |
| 179 | OZANSOY: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan bir soydan gelen. | |
| 180 | OZANSÜ: (TR) Güzel konuşan, şiir yazan asker. | |
| 181 | OZGAN: (TR) Öne geçen, kazanan, başarılı. | |
242 ADET Ö HARFİ | ||
| 1 | ÖCAL: (TR) Yapılan kötülüğün acısını çıkar, öcünü al. | |
| 2 | ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda kazanana verilen hediye, mükafat. | |
| 3 | ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret. | |
| 4 | ÖGEDAY: (TR) Çok akıllı, bilgili. Moğol hükümdarı Cengiz Han'ın oğlu. | |
| 5 | ÖGER: (TR) Akıllı, bilgili kimse. | |
| 6 | ÖGET: (TR) Beğenilen, aranılan, övülen, iyi güzel. | |
| 7 | ÖGETÜRK: (TR) Akıllı, bilgili Türk. | |
| 8 | ÖĞÜN: (TR) Kendini yücelt, gurur duy. Zaman vakit. Kez, defa. Önde, ileride olan. | |
| 9 | ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz. | |
| 10 | ÖKE: (TR) (bkz. Öge). | |
| 11 | ÖKER: (TR) Akıllı kimse. | |
| 12 | ÖKKEŞ: (AR) Erkek örümcek. Bir dağ adı. | |
| 13 | ÖKLÜ: (TR) Akıllı. | |
| 14 | ÖKMEN: (TR) Akıllı, zeki, bilgili kimse. | |
| 15 | ÖKMENER: (TR) Akıllı, bilgili kimse. | |
| 16 | ÖKTEM: (TR) Güçlü, onurlu, gösterişli, korkusuz. | |
| 17 | ÖKTEMER: (TR) (bkz. Öktem). | |
| 18 | ÖKTEN: (TR) Akıllı, bilgili, fazıl, kahraman, cesur. | |
| 19 | ÖKTÜRK: (TR) Akıllı, güçlü Türk. | |
| 20 | ÖMER: (AR) Halife Hz Ömer'den. Adaletiyle ünlüdür. | |
| 21 | ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik. | |
| 22 | ÖMÜRAL: (AR-TR) Uzun ömürlü ol. | |
| 23 | ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür-Can. | |
| 24 | ÖNAL: (TR) İleri git, lider ol anlamında. | |
| 25 | ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. | |
| 26 | ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar. | |
| 27 | ÖNCÜBAY: (TR) Klavuz, rehber, önder kişi. | |
| 28 | ÖNDER: (TR) Bir davada, fikri siyasi bir harekette önde giden, önayak olan, kitleyi idare eden kimse, lider, şef. | |
| 29 | ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet. | |
| 30 | ÖNEN: (TR) Hak, adalet. | |
| 31 | ÖNER: (TR) Önde gelen, başta gelen. Yön. Sıra. | |
| 32 | ÖNGAY: (TR) Jüpiter gezegeni. | |
| 33 | ÖNGEL: (TR) Ağır başlı. | |
| 34 | ONGEN: (TR) Başarı, zafer. | |
| 35 | ÖNGÜ: (TR) İlk, önce, önceki. Direnme, inat. | |
| 36 | ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. . Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz. | |
| 37 | ÖNGÜT: (TR) Saklanarak yanaşma, izinden yürüme. Hücum etmek için elverişli yer. | |
| 38 | ÖNKAL: (TR) Ön kal. | |
| 39 | ÖNSAL: (TR) Ön sal. | |
| 40 | ÖNSOY: (TR) İlk soy. | |
| 41 | ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. | |
| 42 | ÖREN: (TR) Eski yapı ya da kent kalıntısı. Şehir kent. Köy. Bitek ova. Ormanlık yer. | |
| 43 | ÖRENEL: (TR) Cömert ve geniş el. | |
| 44 | ÖRENER: (TR) Geniş, güven veren yiğit. | |
| 45 | ÖRENGÜL: (TR) Yaban gülü. | |
| 46 | ÖRGEN: (TR) Organ. İnce halat, urgan. | |
| 47 | ORSAN: (TR) Yüce adı olan. | |
| 48 | ÖRSEL: (TR) Ör sel. | |
| 49 | ÖTÜKEN: (TR) Oğuz destanında Tiyenşan dağlarıyla Orhun havzası arasında bulunduğu belirtilen, ormanlık kutsal bölge. Moğolca'da yer Tanrıçası. | |
| 50 | ÖVEÇ: (TR) 2, 3 yaşındaki erkek koyun. | |
| 51 | ÖVÜNÇ: (TR) Övünmeye yol açan, övünülecek şey. | |
| 52 | ÖYMEN: (TR) Evcimen, evine bağlı. | |
| 53 | ÖZ: (TR) Bir kimsenin betiği, manevi varlığı. Bir şeyin temel öğesi. Kan bağı ile bağlı olan. | |
| 54 | ÖZAK: (TR) Öz ak. Özü temiz, doğru kimse. | |
| 55 | ÖZAKAN: (TR) Öz akan. | |
| 56 | ÖZAKAY: (TR) Öz akay. Özü temiz kimse. | |
| 57 | ÖZAKIN: (TR) Öz akın. | |
| 58 | ÖZAKINCI: (TR) Öz akıncı. | |
| 59 | ÖZAKTUĞ: (TR) Beyaz tuğ. | |
| 60 | ÖZAL: (TR) Öz al. | |
| 61 | ÖZALP: (TR) Özünde yiğit olan kimse. | |
| 62 | ÖZALPMAN: (TR) Özünde yiğit olan kimse. | |
| 63 | ÖZALPSAN: (TR) Yiğitliğiyle tanınan kimse. | |
| 64 | ÖZALTAN: (TR) Sabah seher vaktinde göğün kızıllaşarak aydınlanması. | |
| 65 | ÖZALTAY: (TR) Altaylara mensup. Öztürk. | |
| 66 | ÖZALTIN: (TR) Özü altın gibi değerli olan kimse. | |
| 67 | ÖZALTUĞ: (TR) Kırmızı tuğ. | |
| 68 | ÖZAN: (TR) Öz an. | |
| 69 | ÖZARI: (TR) Arı gibi çalışkan kimse. | |
| 70 | ÖZARKIN: (TR) Öz arkın. | |
| 71 | ÖZASLAN: (TR) Aslan gibi güçlü, soylu kimse. | |
| 72 | ÖZATA: (TR) Ata ve Öz kelimelerinden birleşik isim. | |
| 73 | ÖZATAY: (TR) Özü herkesçe tanınan kimse. | |
| 74 | ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse. | |
| 75 | ÖZAYDIN: (TR) Özü temiz, aydınlık kimse. | |
| 76 | ÖZBAL: (TR) Balın özü. | |
| 77 | ÖZBALA: (TR) Öz çocuk. | |
| 78 | ÖZBAŞ: (TR) Öz baş. | |
| 79 | ÖZBATU: (TR) Öz batu. | |
| 80 | ÖZBAY: (TR) Yiğit, Türk Alpi. | |
| 81 | ÖZBEK: (TR) Yiğit, cesur, özü güçlü. Orta Asya'da yaşayan bir Türk boyu ve bu boydan olan kimse. | |
| 82 | ÖZBEKKAN: (TR) Özbek soyundan gelen. | |
| 83 | ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel. | |
| 84 | ÖZBERK: (AR-FAR) Özü güçlü kimse. | |
| 85 | ÖZBEY: (TR) (bkz. Özbay). | |
| 86 | ÖZBİL: (TR) Öz- Bil | |
| 87 | ÖZBİLEK: (TR) Güçlü bilek. | |
| 88 | ÖZBİLEN: (TR) Kendisi bilen, kendiliğinden bilen. | |
| 89 | ÖZBİLGE: (TR) Bilgelik taşıyan. Doğasında bilgelik bulunan. | |
| 90 | ÖZBİLGİN: (TR) Öz bilgin. | |
| 91 | ÖZBİLİR: (TR) Asıl bilgiye ulaşan, temel bilgi sahibi. | |
| 92 | ÖZBİR: (TR) Soy, temel, asıl birliği. | |
| 93 | ÖZBOĞA: (TR) Öz boğa. | |
| 94 | ÖZCAN: (TR) Candan, samimi, içten. | |
| 95 | ÖZCEBE: (TR) Zırh, cevşen, silah, mühimmat işleriyle uğraşan. | |
| 96 | ÖZÇAM: (TR) Öz çam. | |
| 97 | ÖZÇELİK: (TR) Özü çelik gibi sert ve güçlü. | |
| 98 | ÖZÇEVİK: (TR) Canlı, çevik, hareketli kimse. | |
| 99 | ÖZÇIN: (TR) Özü doğru, saf, temiz kimse. | |
| 100 | ÖZÇINAR: (TR) Öz çınar. | |
| 101 | ÖZDAĞ: (TR) Öz dağ. | |
| 102 | ÖZDAL: (TR) Öz dal. | |
| 103 | ÖZDAMAR: (TR) Öz damar. | |
| 104 | ÖZDEĞER: (TR) Bir şeyin gerçek değeri. | |
| 105 | ÖZDEK: (TR) Temel, esas, kök. İç, öz, çekirdek. Madde. | |
| 106 | ÖZDEL: (TR) Hediye. Armağan. | |
