• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ATEŞNET
SİTE HARİTASI
Saat

Görüşleri Nedeniyle Hapse Atılan Aydınlar

Görüşleri Nedeniyle Hapse Atılan Aydınlar

     Türkiye’de düşünce suçu ve fikir özgürlüğünün tarihi, şaşırtıcı olduğu kadar trajik hayat hikâyeleriyle örülü. 1944’te yürütülen Turancılık soruşturmasında, Nihal Atsız, Reha Oğuz Türkkan ve Osman Yüksel Sendengeçti’nin konulduğu ‘tabutluklar’dan 1950'lere gelindiğinde bu kez Şefik Hüsnü, Ruhi Su ve Zeki Baştımar geçiyordu. Kemal Tahir, Nazım Hikmet de “gizli cemiyet kurmak” suçlamasıyla yargılandı, Bediüzzaman Said Nursi ve Necip Fazıl Kısakürek de… Sistem Eşref Edip’e de tahammül edemedi, Sabahattin Ali’ye de…
     Düşüncenin sanık sandalyesinde olduğu davalar yakından incelendiğinde ise adil yargılama ve savunma hakkı gibi en temel demokratik hakların ihlal edildiği görülüyor. İşte farklı dünya görüşleriyle yakın tarihimizde iz bırakan aydınların sürgün ve cezaevlerinde kesişen hikâyeleri:
     Kimi boş yere yıllarca hapis yattı, kimi sürgüne gönderildi. İşte farklı dünya görüşleriyle yakın tarihimizde iz bırakan ve aynı acı kaderi paylaşan aydınlar...

ORHAN KEMAL, MAKSİM GORKİ OKUDUĞU İÇİN YARGILANDI.

     Birey-toplum ilişkilerini gerçekçi bir üslupla anlatan Yazar Orhan Kemal, askerliğini yaptığı 1938 yılında "Maksim Gorki ve Nazım Hikmet kitapları okumak", "yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik" suçundan 5 yıl hapis cezasına mahkûm edildi. 1940'ta, Bursa Cezaevi'nde tanıştığı Nazım Hikmet'ten etkilendi. 1943'te tahliye olunca Adana'ya döndü. Maddi sıkıntılarla boğuşuyordu; amelelik ve hamallık gibi işlerde çalıştı. 1950'de ailesiyle İstanbul'a yerleşti ve ölümüne kadar edebi eserler yayınlayarak geçimini sağladı.
     1966'da "hücre çalışması ve komünizm propagandası" yaptıkları gerekçesi ile iki arkadaşı ile birlikte tutuklandı. “Suç teşkil eden bir cihet bulunmadığı" yolundaki bilirkişi raporu üzerine bir ay sonra serbest bırakıldı.“Eskici ve Oğulları” ile “Hanımın Çiftliği”nin yazarı, Bulgar Yazarlar Birliği'nin çağrısı üzerine gittiği Sofya'da rahatsızlandı ve 2 Haziran1970'te 56 yaşında son nefesini verdi.

NAZIM HİKMET’E, YAZDIKLARI İÇİN 35 YIL HAPİS CEZASI VERİLDİ.

    1921 yılında eğitim için gittiği Moskova’da Ekim Devrimi’nin emekleme dönemine şahit olan Nazım Hikmet, komünizmle bu dönemde tanıştı. Türkiye’ye döndüğü 1924 yılında Aydınlık dergisinde yayınlanan yazı ve şiirleri sebebiyle Ankara İstiklal Mahkemesi, hakkında 15 yıl hapis isteyince tekrar Sovyetler Birliği’ne gitti. 1928’de çıkan aftan yararlanarak İstanbul’a geldi ve Resimli Ay dergisinde yazı hayatına devam etti. Harp Okulu Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde 15 yıl mahkûmiyet aldı. Kemal Tahir’le birlikte yargılandığı “Bahriye Olayı” davasında ise 20 yıl ceza aldı. İki ceza birleştirildi ve toplam 35 yıl böylece 28 yıl 4 aya indi.
     O yıllarda Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) komünist faaliyetleri cezalandıran açık bir madde yoktu. Komünizm suçlamasıyla yargılananlar daha çok TCK 171. maddeye göre en çok 5 yıl hapis cezası alıyordu. Nazım Hikmet için komünizmle ilgili bulunmayan Askeri Ceza Kanunu’nun 94. Maddesi tatbik edildi ve 15 yıl ceza aldı. 12 sene süren tutukluluğunun ardından öldürüleceği endişesiyle bir gemiyle Sovyetler Birliği’ne kaçtı. 1963’te, 62 yaşında öldü.