| 107 | ÖZDEMİR: (TR) Özü demir gibi güçlü. | |
| 108 | ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. Özle, özvarlıkla, gerçekle ilgili.Suların geçtiği yer, su geçidi. Özsu. | |
| 109 | ÖZDENER: (TR) Özden er. | |
| 110 | ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. | |
| 111 | ÖZDİL: (TR) Gönülden, içten. | |
| 112 | ÖZDİLEK: (TR) Candan dilenen dilek. | |
| 113 | ÖZDİLMAÇ: (TR) Tercüman, çevirmen. | |
| 114 | ÖZDİNÇ: (TR) Özlü, canlı, dinç olan kimse. | |
| 115 | ÖZDİNÇER: (TR) Özü canlı, dinç olan kimse. | |
| 116 | ÖZDOĞA: (TR) Gerçek, bozulmamış tabiat. | |
| 117 | ÖZDOĞAL: (TR) Öz doğal. | |
| 118 | ÖZDOĞAN: (TR) Öz doğan. | |
| 119 | ÖZDOĞRU: (TR) Özünden temiz, dürüst kimse. | |
| 120 | ÖZDORU: (TR) Öz doru. | |
| 121 | ÖZDORUK: (TR) Zirve. Yüksek şahsiyet. | |
| 122 | ÖZDURAN: (TR) Öz duran. | |
| 123 | ÖZDURDU: (TR) Öz durdu. | |
| 124 | ÖZDURU: (TR) Özü duru, katıksız olan. | |
| 125 | ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. Bir şeyin ortası. | |
| 126 | ÖZEKAN: (TR) Öze kan. | |
| 127 | ÖZEL: (TR) Öz el. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait ya da ilişkin olan. Devlete değil, kişiye ait olan. Her zaman görülenden, olağandan farklı, dikkate değer. | |
| 128 | ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba. İçerlek, tam orta, en içeride olan. İlk söz. 4 Bir birine yakın iki dağın arasındaki uzaklık, ara. Dere, ırmak. | |
| 129 | ÖZENDER: (TR) Ender bulunan yaratılışta olan, değerli. | |
| 130 | ÖZENGİN: (TR) Özü engin, geniş ve derin. | |
| 131 | ÖZENLİ: (TR) Özenle çalışan kimse. | |
| 132 | ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse. | |
| 133 | ÖZERCAN: (TR) Özer can. | |
| 134 | ÖZERDAL: (TR) Öz er dal. | |
| 135 | ÖZERDEM: (TR) Bütün erdemleri özünde toplayan. | |
| 136 | ÖZERDİM: (TR) Özüne erdim, ulaştım. | |
| 137 | ÖZERDİNÇ: (TR) Özünde canlı, dinç olan erkek. | |
| 138 | ÖZEREK: (TR) Asıl amaç, ulaşılmak istenen şey. | |
| 139 | ÖZERHAN: (TR) Yiğit, cesur han. | |
| 140 | ÖZERK: (TR) Kendi kendini yönetme yetkisi olan. | |
| 141 | ÖZERKİN: (TR) Özgür, güçlü kimse. | |
| 142 | ÖZERKMEN: (TR) Özünde güçlü olan. | |
| 143 | ÖZERMAN: (TR) Bir şeyi çok isteyen. Pişmanlık duyan. | |
| 144 | ÖZEROL: (TR) Gerçek yiğit ol. | |
| 145 | ÖZERTAN: (TR) Öz ertan. | |
| 146 | ÖZERTEM: (TR) Özünde erdemli olan. | |
| 147 | ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Şakacı. Cana yakın, sıcakkanlı.Yürekli, gözü pek. | |
| 148 | ÖZGEBAY: (TR) İyi, güzel, yürekli erkek. | |
| 149 | ÖZGEER: (TR) İyi güzel erkek. | |
| 150 | ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse. | |
| 151 | ÖZGENALP: (TR) Sakin, ağırbaşlı yiğit. | |
| 152 | ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgenalp). | |
| 153 | ÖZGENÇ: (TR) Öz genç. | |
| 154 | ÖZGENER: (TR) (bkz. Özgenalp). | |
| 155 | ÖZGER: (TR) İyi, güzel kimse. | |
| 156 | ÖZGİRAY: (TR) Kuvvetli, kudretli yiğit. Kırım hanlarının kullandığı isimlerden. | |
| 157 | ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. | |
| 158 | ÖZGÜÇ: (TR) Temel güç. Ana kuvvet. | |
| 159 | ÖZGÜLEÇ: (TR) Güler yüzlü, içten gülen kimse. | |
| 160 | ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. | |
| 161 | ÖZGÜNAY: (TR) Özgün ay. | |
| 162 | ÖZGÜNER: (TR) Öz güner. | |
| 163 | ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı. | |
| 164 | ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız. | |
| 165 | ÖZGÜRCAN: (TR) Özgürlüğüne düşkün kimse. | |
| 166 | ÖZGÜREL: (TR) Özgür davranan kimse. | |
| 167 | ÖZGÜVEN: (TR) Kendine güvenen. | |
| 168 | ÖZHAKAN: (TR) Hakan soyundan gelen. | |
| 169 | ÖZHAN: (TR) Hükümdar soyundan gelen. | |
| 170 | ÖZİL: (TR) Gerçek ülke. | |
| 171 | ÖZİLHAN: (TR) Ülkenin hanı, yöneticisi. | |
| 172 | ÖZİLTER: (TR) Yurdun gerçek savunucusu, koruyucusu. | |
| 173 | ÖZİNAL: (TR) Gerçek arkadaş, dost. | |
| 174 | ÖZİNAN: (TR) Özden gelen inanç. | |
| 175 | ÖZKAN: (TR) Temiz kan, soylu kimse. | |
| 176 | ÖZKAR: (TR) Öz kar. | |
| 177 | ÖZKAYA: (TR) Öz kaya. | |
| 178 | ÖZKAYRA: (TR) İçten gelen bağış, iyilik. | |
| 179 | ÖZKE: (TR) Sağlam, sağlıklı. Temiz yürekli. | |
| 180 | ÖZKENT: (TR) Öz kent. | |
| 181 | ÖZKER: (TR) Sağlam, temiz yürekli er. | |
| 182 | ÖZKOÇ: (TR) Cesur, savaşkan yapılı.. | |
| 183 | ÖZKÖK: (TR) Esas, temel, kaynak. Neslin geldiği soy ağacı. | |
| 184 | ÖZKUL: (TR) Gerçek kul. Hakkıyla ibadet eden kul. | |
| 185 | ÖZKURT: (TR) Öz kurt. | |
| 186 | ÖZKUT: (TR) Kutsanmış, kadr sahibi. | |
| 187 | ÖZKUTAL: (TR) Gerçek mutluluk senin olsun. | |
| 188 | ÖZKUTAY: (TR) Özü uğurlu ve ay gibi parlak olan. | |
| 189 | ÖZKUTLU: (TR) Kutlu olan şeyin kendisi. Özü kutlu, uğurlu olan. | |
| 190 | ÖZKUTSAL: (TR) Öz kutsal. | |
| 191 | ÖZLEK: (TR) Toprağın özlü, verimli yeri. Zaman. Doğa üstü güç, felek. | |
| 192 | ÖZLÜ: (TR) Özü benliği olan. İçten gerçek. Verimli. | |
| 193 | ÖZLÜER: (TR) Kişilikli, olgun kişi. | |
| 194 | ÖZMEN: (TR) Özlü kimse, özü iyi, sağlam kişilikli. | |
| 195 | ÖZMERT: (TR) Mert yapılı. | |
| 196 | ÖZMUT: (TR) Yapısında mutluluk olan. | |
| 197 | ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse. | |
| 198 | ÖZOĞUL: (TR) Öz oğul. | |
| 199 | ÖZOĞUZ: (TR) Oğuz'a mensup. Oğuz'a ait. | |
| 200 | ÖZOK: (TR) Özü ok gibi güçlü olan. | |
| 201 | ÖZOL: (TR) Özün değişmesin, göründüğün gibi ol. | |
| 202 | ÖZOZAN: (TR) Gerçek şair. | |
| 203 | ÖZÖĞE: (TR) Bir şeyin aslı, özü. | |
| 204 | ÖZÖNDER: (TR) Gerçek önder. | |
| 205 | ÖZPINAR: (TR) Öz pınar. | |
| 206 | ÖZPOLAT: (TR) Özü çelik gibi sağlam olan. | |
| 207 | ÖZPULAT: (TR) (bkz. Özpolat). | |
| 208 | ÖZSAN: (TR) Adı duyulmuş ünlü. | |
| 209 | ÖZSEL: (TR) Özle ilgili, öze ilişkin. | |
| 210 | ÖZSELEN: (TR) Gerçek haber. | |
| 211 | ÖZSEVİ: (TR) İçten gelen sevgi. | |
| 212 | ÖZSU: (TR) Bitki ve hayvan dokularında bulunan sıvılara verilen ad. | |
| 213 | ÖZSUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı yapısı olan. | |
| 214 | ÖZSÜ: (TR) Gerçek asker. Askeri kişilik ve yapı sahibi. | |
| 215 | ÖZSÜER: (TR) (bkz. Özsü). | |
| 216 | ÖZŞAHİN: (TR) Şahin gibi güçlü, atak, çabuk yapılı. | |
| 217 | ÖZŞAN: (TR) Öz şan. | |
| 218 | ÖZŞEN: (TR) Şen yapılı. | |
| 219 | ÖZTAN: (TR) Karanlığı bitiren, aydın başlangıç. | |
| 220 | ÖZTANIR: (TR) Gerçeği ayırabilen. | |
| 221 | ÖZTARHAN: (TR) Büyük nüfuz sahibi. Komutan, han. Toprak zengini. | |
| 222 | ÖZTAŞ: (TR) Öz taş. | |
| 223 | ÖZTAY: (TR) Öz tay. | |
| 224 | ÖZTAYLAN: (TR) (bkz. Taylan). | |
| 225 | ÖZTEK: (TR) Öz tek. | |
| 226 | ÖZTEKİN: (TR) Yapısında emniyet ve güven taşıyan. | |
| 227 | ÖZTİMUR: (TR) Özü demir gibi güçlü. | |
| 228 | ÖZTUNA: (TR) (bkz. Tuna). | |
| 229 | ÖZTUNÇ: (TR) Özü tunç gibi güçlü olan. | |
| 230 | ÖZÜAK: (TR) Özü tertemiz olan kişi | |
| 231 | ÖZÜDOĞRU: (TR) Dürüst ve doğruluğu ilke edinen. | |
| 232 | ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen. | |
| 233 | ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir. | |
| 234 | ÖZÜPEK: (TR) Ruhen güçlü. | |
| 235 | ÖZVER: (TR) Öz ver. | |
| 236 | ÖZVERDİ: (TR) Öz verdi. | |
| 237 | ÖZVEREN: (TR) Özveride bulunan, fedakar. | |
| 238 | ÖZVERİ: (TR) Bir amaç ya da kişi için kendi yararlarından vazgeçme, fedakarlık. | |
| 239 | ÖZYAY: (TR) Yay gibi çevik ve atılgan yapılı. | |
| 240 | ÖZYURT: (TR) Anavatan, anayurt. | |
| 241 | ÖZYUVA: (TR) Ata evi, dönülecek asıl yer. | |
| 242 | ÖZYÜREK: (TR) Güçlü korkusuz. | |
72 ADET P HARFİ | ||
| 1 | PAKALIN: (FAR-TR) Dürüst, doğru iyi tanınmış kimseler. | |
| 2 | PAKAN: (FAR) Temizler, anlar. Veliler, ermişler, evliya. | |
| 3 | PAKEL: (FAR-TR) İyi işler yapan, doğru kimse. | |
| 4 | PAKER: (FAR-TR) Temiz, dürüst, iyi kimse. | |
| 5 | PAKKAN: (FAR-TR) Temiz soydan gelen kimse. | |
| 6 | PAKSAN: (FAR-TR) Temiz, doğru namuslu tanınmış kimse. | |
| 7 | PAKSOY: (FAR-TR) Temiz soydan gelen. | |
| 8 | PAKSU: (FAR-TR) Temiz su. Billur gibi arı duru, şahsiyetli. | |
| 9 | PAKSÜT: (FAR-TR) Sütü temiz. | |
| 10 | PALA: (TR) Kısa ve geniş kılıç. | |
| 11 | PALATEKİN: (TR) Emniyet, güven ve cesaret telkin eden kişi. | |
| 12 | PALATİMUR: (TR) Demir pala. Sert ve katı yapılı, güçlü. | |
| 13 | PALAY: (FAR) Yedek at. | |
| 14 | PALAZ: (TR) Kimi kuş yavrularının civcivlikten sonraki durumu. Güzel, canlı, gürbüz. | |
| 15 | PAMİR: (TR) Orta Asya'da yüksek dağlık kütle. (FAR) Dünyanın çatısı. | |
| 16 | PAMİRHAN: (TR) Pamir han. | |
| 17 | PARSBAY: (FAR-TR) Pars gibi güçlü ve çevik. | |
| 18 | PARSHAN: (FAR-TR) (bkz. Parsbay). | |
| 19 | PARSKAN: ( FAR-TR) Kanında atılganlık, cesaret ve saldırganlık taşıyan. | |
| 20 | PAŞA: (TR) Osmanlı devletinde yüksek rütbeli askerlere verilen unvan. General. Uslu, ağırbaşlı. | |
| 21 | PAYAM: (TR) Badem. | |
| 22 | PAYAN: (FAR) Son nihayet. Uç, kenar. | |
| 23 | PAYE: (FAR) Aşama, rütbe, derece. Basamak, merdiven basamağı. İkizlerin bir yıldızı. | |
| 24 | PAYİDAR: (FAR) Saygın, rütbeli. Sağlam, sürekli. | |
| 25 | PAYİZ: (FAR) Güz, sonbahar. Yaşlılık. | |
| 26 | PAYZEN: (FAR) Tutsak, esir. Suçlu. Ayağına pranga vurulmuş kimse. Rençber. | |
| 27 | PEHLİVAN: (FAR) Güreşçi. Boylu boslu, iri yan, güçlü kimse, yiğit. | |
| 28 | PEKAL: (TR) Pek al. | |
| 29 | PEKALP: (TR) Güçlü, sert, kahraman yiğit. | |
| 30 | PEKANT: (TR) Sağlam dönülmez yemin. Pek ant. | |
| 31 | PEKDEĞER: (TR) Çok değerli, çok kıymetli. | |
| 32 | PEKDEMİR: (TR) Sert, sağlam, demir gibi. | |
| 33 | PEKEL: (TR) Güçlü el. Pek el. | |
| 34 | PEKER: (TR) Güçlü kimse. Gözüpek, cesur yapılı. | |
| 35 | PEKERGİN: (TR) Olgun kimse. | |
| 36 | PEKGÖZ: (TR) Cesur, yiğit. | |
| 37 | PEKİN: (TR) Üzerinde kuşku duyulmayan, kesinlikle bilinen, kesin. | |
| 38 | PEKİNER: (TR) (bkz. Pekin). | |
| 39 | PEKİNTÜRK: (TR) Pekin Türk. | |
| 40 | PEKOL: (TR) Sert, sağlam, dayanıklı ol. | |
| 41 | PEKÖZ: (TR) Özü sağlam kimse. | |
| 42 | PEKŞEN: (TR) Neşeli, şen şakrak, mutlu kimse. | |
| 43 | PEKTAŞI: (TR) Güçlü, sert taş. | |
| 44 | PEKTAY: (TR) Güçlü, sağlam tay. | |
| 45 | PEKTÜRK: (TR) Sağlam ve güçlü Türk. | |
| 46 | PEKÜN: (TR) Tanınmış güçlü isim. | |
| 47 | PEKÜSTÜN: (TR) Çok üstün, üstünlükte en iyi seviyede olan. | |
| 48 | PERİNÇEK: (TR) Özverili, fedakar, sadık. | |
| 49 | PERİZ: (FAR) Bağırma, haykırma. Su kenarında yetişen yeşil saz, ot. | |
| 50 | PERK: (TR) Katı, sert, güçlü berk. | |
| 51 | PERKEL: (TR) Güçlü er. | |
| 52 | PERKER: (TR) Güçlü kimse. | |
| 53 | PERKİN: (TR) Çok güçlü kuvvetli, sağlam kimse. | |
| 54 | PERTEV: (FAR) Işık. Parlaklık. | |
| 55 | PERVA: (FAR) Korku. Çekingenlik. İlgi, bağ. | |
| 56 | PERVER: (FAR) Besleyen, besleyici, yetiştiren, yetiştirici, koruyan, terbiye eden. | |
| 57 | PERVİZ: (FAR) Üstün. Elek. Süzgeç. Balık. Güzellik. | |
| 58 | PESEN: (TR) Kırağı, çiğ. Sis. İnce ince yağan kar, çisenti. | |
| 59 | PESİN: (FAR) Sonraki, en son. | |
| 60 | PEŞREV: (FAR) Türk müziğinin en meşhur saz eseri formu. Güreşten önce güreşçilerin yaptıkları gösteri. | |
| 61 | PEYAM: (FAR) Haber, başkasından alınan bilgi. | |
| 62 | PEYAMİ: (FAR) Haberle, bilgi ile ilgili. | |
| 63 | PEYKAN: (FAR) Temren, başak, okun ucundaki sivri demir. | |
| 64 | PİRANE: (FAR) Yaşlılara yakışır şekilde, olgunca tavır. | |
| 65 | PİRUZ: (FAR) Kutlu, hayırlı, uğurlu. | |
| 66 | POLAT: (FAR) Çelik. Güç, kuvvet. | |
| 67 | POLATALP: (TR) Çelik gibi güçlü yiğit. | |
| 68 | POLATHAN: (TR) (bkz. Polatalp). | |
| 69 | POLATKAN: (TR) Çelik gibi güçlü soydan gelen. | |
| 70 | POLATKILIÇ: (TR) İyi cins çelikten yapılma kılıç. | |
| 71 | POYRAZ: (YUN) Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar. Kuzey. | |
| 72 | POZAN: (TR) Üzüm bağı. | |
79 ADET R HARFİ | ||
| 1 | RACİ: (AR) Rica eden, yalvaran, dileyen. Dönen, geri gelen. | |
| 2 | RADİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. | |
| 3 | RAFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme anlamında. | |
| 4 | RAFEDDİN / RAFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. | |
| 5 | RAFIZ: (AR) Bırakan, salıveren. | |