HEDİYE ETTİĞİ KİTAP, KEMAL TAHİR’İN 13 YILINA MAL OLDU

     Nazım Hikmet’le arkadaşlığı sonucu sosyalist fikirleri benimseyen ünlü romancı Kemal Tahir’in, astsubay kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin bir öykü kitabını vermesi kötü günlerinin başlangıcı oldu. Hikmet Kıvılcımlı ve Nâzım Hikmet’in aralarında olduğu 17 kişiyle beraber “komünizm yoluyla askeri isyana tahrik ve teşvik” suçlamasıyla 14 Haziran 1938’de tutuklandı. Yavuz kruvazöründe Almanların domuzları besledikleri deniz seviyesinin altındaki sintine bölümüne konuldu.
     “Bahriye Olayı” diye adlandırılan bu dava sebebiyle, Donanma Komutanlığı Mahkemesi’nde yargılandı ve 15 yıl ağır hapis cezası aldı. Garip olan, duruşmalar devam ederken Sabahattin Ali’nin kitaplarının serbestçe satılıyor olmasıydı. “Devlet Ana”nın yazarı, 1950’de çıkan aftan yararlanıp serbest kaldı. “Esir Şehrin İnsanları”nı 13 yılını geçirdiği cezaevlerinde yazdı. 21 Nisan 1973’te geçirdiği bir kalp krizi sonucu 63 yaşında vefat etti.

YAZDIĞI KİTAP İSKİLİPLİ ATIF HOCA’YI İPE GÖTÜRDÜ

     Fatih Medresesi dersiamlarından İskilipli Muhammed Atıf Efendi,12 Temmuz 1924’te Maarif Vekâleti’nden (Milli Eğitim Bakanlığı) aldığı izinle “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli 32 sayfalık risalesini yayınladı. Eserinde; ‘Avrupa’nın ilim ve fennini almanın caiz, hatta lüzumlu olduğu; ancak yapılanın ise daha çok şuursuz bir batı taklitçiliği olduğu’ mesajını veriyordu. 28 Kasım 1925’te kabul edilen Şapka Kanunu, Atıf Hoca için sonun başlangıcı olacaktı.
      Bir gece ansızın evi polislerce basıldı. Resmi arama izni olmamasına rağmen arama yapıldı. “Frenk Mukallitliği ve Şapka” kitabı hakkında tutanak tutuldu. İstiklal Mahkemeleri, kanunu geriye doğru işleterek Atıf Hoca’yı “Şapka Kanunu’na muhalefet ettiği” gerekçesiyle tutukladı. Basımından 18 ay sonra kitap, Bakanlar Kurulu kararıyla toplatıldı. Atıf Efendi önce Eser-i Cedit vapurunun hayvan taşınan hangarında Giresun’a götürüldü.
      Mahkemede şapka isyanında direnişçilerin başı olduğu öne sürülen Hafız Muharrem’le yüzleştirildi. Beraat etmesine rağmen serbest bırakılmadı. Trenle ‘Kel Ali’ lakaplı Ali Çetinkaya’nın başında olduğu Ankara İstiklal Mahkemesi’ne sevk edildi. Bu kez hakkındaki suçlama “halkı kanunlara karşı kışkırtmak”tı. Beş celse süren dava sonunda hakkında 3 yıl hapis istendi. Ancak Atıf Hoca, suçsuz olduğunu belirterek savunmasını hazırlamadı. İdam cezası 4 Şubat 1926’da infaz edildiğinde 51 yaşındaydı. Cenazesi ailesine teslim edilmeden kimsesizler mezarlığına defnedildi.