| 6 | RAFİ: (AR) Kaldıran, yücelten, yükselten. | |
| 7 | RAFİH: (AR) Rahat ve huzurlu yaşayan. | |
| 8 | RAGIB / RAGIP: (AR) Arzulu, isteyen, rağbet eden. | |
| 9 | RAHİM: (AR) Esirgeyen, acıyan, koruyan, merhametli. | |
| 10 | RAHMET: (AR) Acıma, esirgeme, koruma. | |
| 11 | RAHMİ. (AR) Acımayla ilgili. | |
| 12 | RAİD: (AR) Gürleyen, gürüldeyen. | |
| 13 | RAİF: (AR) Acıması olan, merhametli. | |
| 14 | RAKIM: (AR) Yazan, çizen. Yükselti. | |
| 15 | RAMAZAN: (AR) Hicri (kameri) ayların dokuzuncusu, oruç ayı. | |
| 16 | RAMİ: (AR) Atan, atıcı | |
| 17 | RAMİZ: (AR) Akıllı, zeki.İşaretlerle simgelerle gösteren. | |
| 18 | RASİ: (AR) Kımıldamayan, oynamayan, sabit. | |
| 19 | RASİF: (AR) Sağlam dayanıklı. Denizin yüzüne çıkmış kayalar. Taş, temel, rıhtım. | |
| 20 | RASİH: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan. | |
| 21 | RASİM: (AR) Resim yapan. | |
| 22 | RAŞİD / RAŞİT: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan. | |
| 23 | RAUF: (AR) Esirgeyen acıyan, çok merhametli. | |
| 24 | RAZİ: (AR) Boyun eğen, kabul eden, rıza gösteren. | |
| 25 | REBİ: (AR) Bahar, ilkyaz. | |
| 26 | RECA: (AR) Umut, umma. İstek, dilek. | |
| 27 | RECAİ: (AR) İsteyen, rica eden, yalvaran. Allah'a yalvaran. | |
| 28 | RECEP: (AR) Hicri kameri ayların yedincisi, üç ayların ilki. Gösterişli, haybetli. | |
| 29 | REFAH: (AR) KBolluk, rahatlık, sıkıntı içinde olmamak. | |
| 30 | REFET: (AR) Acıma, merhamet etme, esirgeme. | |
| 31 | REFETTİN: (AR) İslam dininin vermiş olduğu acıma, esirgeme duygusu. | |
| 32 | REFİ: (AR) Yüksek, yüce, saygın. | |
| 33 | REFİG: (AR) Bolluk ve rahat içinde geçinen. | |
| 34 | REFİK: (AR) Arkadaş, yol arkadaşı, yoldaş. Muavin, yardımcı. Koca. Ortak. Mesleğe yeni giren kimsenin rehber olarak tanıdığı kişi. | |
| 35 | REGAİP: (AR) Çok istek gören, beğenilen. Armağanlar. | |
| 36 | REHA: (FAR) Kurtulma, kurtuluş. (AR) Bolluk, genişlik, varlık. | |
| 37 | REHBER: (FAR) Yol gösteren, kılavuz. | |
| 38 | REİS: (AR) Başkan, baş. | |
| 39 | REKİN: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek. | |
| 40 | REMİZ: (AR) İşaret, meramını isteğini işaretle ifade etme. Alamet, amblem. | |
| 41 | REMZİ: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel. | |
| 42 | RENAN: (AR) İnleyen, çınlayan. | |
| 43 | RESAİ: (AR) Süsler, süs. | |
| 44 | RESAN: (FAR) Erişenler, yetişenler, ulaşanlar. | |
| 45 | REŞAT: (FAR) Layık, değer, yakışır. | |
| 46 | RESUL: (AR) Bir kimsenin sözünü başka bir kimseye tebliğ eden kişi. Elçi, Allah elçisi peygamber. | |
| 47 | RESULHAN: (AR-FAR) Hükümdarların elçisi. | |
| 48 | REŞAD / REŞAT: (AR) Doğru yolda, hak yolda yürüme. | |
| 49 | REŞİD / REŞİT: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, rüşd yaşına ulaşmış akil ve baliğ (kişi) ergin, erişkin. Akıllı hareket eden doğru yolda giden. | |
| 50 | REVAN: (FAR) Akan, su gibi akıp giden. Ruh, can. | |
| 51 | REVHA: (AR) Rahatlık. Gönül rahatlığı. | |
| 52 | REVİŞ: (FAR) Biçim, tarz, üslup. Tutum, davranış, yol. | |
| 53 | REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs. | |
| 54 | REYYAN: (AR) - Suya kanmış, suya doymuş. | |
| 55 | REZAN: (AR) Ağırbaşlı, gururlu. | |
| 56 | REZZAK: (AR) Bütün canlıların rızkını veren , onları nimetlendiren anlamında. Allah'ın isimlerinden. | |
| 57 | RIDVAN: (AR) Rıza, razılık, razı olma. Cennet kapısında bekleyen melek. | |
| 58 | RIFAT: (AR) Yükseklik, yücelik, itibar, yüksek mertebe. | |
| 59 | RIFKI: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık. | |
| 60 | RIZA: (AR) Razılık, razı olma, hoşnutluk, memnuniyet, onaylama, kabul. Bir şeyin olmasına muvafakat etme. Kadere boyun eğme. | |
| 61 | RIZKULLAH: (AR) Nimetler veren Allah'ın kulu. | |
| 62 | RİAYET: (AR) Gütme, gözetme. Sayma, saygı, itibar. Ağırlama. | |
| 63 | RİCAL: (AR) Erkekler. Onur sahibi kimseler. | |
| 64 | RİKAB / RİKAP: (AR) Büyük, saygın bir kimsenin huzuru, önü. | |
| 65 | RİVA: (AR) Suya kanmışlar. | |
| 66 | RUHİ: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili. | |
| 67 | RUHİDDİN / RUHİTTİN: (AR) Dinin ruhu, özü. | |
| 68 | RUHSAT: (AR) İzin, müsaade. | |
| 69 | RUHŞAN: (AR) Yüce, üstün, şanlı, ruh. | |
| 70 | RUŞEN: (FAR) Aydın, parlak. Belli, aşikar. | |
| 71 | RUŞENİ: (FAR) Aydınlık, açıklık. Belli olma. | |
| 72 | RUZİ: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili. Rızık, azık, kısmet, nasip. | |
| 73 | RÜÇHAN: (AR) Üstünlük, üstün olma. | |
| 74 | RÜKNEDDİN / RÜKNETTİN: (AR) Dinin temel direği. | |
| 75 | RÜKNİ: (AR) Bir şeyin en sağlam yanı. Saygın, güçlü, önemli kimse | |
| 76 | RÜSTEM: (FAR) Yiğit, kahraman. İran'ın ünlü pehlivanı ve savaşçısı. | |
| 77 | RÜSTİ: (FAR) Yiğitlik. Üstünlük. Kuvvet. | |
| 78 | RÜSUHİ: (AR) Sağlam, güçlü. Becerikli, yetenekli. | |
| 79 | RÜŞTÜ: (AR) Doğru yolda olan. Akıllı, ergin. | |
292 ADET S HARFİ | ||
| 1 | SAADEDDİN / SAADETTİN : (AR) Dinin uğurlu ve kutlu kişisi. | |
| 2 | SABAHADDİN / SABAHATTİN : (AR) Dinin güzelliği. | |
| 3 | SABİ: (AR) Yedinci. | |
| 4 | SABİH: (AR) Güzel, şirin. | |
| 5 | SABİR: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen. | |
| 6 | SABİT: (AR) Değişmeyen, kımıldamayan. Kanıtlanmış, anlaşılmış. | |
| 7 | SABRİ: (AR) Sabırla ilgili, sabra ilişkin. | |
| 8 | SACİD: (AR) Secde eden, alnını yere koyan. | |
| 9 | SADAK: (TR) Ok koymaya yarayan meşin torba. Sabah yeli. | |
| 10 | SADIK: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı. | |
| 11 | SADIR: (AR) Hayrette kalan, şaşıran. | |
| 12 | SADIRAY: (AR) (bkz. Sadır). | |
| 13 | SADİ: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu. | |
| 14 | SADREDDİN / SADRETTİN : (AR) Dinin önderi, başı, ileri kişisi. | |
| 15 | SADRİ: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye nisbetle çocuk. | |
| 16 | SADULLAH: (AR) Tanrının kutlu, talihli kıldığı kimse. | |
| 17 | SADUN: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. | |
| 18 | SAFA: (AR) Üzüntü ve kederden uzak olma, endişesizlik, rahat huzur, iç ferahlığı. Eğlence. Saflık, berraklık. | |
| 19 | SAFER: (AR) Hicri takvimde ikinci ay, sefer. Temiz yürekli, dürüst kimse. | |
| 20 | SAFFET: (AR) Saflık, temizlik, arılık, (bkz. Safvet). | |
| 21 | SAFİ: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Yalnız, sadece, sırf. Kesintilerden sonra kalan kısım, net. | |
| 22 | SAFİH: (AR) Gökyüzü. Yassı ve düz halde bulunan şey. | |
| 23 | SAFİR: (İBR) Mavi renkli, değerli bir süs taşı, göktaşı. | |
| 24 | SAFVET: (AR) Saflık, temizlik, paklık, arılık, halislik. | |
| 25 | SAFVETULLAH: (AR) Hz. Muhammed'in isimlerinden. | |
| 26 | SAĞAN: (TR) Hızlı uçan, uzun dar kanatlı küçük kuş. | |
| 27 | SAĞANALP: (TR) (bkz. Sağan). | |
| 28 | SAĞBİLGE: (TR) Hekim, doktor. | |
| 29 | SAĞCAN: (TR) Sağlıklı kimse. | |
| 30 | SAĞINÇ: (TR) Emel, istek, amaç, düşünce. | |
| 31 | SAĞIT: (TR) Silah. | |
| 32 | SAĞLAM: (TR) Hasta veya sakat olmayan. Kolayca hasara uğramayan, bozulmayan, dayanıklı. Doğru, gerçek, sahih. Güvenilir, emin. Mutlaka, muhakkak, herhalde. | |
| 33 | SAĞLAMER: (TR) (bkz. Sağlam). | |
| 34 | SAĞMAN: (TR) Sağlıklı kimse. Eksiksiz, kusursuz, güvenilir. | |
| 35 | SAĞUN: (TR) Saygın, kutsal. | |
| 36 | ŞAHİN: (AR) Kadın. Sık. Katı, pek. | |
| 37 | SAHİR: (AR) Gece uyumayan, uykusuz. | |
| 38 | SAİB / SAİP : (AR) Hedefe doğru ulaşan. İsabetli olan, doğru olan, hata etmeyen. | |
| 39 | SAİD / SAİT : (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. | |
| 40 | SAİK: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü. | |
| 41 | SAİM: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu. | |
| 42 | SAİR: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen. | |
| 43 | SAKIB / SAKIP : (AR) Delen, delik açan. Çok parlak. | |
| 44 | SAKİ: (AR) Su veren, su dağıtan. Kadehle içki sunan. | |
| 45 | SAKMAN: (TR) Uyanık, akıllı kimse. Sessiz sakin kimse. | |
| 46 | SALAH: (AR) Düzelme, iyileşme, iyilik. Barış. Dine olan bağlılık. | |
| 47 | SALAHADDİN / SELAHATTİN: (AR) Dinine bağlı kimse. | |
| 48 | SALAR: (FAR) Baş, kumandan, başbuğ, önder. | |
| 49 | SALAT: (AR) Namaz. | |
| 50 | SALCAN: (TR) (bkz. Salar). | |
| 51 | SALİH: (AR) Yarar, yakışır, elverişli, uygun. Salahiyeti bulunan, yetkili. | |
| 52 | SALIK: (TR) Haber, bilgi. Haberci. | |
| 53 | SALIKBEY: (TR) (bkz. Salık). | |
| 54 | SALİM: (AR) Hasta veya sakat olmayan, sağlam.Ayıpsız, kusursuz, noksansız. Korkusuz, endişesiz, emin. | |
| 55 | SALMAN: (TR) Başıboş, serbest, özgür. | |
| 56 | SALTAR: (TR) Tek, yalnız. Yalnız başına giden. Temiz, saf. | |
| 57 | SALTI: (TR) Gezgin, yolculuk eden. | |
| 58 | SALTIK: (TR) Kendi başına var olan, bağımsız, koşulsuz, mutlak.Salıverilmiş, bırakılmış, azat edilmiş, özgür. | |
| 59 | SALTUK: (TR) Erzurum ve yöresinde Selçuklular devrinde Saltuklular beyliğini kuran Türk beyi Emir Saltuk (1072). | |
| 60 | SALTUKALP: (TR) (bkz. Saltık). | |
| 61 | SALUR: (TR) Kılıç. Oğuzların Üçok boyuna bağlı bir Türk kabilesi. | |
| 62 | SAMED / SAMET : (AR) Hiç kimseye veya şeye ihtiyacı olmayan. | |
| 63 | SAMİ: (AR) İşiten, duyan dinleyen. Dinleyici.Yüksek, yüce. | |
| 64 | SAMİH: (AR) Cömert, eli açık. | |
| 65 | SAMİM: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı. | |
| 66 | SAMİN: (AR) Sekizinci. | |
| 67 | SAMİR: (AR) Meyveli, meyva veren. | |
| 68 | SANAL: (TR) Adın duyulsun, ün kazan. | |
| 69 | SANALP: (TR) (bkz. Sanal). | |
| 70 | SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet. | |
| 71 | SANAY: (TR) Ay san. | |
| 72 | SANBAY: (TR) Ünlü kimse. | |
| 73 | SANBERK: (TR) Gücüyle tanınmış, ün yapmış. | |
| 74 | SANCAKTAR: (TR) Sancak taşıyan kimse. Sancak taşıma görevlisi. | |
| 75 | SANCAR: (TR) Kısa kama. Saplar, batırır, yener. Selçuklu sultanlarından birisinin adı. | |
| 76 | SANİ: (AR) İkinci. Yapan, işleyen, meydana getiren. | |
| 77 | SANİH: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan. | |
| 78 | SANVER: (TR) (bkz. Sanal). | |
| 79 | SARAÇ: (AR) Koşum, eğer takımlarıyla benzeri şeyler yapan veya satan kimse. Meşin üzerine süsleme yapan kimse. | |
| 80 | SARDUÇ: (TR) Bülbül. | |
| 81 | SARGAN: (TR) Çorak yerlerde biten bir ot. Bir tür balık. | |
| 82 | SARGIN: (TR) Candan, içten, yürekten. Çekici cazibeli. | |
| 83 | SARGINAL: (TR) (bkz. Sargın). | |
| 84 | SARGUT: (TR) İhsan, bağış, ödül. | |
| 85 | SARIALP: (TR) Sarışın yiğit. | |
| 86 | SARICABAY: (TR) (bkz. Sarıalp). | |
| 87 | SARİF: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren. | |
| 88 | SARİH: (AR) Açık, meydanda. Belli, hüveyda. Saf, halis. | |
| 89 | SARİM: (AR) Keskin, kesici. | |
| 90 | SARP: (TR) Çetin, sert, şiddetli. Dik, çıkılması ve geçilmesi zor. | |
| 91 | SARPER: (TR) Sert, güçlü erkek. | |
| 92 | SARPHAN: (TR) (bkz. Sarper). | |
| 93 | SARPKAN: (TR) Sert, güçlü soydan gelen. | |
| 94 | SARTIK: (TR) Azad olunmuş, salıverilmiş, özgür. | |
| 95 | SARU: (TR) Sarı benizli, tenli insan. | |
| 96 | SARUCA: (TR) Sarı benizli, tenli insan. | |
| 97 | SARUHAN: (TR) Harizm'den gelip Anadolu'ya yerleşen Saruhanoğulları beyliğinin kurucusu. | |
| 98 | SARVAN: (TR) Deve süren, deveci. | |
| 99 | SATI: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk. | |
| 100 | SATIBEY: (TR) (bkz. Satı). | |
| 101 | SATIKBUĞRA: (TR) (bkz. Satılmış, Buğra). | |
| 102 | SATILMIŞ: (TR) Uzun ömürlü olması için doğumundan önce ermişlere adanan çocuk, satı. | |
| 103 | SATUK: (TR) (bkz. Satılmış). | |
| 104 | SATVET: (AR) Ezici kuvvet, zorluluk. | |
| 105 | SAV: (TR) Söz, haber, dedikodu. İleri sürülerek savunulan düşünce. Sağlam. Şöhret, ün. | |
| 106 | SAVAŞ: (TR) İki taraf teşkilat, ülke veya ülkeler topluluğu arasında meydana gelen silahlı vuruşma, cenk, muharebe, harb. Doğuş, kavga. Mücadele uğraş. | |
| 107 | SAVAŞER: (TR) Savaşan asker, insan, savaşçı. | |
| 108 | SAVAT: (TR) Gümüş üstüne yapılan çizgiler, süsler. | |
| 109 | SAVER: (TR) Sağlam, zinde, güçlü erkek. | |
| 110 | SAVGAT: (TR) Hediye, armağan, bahşiş, ihsan. | |