BEDİÜZZAMAN 35 YIL SÜRGÜN HAYATI YAŞADI,20 KEZ ZEHİRLENDİ

     Bediüzzaman Said Nursi, Şeyh Said isyanıyla ilgisi olduğu iddiasıyla 1 Mart 1925’te Van’da zincire vurularak, kış mevsiminde ve çoğunlukla yaya olarak Erzurum, Trabzon, İstanbul üzerinden Burdur’a sürgün edildi. Hiçbir kanuni gerekçe gösterilmeden bir yıl zorunlu ikamete mecbur edildi. “Kahraman ve fedakâr İslam müdafiilerinin torunlarına kılıç çekilmez.” şeklindeki sözleriyle Şeyh Said'in başkaldırısına karşı çıktığını ifade etti. Isparta’da 2 ay gözetim altında tutulduktan sonra 1 Mart 1927’de hakkında bir mahkeme kararı olmadan Eğirdir ilçesine bağlı Barla köyüne sürüldü. Burada Risale-i Nur’u telife başladı. 1934'te Barla’dan Isparta’ya sevk edildi. Mahkemece kesinleşmiş bir suçu olmamasına rağmen toplumdan tecrit edilerek unutulmaya ve ölüme mahkûm edildi.
     25 Nisan 1935’te ‘gizli cemiyet kurmak, dini siyasete alet etmek ve devletin düzenini değiştirmek’ suçlamasıyla 120 talebesiyle Isparta’da gözaltına alındı. Arama kararı olmaksızın yaşadığı mekân darmadağın edildi. Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesi’ne sevk edildi. Eskişehir Hapishanesi’nde tek başına bir koğuşa konuldu. Tuvaleti bulunmayan soğuk hücresinde 3 ay boyunca tutuldu.
     Dava sonucunda “Tesettür Risalesi”nden dolayı kendisi 11 ay, 15 talebesi de altışar ay hapse mahkûm oldu. 105 talebeye de beraat verildi. Karar tarihinde yürürlükteki Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) ‘irtica’ kelimesiyle tanımlanmış bir suç tarifinin olmaması ise dikkat çekiciydi.
     27 Mart 1936’de tahliye edildiğinde ise cezaevi kapısında bekleyen jandarma eri, kendisini; 7 yıl boyunca adım adım izlenerek sürgün hayatı yaşayacağı Kastamonu’na götürmek için bekliyordu. 1943 yılında 126 talebesiyle birlikte tekrar "rejimin temel düzenini yıkmak, aykırı fikirler neşretmek" iddiasıyla tutuklanarak Denizli Hapishanesi’ne sevk edildi. 9 ay tutuklu kaldı. Türk Tarih Kurumu üyelerinin de içinde bulunduğu bilirkişi heyeti, “Bediüzzaman’ın siyasi bir faaliyeti yoktur. Onun mesleğinde tarikatçılık, cemiyetçilik mevcut değildir. Eserleri ilmî ve imanidir.” şeklinde rapor hazırladı. Beraat etti.
     Denizli 26. sürgünüydü. Daha sonra Emirdağ’a götürüldü ve burada zorunlu ikamete mahkûm edildi. 23 Ocak 1948’de aynı suçlamalarla tekrar tutuklanarak, 54 talebesiyle birlikte Afyon Hapishanesi’ne sevk edildi. Sobasız, camları kırık büyük bir koğuşa koyuldu. Yaklaşık 20 ay hapiste tutuldu.“Siyaset ve şeytandan Allah’a sığınırım. Ben iman hakikatleri ile meşgulüm” demesine rağmen hakkında 20 ay hapis verildi. Oysa aynı suçlamalar için Denizli’de beraat emişti. Karar temyiz edilince tahliye oldu. Tekrar Emirdağ’a götürüldü.
     Said Nursi’nin sürgün ve gözlem altında tutulması Demokrat Parti (DP) döneminde de devam etti. 1952'de müellifi olduğu “Gençlik Rehberi” isimli eser hakkında açılan dava münasebetiyle İstanbul’a geldi. Mahkemeye son sözü “Ben Kur’an ve iman hizmetinde çalışan aciz bir adamım. Başka bir diyeceğim yoktur.” oldu. Beraat etti.
      1953'te Emirdağ’a döndü. Afyon’da 8 yıldır devam eden mahkeme 23 Mayıs 1956’da Diyanet’in lehte raporuyla sonuçlandı. DP’nin iktidarda olduğu 10 Ocak 1960’da İçişleri Bakanı’nın talimatıyla Ankara’ya girmesi yasaklandı. Müellifi olduğu Risale-i Nur Külliyatı hakkında yaklaşık 1500 kez beraat kararı verildi. Sürgün yıllarında 20 kez zehirlenen Bediüzzaman, 23 Mart 1960'ta 82 yaşında Şanlıurfa’da vefat etti.

EŞREF EDİP, ÇIRILÇIPLAK HÜCREYE KONULDU.

     İslami çizgideki Sebilürreşad’ı yayınlayan Eşref Edip (Fergan), yazılarıyla Şeyh Said’i isyana teşvik ettiği iddiasıyla gözaltına alındı. Dergisi kapatıldı. Ankara İstiklal Mahkemesi’ne gönderildiğinde neden gözaltına alındığını henüz bilmiyordu. Cebeci Tutukevi’nde kendi ifadesiyle ‘çırılçıplak halde, soğuk ve rutubetli taş duvarlar arasında’ aylarca tutuldu. Diyarbakır İstiklal Mahkemesi’ne gönderildi. Sebilürreşâd’ın yayımını durdurmak şartıyla 13 Eylül 1925’te serbest bırakıldı.
      Yazdığı yazılar ve Ahmet Emin Yalman'la yaptığı yazılı tartışmalar yüzünden Malatya olayı (Yalman’ın silahlı saldırıda yaralanması) sonrasında tutuklandı. Son yargılanması ise 1967’de Bugün gazetesinde yayımlandıktan sonra kitap haline getirilen “Kara Kitap” adlı eseri sebebiyle oldu ve beraatla sonuçlandı. 15 Aralık 1971’de vefat etti.

BÜYÜK DOĞU DERGİSİ 16 KEZ KAPATILDI.

     Yaşar Nâbi’nin "Bir mısrası Türk milletini ihya etmeye yeter" diyerek övdüğü Necip Fazıl Kısakürek, yazıları ve konferanslardaki sözlerinden dolayı çok kez mahkemelerin müdavimi oldu. Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatıldı. Eserleri toplatıldı; basımı yasaklandı. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti yönetimine şiddetli muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi. 163. Madde’ye aykırı bulunan yazıları ile birkaç yılda bir hapse mahkûm oldu. Büyük Doğu, 30. sayıda yer alan “Allah’a itaat etmeyene itaat edilmez” mealindeki bir Hadis sebebiyle ‘rejime itaatsizliği teşvik’ suçlamasıyla 1944 Mayısında Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
     1947’de 'Abdülhamîd'in Ruhaniyetinden Istimdat' başlıklı Rıza Tevfik'e ait bir şiirin nesri sebebiyle Büyük Doğu mahkeme kararıyla kapatılırken, kendisi de tutuklanarak hapse atıldı. 'Türklüğe Hakaret'ten yargılandı. 1 ay 3 gün tutuklu kaldı ve sonunda beraat etti. CHP gibi DP iktidarı da Necip Fazıl’a mesafeli durmayı tercih etti. ‘Çile’ şairi, 1957’de 8 ay hapis yattı.