| 111 | SAVLET: (AR) Şiddetli saldırı, hücum. | |
| 112 | SAVNİ: (AR) Koruma, gözetme ile ilgili. | |
| 113 | SAVTEKİN: (TR) (bkz. Sav). | |
| 114 | SAVTUNA: (TR) Sözünde duran kimse. | |
| 115 | SAVTUR: (TR) Sağlıklı kal, hoşça kal. | |
| 116 | SAYAR: (TR) Saygılı, hürmet eden. | |
| 117 | SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım. | |
| 118 | SAYFİ: (AR) Yaza ait, yazla ilgili. | |
| 119 | SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı. | |
| 120 | SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın). | |
| 121 | SAYHAN: (TR) Adaletli yönetici, hükümdarların adili, ölçülüsü. | |
| 122 | SAYIL: (Tür.) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer. | |
| 123 | SAYILGAN: (TR) Kendini saydıran, saygın kimse. | |
| 124 | SAYKAL: (TR) Düz, düzgün, pürüzsüz. Gösterişli. | |
| 125 | SAYKUT: (TR) Uğurlu, kutlu, saygıdeğer kimse. | |
| 126 | SAYMAN: (TR) Hesap işleriyle uğraşan kimse. | |
| 127 | SAYRAÇ: (TR) Öten, cıvıldayan, şakıyan. | |
| 128 | SAYRAK: (TR) (bkz. Sayraç). | |
| 129 | SAYYAD / SAYYAT : (AR) Avcı. | |
| 130 | SAZAK: (TR) Kuvvetli ve soğuk esen yel. Soğuk yelle birlikte yoğun hafif kar. Küçük pınar, kaynak. | |
| 131 | SEBAT: (AR) (bkz. Sabit). | |
| 132 | SEBATI: (AR) Sebatlık, sözünde kararında durma. Sebatlı, sözünde duran. | |
| 133 | SEBİH: (AR) Yüzme, yüzüş. | |
| 134 | SEBİL: (AR) Yol, büyük cadde. Su dağıtılan yer. Hayır için parasız dağıtılan su. | |
| 135 | SEBÜK: (TR) Hafif, yeğni. Çabuk hızlı. Ağırbaşlı olmayan. Sevgili, aziz. | |
| 136 | SEBÜKALP: (TR) Hızlı, atak, yiğit. | |
| 137 | SEBÜKTEKİN: (TR) (bkz. Sebük). | |
| 138 | SECAHAT: (AR) Yumuşak huyluluk. | |
| 139 | SECAVEND: (FAR) Kur'an-ı Kerim'i manasına uygun olarak okumak için konulan durak işaretleri. | |
| 140 | SECCAC: (AR) Çağlayan. Küçük şelale. | |
| 141 | SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy. | |
| 142 | SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide. | |
| 143 | SEÇKİNER: (TR) (bkz. Seçkin). | |
| 144 | SEDAD / SEDAT : (AR) Doğruluk, hak. Doğru ve haklı. | |
| 145 | SEFA: (AR) Gönül rahatlığı, rahatlık, kaygısız ve sakin olma. Eğlence, zevk, neşe. | |
| 146 | SEFER: (AR) Bir yerden bir yere gitme, yolculuk, seyahat. Savaş hazırlığı. Savaşa gitme. Harp, savaş. Gemilerin kalktıkları limana tekrar dönünceye kadar yaptıkları fiil. Defa, kere. | |
| 147 | SEFİR: (AR) El içi. Yabancı diplomat | |
| 148 | SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik. | |
| 149 | SEHHAR: (AR) Kuvvetle kendine çeken, büyüleyici. | |
| 150 | SELAHADDİN / SELAHATTİN : (AR) Dinine bağlı kimse. | |
| 151 | SELAMİ: (AR) İyilik, barış ve rahatlıkla ilgili. | |
| 152 | SELÇUK: (TR) Güzel konuşma yeteneği olan. XI. Anadolu, Kafkaslar ve Orta Doğu'da imparatorluk kuran Türk topluluğunun hükümdarı. | |
| 153 | SELİL: (AR) Yeni doğmuş erkek çocuğu, ilker. | |
| 154 | SELİM: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. 3. Temiz, samimi. | |
| 155 | SELMAN: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç. | |
| 156 | SELMİ: (AR) Barışla ilgili, barışçıl. | |
| 157 | SEMAVİ: (AR) Semaya mensup, sema ile ilgili. | |
| 158 | SEMİ: (AR) İşiten, işitme kuvveti olan. Allah'ın isimlerinden. | |
| 159 | SEMİH: (AR) Eli açık, cömert. | |
| 160 | SEMİN: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli. | |
| 161 | SEMİR: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi. | |
| 162 | SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı. | |
| 163 | SENİH: (AR) Süs, bezek. İnci. | |
| 164 | SERALP: (TR) Baş yiğit. | |
| 165 | SERBÜLEND / SERBÜLENT : (FAR) Başta gelen, yüce üstün. Türk müziğinde eski bir makam, zamanımızda örneği yoktur. | |
| 166 | SERDAR: (FAR) Başkumandan, başbuğ. Sefer zamanında padişah yerine ordunun başında sefere giden veziri azamlara verilen unvan. | |
| 167 | SERDENGEÇTİ: (TR) Fedai, akıncı, yiğit. | |
| 168 | SERDİNÇ: (FAR-TR) Başı dinç, sakin, rahat, huzurlu. | |
| 169 | SERGEN: (TR) Raf. Vitrin. Tepelerdeki düzlük yer. Yorgun, perişan. | |
| 170 | SERHAD / SERHAT: (FAR-AR) Hudut, sınır, sınırbaşı; iki devlet arasındaki sınır boyu. | |
| 171 | SERHAN: (AR) Hanların başı. Kurt, canavar. Baş okuyucu, şarkıcı başı. | |
| 172 | SERHENK: (FAR) Çavuş. Türk müziğinde çok eski birleşik makam. | |
| 173 | SERHUN: (FAR) Asil kan, soylu kan. | |
| 174 | SERİ: (AR) Çabuk, hızlı. | |
| 175 | SERİM: (TR) Serme işi. Sabırlı. Genellikle öykülerde başlangıç bölümüne verilen ad. | |
| 176 | SERİMER: (TR) Sabırlı kimse. | |
| 177 | ŞERİR: (AR) Taht. Yatacak yer. | |
| 178 | SERKAN: (FAR-TR) Soylu kan, başkan. | |
| 179 | SERKUT: (FAR) Mutlu, talihli, kutlu insan. | |
| 180 | SERMED / SERMET: (AR) Ebedilik, ebediyet, sonsuzluk. | |
| 181 | SEROL: (FAR-TR) Önder ol, baş ol. | |
| 182 | SERTAÇ: (FAR) Baştacı, çok sevilen, sayılan. | |
| 183 | SERTEL: (TR) Sert, katı, acımasız el. | |
| 184 | SERTER: (TR) Katı, sırt, acımasız. | |
| 185 | SERTUĞ: (TR) Baş tuğ. | |
| 186 | SERVER: (FAR) Baş, başkan, reis, ulu. | |
| 187 | SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para. | |
| 188 | SETTAR: (AR) Örten. Günahları, ayıpları gizleyen. | |
| 189 | SEVGEN: (TR) E Sevmiş, seven. | |
| 190 | SEYFEDDİN / SEYFETTİN : (AR) Dini koruyan, dinin kılıcı. | |
| 191 | SEYFİ: (AR) Kılıçla ilgili kılıç şeklinde. Askerlikle ilgili. Askeri. | |
| 192 | SEYFULLAH: (AR) Allah'ın kılıcı. | |
| 193 | SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. | |
| 194 | SEYHUN: (TR) (bkz. Seyhan). | |
| 195 | SEYİDHAN / SEYİTHAN : (AR) Hanların başı, önderi. | |
| 196 | SEYLAB / SEYLAP : (FAR) Sel, sel suyu. | |
| 197 | SEYLAN: (AR) Akma, akış. | |
| 198 | SEYRAN: (AR) Gezme, bakıp seyretme. | |
| 199 | SEYYİD / SEYYİT / SEYİT : (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider. Hz. Peygamber'in soyundan olan kimse. | |
| 200 | SEZA: (FAR) Münasip, uygun, yaraşır. | |
| 201 | SEZAİ: (FAR) Uygun yaraşan, münasip. | |
| 202 | SEZAL: (TR) Sezgili. | |