NECİP FAZIL 27 MAYIS DARBESİNİN ARDINDAN TUTUKLANDI.

     Kapatılan dergide tefrika edilmeye başlamış olan 'Sır' isimli piyesinden dolayı 'Milleti kanlı ihtilale teşvik' suçlamasıyla mahkemeye çıkarıldı. 1964'te Adnan Menderes için kaleme aldığı 'Zeybeğin Ölümü' şiirinden dolayı takibata uğradı. 1968'de 'Vahidüddin' adlı eserini Bugün gazetesinde tefrika edip ilk baskısını yaptıktan sonra takibata uğradı; kitap toplatıldı. Mahkeme, beraat kararı verdi.
     Ancak 'Vahidüddin' 1976'daki 3'üncü baskısından sonra tekrar takibata uğrayacak ve bilirkişi raporlarına rağmen 25 sahifelik bir kararla 1.5 yıl mahkûmiyetine sebep olacaktı. Kısakürek, 'Din esasına bağlı cemiyet kurmak', 'Hükümetin Manevi Şahsiyetini Tahkir', ‘Türklüğü hakaret’ suçlamalarıyla duruşmadan duruşmaya koştu. 8 Temmuz 1981 tarihinde Atatürk'ün manevi şahsına hakaret suçundan hüküm giydi. Karar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onaylandı. Bilirkişi, davaya konu olan "Vatan Haini Değil, Büyük Vatan Dostu Sultan Vahidüddin" adlı kitabın herhangi bir suç unsuru teşkil etmediğini içeren rapor verdi; ancak Necip Fazıl "Atatürk'e hakaret etmeye meyilli olmak" gerekçesiyle mahkûm edildi. 79 yaşında aramızdan ayrılan 'Sultan-üş Şuara', vefat etmeseydi kesinleşen hapis cezası için cezaevine girecekti.

HEKİMOĞLU İSMAİL 60 YAŞINDA CEZAEVİNE GİRDİ
      “Aslında kitabın asıl adı 'Ankaralı Abdullah'tır. Kitaba Ankaralı Abdullah adını verip, Ömer Okçu ismini kullansaydım, 5 yıl hapis yatacaktım ve ordudan da atılacaktım.” Yazılarında kullandığı “Hekimoğlu İsmail” müstear ismiyle tanınan Ömer Okçu, bir söyleşisinde satış rekorları kıran “Minyeli Abdullah” romanının hikâyesini bu şekilde anlatıyordu. Okçu, görevli bir astsubayken yazdığı romanında Hekimoğlu İsmail adını kullandı. Bu sayede Askeri Mahkemede mahkûm olmaktan kurtuldu.
     Ama bu fazla sürmeyecekti. Kimliği ortaya çıkmasının ardından 163'üncü maddeden yargılandı. ‘Minyeli Abdullah’ romanı 1986'da toplatılıp sonra serbest bırakıldı. Bu roman ile devlet düzenine karşı çıkmakla suçlandı. Yazıları sebebi ile 11 defa hakkında soruşturma açıldı, Devlet Güvenlik Mahkemelerine çağrıldı. Yazarı olduğu Zaman gazetesinde "Demek ki öyle..." başlıklı, Harp Okulları sınavına İmam Hatip Lisesi'ne gittiği için kayıt yaptıramayan gençlerin ve ailelerinin durumlarını konu aldığı yazısının ardından Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle 1 sene mahkûmiyet cezası aldı. 1992'de 60 yaşındayken Şile Kapalı Ceza ve Tevkifevi'nde 72 gün hapis yattı.
     Farklı fikri yelpazelerde bulunan aydınların, sürgün, işkence ve hapis cezalarıyla karşılaşmalarının sebebi yıllar önce Yassıada duruşmalarında söylenen bir cümlede saklı sanki. Demokrat Partililerin, tutukluluk şartları ve savunma taleplerinin kabul edilmemesine itiraz etmeleri üzerine Mahkeme Başkanı Salim Başol’un o tarihi cevabı salona yayılmıştı: "Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor."

Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam173
Toplam Ziyaret1261471
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 4°

ATEŞ’TEN SÖZLER

AHMET ATEŞ (KENDİSİNE LAYIK GÖRMEDİĞİNİ DOSTLARINADA LAYIK GÖRMEYEN ...). İSTER KULAK VERİN İSTER VERMEYİN. İSTERSENİZ AHMET ATEŞ DE KİM OLUYOR DEYİN. DOĞRU YOLU GÖSTERMEK BİZDEN YÜRÜYÜP YÜRÜMEMEK SİZDEN. Ateş

BU MİLLET ŞUNU İYİ BİLSİN Kİ; TAŞLANMAMAK İÇİN DE OLSA, ASLA MEYVESİZ AĞAÇ OLMAYACAĞIM. Ateş

ATEŞ' İ SEVMEYEBİLİRSİNİZ, SEVMEK ZORUNDA DA DEĞİLSİNİZ. UNUTMAYINIZ Kİ DÜŞMANINIZDAN BİLE ÖĞRENECEĞİNİZ ÇOK BİLGİ VARDIR. Ateş

İNSANIN KENDİ KENDİNE YAPTIĞI KÖTÜLÜĞÜ, BÜTÜN DÜŞMANLARI BİR ARAYA GELSE YAPAMAZ. Ateş

ATEŞ, DÜNKÜ ATEŞ DEĞİL. YARINDA, BUGÜNKÜ ATEŞ OLMAYACAK. Ateş

DEĞİL DOKUZ KÖYDEN KOVULMAK; ONDOKUZ KÖYDEN DE KOVULSAM, DOĞRUYU SÖYLEMEKDEN, DOĞRU OLANI SAVUNMAKDAN VAZGEÇEMEM. Ateş

İNSANLARI GÖRÜNÜŞLERİ İLE YARGILAMAYINIZ, ÇOĞUNLUKLA ALDANIRSINIZ. GÖRÜNÜŞLER İNSANLARI GENELDE ALDATIR. YAKINDAN TANIMADIĞINIZ İNSANLAR HAKKINDA İYİ VEYA KÖTÜ DİYE HÜKÜM VERMEYİNİZ. GÜN GELİR İYİ DEDİĞİNİZ İNSANLAR KÖTÜ, KÖTÜ DEDİĞİNİZ İNSANLAR ÇOK İYİ ÇIKABİLİR. TERCİHLER SİZE AİT AMA SİZ DIŞ GÜZELLİKDEN ZİYADE İÇ GÜZELLİĞE ÖNEM VERİNİZ. Ateş

DOST DOĞRU SÖYLER, YÜZE SÖYLER, SEVİLMEZ. DÜŞMAN ARKADAN SÖYLER, YÜZE GÜLER. BAŞ TACI EDİLİR. BAŞ TACI OLMAK İÇİNDE OLSA; YÜZE GÜLENLERDEN, ARKADAN KONUŞANLARDAN OLAMAM. Ateş

DEĞER VERDİĞİNİZ İNSANLAR SİZ DEĞER VERDİĞİNİZ İÇİN DEĞERLİDİR. OYSA ONLAR KENDİLERİNİ BİR ŞEY SANIRLAR. SİZ DEĞER VERMEZSENİZ BİR HİÇTİRLER AMA BUNU AKILLARINA BİLE GETİRMEZLER. "ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ GÜZELLİKLERİ ON PARA ETMEZ BİZDEKİ AŞK OLMAZSA" Ateş