| 203 | SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili. | |
| 204 | SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar. | |
| 205 | SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan. | |
| 206 | SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama. | |
| 207 | SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı. | |
| 208 | SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin). | |
| 209 | SEZMEN: (TR) Sezen, anlayan kimse. | |
| 210 | SIBGATULLAH / SEBGATULLAH : (AR) Yaratıcı gücü, kuvveti olan Allah'ın kulu. | |
| 211 | SIDAL: (TR) Güç, kuvvet, dayanıklılık. Olgunlaşmaya, erginleşmeye başlayan. Öfkeli, sinirli. | |
| 212 | SIDAM: (TR) Sade, yalın, düz, süssüz. | |
| 213 | SIDAR: (TR) Dayanıklı. | |
| 214 | SIDDIK: (AR) Çok doğru olan, hiç yalan söylemeyen. Hakikati kabul eden ve onaylayan kişi. | |
| 215 | SIDKI / SITKI : (AR) İç, yürek temizliğiyle, doğrulukla ilgili. | |
| 216 | SIRALP: (TR) Sır saklayan yiğit. | |
| 217 | SIRAT: (AR) Yol, yön. | |
| 218 | SIRATULLAH: (AR) Dosdoğru yol. Allah'ın yolu. | |
| 219 | SIRRI: (Ar.) Sırla ilgili, sırra ait. Mistik. | |
| 220 | SİYAMİ: (AR) Oruç tutan, oruçlu, kötülükten kaçınan. | |
| 221 | SİNA: (AR) Arap yarımadasının Mısır ile birleştiği yerde bir üçgen oluşturan yanmada. Bu yarımadada bulunan dağ. | |
| 222 | SİNAN: (AR) Mızrak, süngü vb. silahların sivri ucu. | |
| 223 | SİPAHİ: (FAR) Osmanlı İmparatorluğu'nda tımar sahibi atlı asker. | |
| 224 | SİRAC: (FAR) Işık meşale, kandil, çerağ. | |
| 225 | SİRACEDDİN / SİRACETTİN: (AR) Dinin kandili, dinin verdiği aydınlık, ışık, ışıklandıran, aydınlatan. | |
| 226 | ŞİRAN: (AR) Kaleler, hisarlar. | |
| 227 | SİRER (FAR) Tok, doymuş. Eli açık. | |
| 228 | SİRET: (AR) Bir kimsenin hal ve hareketleri, tabiatı ahlak ve karakteri. Hal ve gidiş. | |
| 229 | SOMEL: (TR) Doğru, katışıksız, güçlü el. | |
| 230 | SOMER: (TR) Doğru, katışıksız güçlü kimse. | |
| 231 | SONALP: (TR) Sonuncu, son doğan yiğit, erkek çocuk. | |
| 232 | SONAT: (TR) Bir ya da iki çalgı için yazılmış, üç ya da dört bölümden oluşan müzik yapıtı. | |
| 233 | SONAY: (TR) Ay'ın son günleri. | |
| 234 | SONER: (TR) (bkz. Sonalp). | |
| 235 | SONGUR: (TR) Şahin. Ağır, hantal. | |
| 236 | SONGURHAN: (TR) (bkz.Songur). | |
| 237 | SONGÜN: (TR) Sonuncu, son olan. Eğilim, yetenek. | |
| 238 | SORGUN: (TR) Bir tür söğüt ağacı. Sıtkı, sert. Çok uzun ve güzel saç. | |
| 239 | SOYSAL: (TR) Uygar, medeni. | |
| 240 | SOYSALDI: (TR) Soyu genişledi, tanındı. | |
| 241 | SOYSALTÜRK: (TR) Uygar Türk. | |
| 242 | SOYSAN: (TR) Tanınmış soy. | |
| 243 | SOYSELÇUK: (TR) Selçuklu soyundan. | |
| 244 | SOYTEKİN: (TR) Cesur, yiğit. (bkz. Tekin). | |
| 245 | SOYUER: (TR) Yiğit soydan gelen. | |
| 246 | SOYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hediye, armağan. | |
| 247 | SÖKMEN: (TR) Yiğitlere verilen san. | |
| 248 | SÖKMENER: (TR) Yiğit kimse. | |
| 249 | SÖKMENSU: (TR) Yiğit asker, yiğit subay. | |
| 250 | SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı. | |
| 251 | SÖNMEZALP: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen yiğit. | |
| 252 | SÖZEN: (TR) Söylev veren, güzel konuşan hatib. | |
| 253 | SÖZER: (TR) Sözünde duran. | |
| 254 | SÖZMEN: (TR) Güzel, etkili konuşan kimse. | |
| 255 | SUAD / SUAT: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu. | |
| 256 | SUAVİ: (AR) Herkesin işine koşan, yardım eden. | |
| 257 | SUAY: (TR) Suya düşen ay. | |
| 258 | SUBAHİ: (AR) (bkz. Subhi). | |
| 259 | SUBHİ / SUPHİ : (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili. | |
| 260 | SUBUTAY: (TR) Cengiz Han'ın ünlü Moğol generalinin adı. | |
| 261 | SUDİ: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı. | |
| 262 | SUFİ: (AR) Tasavvuf erbabı, mutasavvıf. | |
| 263 | SUHAN: (TR) Suyun hakimi, su kaynaklarının yönetimini elinde bulunduran. | |
| 264 | SULHİ: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı. | |
| 265 | SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim. | |
| 266 | SUNER: (TR) Sunucu, sunan. | |
| 267 | SUNGU: (TR) Armağan, bağış, ihsan. | |
| 268 | SUNGUN: (TR) Yetenek. Bağış, ihsan. | |
| 269 | SUNGUR: (TR) Sakin, soğukkanlı (kimse). Akdoğan. | |
| 270 | SUNGURALP: (TR) Soğukkanlı ve doğankuşu gibi güçlü, yiğit. | |
| 271 | SUNGURBAY: (TR) (bkz. Sunguralp). | |
| 272 | SUNGURTEKİN: (TR) (bkz. Sunguralp). | |
| 273 | SUNULLAH: (AR) Allah'ın yarattığı. | |
| 274 | SUYURGAL: (TR) İhsan, bağış, hükümdarca bağışlanan dirlik. | |
| 275 | SUALP: (TR) Güçlü, yiğit asker. | |
| 276 | SÜEL: (TR) Asker eli. | |
| 277 | SÜER: (TR) Yiğit asker. | |
| 278 | SÜERDEM: (TR) Erdemli asker. | |
| 279 | SUERGİN: (TR) Olgun asker. | |
| 280 | SÜERKAN: (TR) Soylu kandan gelen asker. | |
| 281 | SÜERSAN: (TR) Yiğitliğiyle ünlü asker. | |
| 282 | SÜHA: (AR) Büyükayı takım yıldızının en küçük yıldızı. | |
| 283 | SÜHAN: (FAR) Söz, lakırdı. Şiir. | |
| 284 | SÜHEYL: (AR) E Sema'nın güney yarımküresinde bulunan sefineyi Nuh burcundaki parlak ve büyük yıldızın adı. | |
| 285 | SÜLASİ: (AR) Üçlü, üç şeyden meydana gelen. | |
| 286 | SÜLEYMAN: (AR) İbranice "huzur, sükun". Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberden biri. | |
| 287 | SÜMER: (TR) Eski tarihlerde aşağı Mezopotamya'da yaşamış olan bir kavim. | |
| 288 | SÜMRE: (AR) Esmerlik, karayağızlık. | |
| 289 | SÜPHAN: (TR) Doğu Anadolu'da Van gölünün kuzey kıyısındaki sönmüş volkan. | |
| 290 | SÜREHA: (AR) Saf ırklar. | |
| 291 | SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin. | |
| 292 | SÜRURİ: (AR) Sevinçle, neşeyle ilgili. | |
94 ADET Ş HARFİ | ||
| 1 | ŞABAN: (AR) Aralık, fasıla. Hicri, Kameri ayların sekizincisi, üç ayların ikinci ayı. | |
| 2 | ŞABEDDİN / ŞABETTİN: (AR) Din topluluğu, cemaati. | |
| 3 | ŞADAN: (FAR) Keyifli, neşeli, sevinçli. | |
| 4 | ŞADİ: (FAR) Sevinç, mutluluk. | |
| 5 | ŞAFAK: (AR) Güneş doğmadan az önce ufukta beliren aydınlık. | |
| 6 | ŞAFAKGÜN: (AR-TR) Şafak renkli, kızıl. | |