KIRK GÜN TAVUK GİBİ YAŞAMAKTANSA BİR GÜN HOROZ GİBİ YAŞARIM. Ateş

BU DÜNYA HERKESE YETER. YETERKİ ADAM GİBİ YAŞAMASINI BİLELİM. Ateş

TOPLUMDA KENDİNİ ŞEREFLİ GÖSTEREN ŞEREFSİZLER DÜNYA DÖNDÜKCE VAR OLACAK VE MİDE BULANDIRACAKLARDIR. Ateş

"HER ASALAK BİR SALAĞIN SIRTINDAN GEÇİNİR" İNSAN OLAN NE SALAK NE DE OLUR ASALAK. Ateş

HIRSIZLIK SADECE PARA ÇALMA İLE OLMAZ. ZAMAN PARADAN YERİNE GÖRE DAHA ÖNEMLİDİR. DAKİKALARI PARA İLE ÖLÇEMEZSİNİZ. GASP EDİLEN DAKİKALARIN HESABINI VEREMEZSİNİZ. MİLLET OLARAK BOŞA HARCANACAK NE VAKTİMİZ NE DE BOŞ ZAMANIMIZ VAR. Ateş

"KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM KÜL GİBİ KARARIP SOLDUM EYVAH EYVAH" TÜRKÜSÜNÜ ÇALMAMAK İÇİN SİZE DEĞER VEREN DOSTLARINIZA, SİZİ SEVENLERE KULAK VERİNİZ. Ateş

TREN KALKAR GARDAN, KAÇARSA HABER GELMEZ NAZLI YARDAN. TRENDEKİ BİR GÜN AĞLAR, KAÇIRAN HER GÜN AĞLAR. EN İYİSİ TRENİ KAÇIRMAMAK. Ateş

"ZORLA YENEN AŞ YA KARIN AĞRITIR YADA BAŞ". NE YİYEN NEDE YEDİREN ŞİFA BULUR ARKADAŞ. Ateş

GÜZEL HER ZAMAN GÜZELDİR. ÇİRKİNLİK İSE BENİM İŞİM DEĞİLDİR. Ateş

DOST DOSTUN AYNASI OLMALI. AYNA KADAR DOĞRU OLAMIYORSA DOSTUNUM DİYE GEZMEMELİ. Ateş

OTOBÜS KAÇIYOR DEMİŞTİM DİNLEMEDİN. SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ DEMİŞTİM TINLAMADIN. NE DEDİMSE İLTİFAT DEĞİL, GERÇEK DİYE, HOŞUNA GİTMEDİ. ANLARSIN BİR GÜN DEDİM, DALGA GEÇTİN. İŞ İŞTEN GEÇTİKDEN SONRA ANLARSIN DA, ONU DA BEN ANLAYAMAM. "GEÇER BORUN PAZARI ANCA GİDERSİN NİĞDE'YE." SÖYLEYECEK BİR SÖZÜN OLAMAZ BU DELİYE. Ateş

SEVDİĞİM BİRİSİ "BENİ SENİN KADAR AŞAĞILAYAN HİÇ KİMSE OLMADI" DEMİŞTİ. BIRAKIN AŞAĞILAMAYI İNCİLTMEK AKLIMIN KÖŞESİNDEN BİLE GEÇMEMİŞTİ. OYSA BU KİŞİ DEĞER VERDİĞİM SEVDİĞİM KİŞİLERİN BAŞINDA GELEN BİRİ. DEMEK Kİ DEV AYNASI OLMAMAK SUÇ OLUYOR. BEN SENİN DÜŞMANIN DEĞİLİM Kİ SENİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTEREYİM. BİR GÜN SANA GEREĞİNDEN FAZLA İLTİFAT EDERSEM BİL Kİ O GÜN DÜŞMANIN OLDUĞUM GÜNDÜR. Ateş

"GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR" KATLANIR DA ÖNEMLİ OLAN DİKENE KATLANIP, GÜLE KAVUŞABİLMEK. Ateş