| 7 | ŞAHABEDDİN / ŞAHABETTİN: (AR) Dinin yıldızı. | |
| 8 | ŞAHADEDDİN / ŞAHADETTİN: (AR) Dinin tanıklığı. Dinin belirtisi, işareti. | |
| 9 | ŞAHAN: (FAR) Şahlar. Oldukça büyük boylu, yırtıcı bir kuş. (bkz. Şahin). | |
| 10 | ŞAHAP: (AR) Alev, ateş parçası. Kayan yıldız, akan yıldız. Cesur yürekli kimse. | |
| 11 | ŞAHAT: (FAR-TR) Güçlü, güzel cins at, atların şahı. | |
| 12 | ŞAHBAZ: (FAR) Beyaz ve iri doğan. Yakışıklı. Yiğit, serdengeçti. Kabadayı. Cömert.Büyük, gösterişli, güzel mükemmel. | |
| 13 | ŞAHBENDER: (FAR) Konsolos. | |
| 14 | ŞAHBEY: (FAR-TR) Üstün nitelikli, saygın, yüce. | |
| 15 | ŞAHDAR: (FAR) Dallı, budaklı ağaç. | |
| 16 | ŞAHİD / ŞAHİT: (AR) Bir yerde bulunan, bir şeyi gören ve gördüğü ve bildiği şeyler konusunda bilgi veren kimse, tanık. Bir sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan birinin yanında hazır bulunan. Doğrulayan, isbat eden. | |
| 17 | ŞAHİN: (FAR-TR) Büyük boylu, kanca gagalı, yırtıcı bir kuş. | |
| 18 | ŞAHİNALP: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü yiğit, cesur. | |
| 19 | ŞAHİNER: (FAR-TR) Şahin gibi güçlü, yiğit er. | |
| 20 | ŞAHİNHAN: (FAR-TR) Güçlü, yiğit kimse. | |
| 21 | ŞAHİNKAN: (FAR-TR) Yiğit soydan gelen, güçlü, kahraman. | |
| 22 | ŞAHİNTER: (FAR) Çok yiğit, kahraman, şahin gibi. | |
| 23 | ŞAHİSTAN: (FAR) Şah ülkesi. | |
| 24 | ŞAHKAR: (FAR) Baş eser, en güzel eser. | |
| 25 | ŞAHRUH: (FAR-AR) Yüce ruhlu, görkemli, üstün kişilikli kimse. | |
| 26 | ŞAHSAR: (FAR) Dallık, ağaçlık, koruluk. | |
| 27 | ŞAHSUVAR: (FAR) İyi ata binen yiğit kimse. | |
| 28 | ŞAHVAR: (FAR) Şaha, hükümdara yakışacak surette. İri ve iyi cins inci. | |
| 29 | ŞAİK: (AR) İstekli, hevesli. | |
| 30 | ŞAKİR: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden. | |
| 31 | ŞAMİH: (AR) Yüksek, görkemli. | |
| 32 | ŞAMİL: (AR) Şümulü bulunan, içine alan, kaplayan, kapsayan. | |
| 33 | ŞANAL: (TR) Ünün yayılsın, tanınmış şanlı bir insan ol. | |
| 34 | ŞANALP: (TR) Ünlü, şanlı, tanınmış kimse. | |
| 35 | ŞANER: (TR) Ünlü kimse. | |
| 36 | ŞANLI: (TR) Ün, şöhret. Hal durum. Debdebe, gösteriş, haşmet. Yüksek makam rütbe. | |
| 37 | ŞARA: (TR) Kente ait, şehire ait. | |
| 38 | ŞARBAY: (TR) Kentli, şehirli kimse. | |
| 39 | ŞARIK: (AR) Doğup parlayan, parlak. | |
| 40 | ŞATİ: (AR) Kıyı, kenar. | |
| 41 | ŞATIR: (AR) Neşeli, şen. Büyük bir kimsenin atı yanında gitmekle vazifeli ağa. | |
| 42 | ŞAYLAN: (TR) Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli. | |
| 43 | ŞECAAT: (AR) Yiğitlik, cesurluk, korkusuzluk. | |
| 44 | ŞECAADDİN / ŞECAATTİN : (AR) Dinin kahramanı, dinin yiğidi. | |
| 45 | ŞECİ: (AR) Cesur, yürekli, yiğit. | |
| 46 | ŞEFAADDİN / ŞEFAATTİN: (AR) Dinin, Allah ile kul arasınadaki aracılığı, dinin şefaati. | |
| 47 | ŞEFİK: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici. | |
| 48 | ŞEHİM: (AR) Akıllı ve kurnaz yiğit. | |
| 49 | ŞEHRİYAR: (FAR) Padişah, hükümdar. | |
| 50 | ŞEHRUD: (FAR) Büyük çay, nehir. | |
| 51 | ŞEHZAT: (FAR) (bkz. Şahzat). | |
| 52 | ŞEKİB / ŞEKİP: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı. | |
| 53 | ŞEMAİL: (AR) Huylar, davranışlar, alışkılar. Bir kimsenin dış görünüşünün özellikleri. | |
| 54 | ŞEMDİN: (AR) Dinin mumu, dinin aydınlığı. | |
| 55 | ŞEMİ: (AR) Mumla, ışıkla ilgili, ışıklı. Mum yapan ya da satan kimse. | |
| 56 | ŞEMİM: (AR) Güzel kokan, güzel kokulu, güzel koku. | |
| 57 | ŞEMS: (AR) Güneş. | |
| 58 | ŞEMSEDDİN / ŞEMSETTİN: (AR) Dinin güneşi, dinin insanlara verdiği aydınlık. | |
| 59 | ŞEMSİ: (AR) Güneşe ait, güneşle ilgili. | |
| 60 | ŞEMSİFER: (AR-FAR) Güneşin aydınlığı, parlaklığı. | |
| 61 | ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen). | |
| 62 | ŞENALP: (FAR-TR) Neşeli, canlı yiğit. | |
| 63 | ŞENALTAN: (FAR-TR) (bkz. Altan). | |
| 64 | ŞENBAY: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli, mutlu, varlıklı kimse. | |
| 65 | ŞENCAN: (FAR-TR) Canlı, neşeli, hareketli yapısı olan kimse. | |
| 66 | ŞENDOĞAN: (FAR-TR) Sevinçli, neşeli ol. | |
| 67 | ŞENDUR: (FAR-TR) Neşeli, sevinçli olması devam etti, sürdü. | |
| 68 | ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il. | |
| 69 | ŞENER: (FAR-TR) - Mutlu, neşeli kimse. | |
| 70 | ŞENGİL: (FAR-TR) İyi yürekli, hoş sohbet kimse. | |
| 71 | ŞENNUR: (FAR-AR) Neşeli ve nurlu insan. | |
| 72 | ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol. (bkz. Şenel). | |
| 73 | ŞENSAL: (FAR-TR) Neşeni çevrene yay, herkes neşelensin. | |
| 74 | ŞENSOY: (FAR-TR) Neşeli soydan gelen kimse. | |
| 75 | ŞENTÜRK: (FAR-TR) Neşeli, canlı, mutlu türk. | |
| 76 | ŞENYAŞAR: (FAR-TR) Yaşamı, neşeli mutlu geçen kimse. | |
| 77 | ŞENYURT: (FAR-TR) Neşeli, mutlu insanların yurdu; ülkesinde yaşayan. | |
| 78 | ŞERAFEDDİN / ŞERAFETTİN: (AR) Dinin şereflisi, büyüğü. | |
| 79 | ŞERAFET: (AR) Şerefli olma hali. Soydanlık, asalet. | |
| 80 | ŞEREF: (AR) Yücelik, ululuk, izzet, seçkinlik. İyi ün. Övünç duyulacak şey. | |
| 81 | ŞEREFHAN: (AR-TR) Büyük, yüce hükümdar. | |
| 82 | ŞERİF: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz. | |
| 83 | ŞEVKET: (AR) Azamet, büyüklük, ululuk, debdebe, haşmet. | |
| 84 | ŞEVKİ: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli. | |
| 85 | ŞEYBAN: (AR) Saçlarına ak düşmüş yaşlı kimse. Moğol hükümdarlarından birisi. | |
| 86 | ŞİMŞEK: (TR) Yağmurlu havada, buluttan buluta ya da yere elektrik boşalırken oluşan, geçici ve şiddetli elektrik akımı. Canlı, hızlı, coşkulu, hareketli kimse. | |
| 87 | ŞİNAS: (FAR) Anlayan, tanıyan, bilen. | |
| 88 | ŞİNASİ: (FAR) Tanımaya, anlamaya özgü, tanımak, bilmekle ilgili. | |
| 89 | ŞİRAZ: (FAR) Türk müziğinde eski bir makam. | |
| 90 | ŞİRVAN: (FAR) İran'da bir kent adı. Aslan barınağı. | |
| 91 | ŞİRZAT: (AR-FAR) Aslan gibi güçlü, kişilikli kimse. | |
| 92 | ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen,yemek, ziyafet. | |
| 93 | ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. | |
| 94 | ŞÜKRÜ: (AR) Şükretme, minnettarlıkla ilgili. |