İSTER ARKADAŞINIZ, İSTER SEVGİLİNİZ, İSTER AÇIK İSTER GİZLİ AŞKINIZ, İSTER DOSTUNUZ, İSTER SIRDAŞINIZ, İSTER ANNE BABANIZ, DEĞER VERDİĞİNİZ KİM OLURSA OLSUN GEREĞİNDEN FAZLA DEĞER VERMEYİNİZ. KENDİ DEĞERİNİZDEN KAYBEDERSİNİZ. Ateş

HER YÜZÜNE GÜLENİ, BOLCA İLTİFAT EDENİ DOST BELLEME. DOST, SEVİLMEME RİSKİNE RAĞMEN; DOĞRU NE İSE ONU SÖYLER, KALPTEN SEVER. ASIL DOST KENDİSİNE REVA GÖRMEDİĞİNİ KARŞIDAKİNE REVA GÖRMEYENDİR. Ateş

GERÇEK SÖZLERDEN KAÇANLAR, GÜZEL, SAHTE VE HOŞ SÖZLERE KANANLAR. ASLA ACI GERÇEKLERDEN KAÇAMAZLAR. Ateş

BENİM İÇİN SIFATINIZ NE OLURSA OLSUN. SİZİ KAYBETMEMEK UĞRUNA ASLA YALANA BAŞVURAMAM. SİZLERİ KAZANMAK İÇİN SAHTEKARLIK YAPAMAM. BENİ SEVEN DÜRÜST OLDUĞUM İÇİN SEVSİN SAHTE İLTİFATLAR İÇİN DEĞİL. SAHTE DOSTLAR VE SAHTEKARLIK BENDEN UZAK OLSUN. Ateş

SEVDİKLERİNİZİ YARGILARKEN OLAYLARA KENDİ CEPHENİZDEN BAKMAYINIZ. ALDANIRSINIZ. KARŞIDAKİNİN YERİNE KENDİNİZİ KOYABİLDİĞİNİZ SÜRECE DOĞRU YARGILAMA YAPABİLİRSİNİZ. Ateş

SİZ, SİZ OLUN, OLMAZ ÖYLE ŞEY DEMEYİN. BİR GÜN OLUR, OLUYORMUŞ DEMEK ZORUNDA KALIRSINIZ. ASLA BİRİNİ KINAMAYINIZ. KINADIĞINIZ OLAYIN, BİR GÜN BAŞINIZA GELDİĞİNİ, GÖRMENİZ HİÇ DE UZUN SÜRMEZ. ALLAH ISLAH ETSİN DEYİP GEÇİN. YOKSA, KINADIĞINIZ OLAYLA KENDİNİZ ISLAH EDİLİRSİNİZ. Ateş

"İLTİFAT; YALANIN SÜSLENMİŞ, KILIF GİYDİRİLMİŞ HALİDİR" İLTİFAT ETMEYİ BİLMİYORUM. ÇÜNKÜ YALAN SÖYLEMEYİ BECEREMİYORUM. Ateş

GERÇEKLER DOĞRU VE ACI OLUR. İLTİFATLAR SAHTE VE YALAN. GERÇEKLERDEN KAÇANLAR, İLTİFATLARA SIĞINANLAR, ACI SONDAN KAÇAMAZLAR. KURTULUŞ GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKDEN, İLTİFATLARDAN UZAK DURMAKDAN GEÇER. Ateş

AŞIRI MAKYAJ GÜZELİ ÇİRKİNLEŞTİRİR ÇİRKİNİ GÜZELLEŞTİRİR. Ateş

DOĞRULAR VE GÜZELLİKLER MALINIZ, ÇİRKİNLİKLER VE KÖTÜLÜKLER ÇÖPÜNÜZ OLSUN. Ateş

SİGARA

OĞUZLAR Mayıs 1994

SİGARA

Ahmet ATEŞ Oğuzlar Gazetesi yazı İşleri Müdürü

İçerken güldürür

Sinsi, sinsi öldürür

İçene kendini kahraman sandırır

Şeytani bir zehri andırır

İnsana kendi kendini yandırır

Sigara içmek suç değil

Bıçak taşımakta suç değil

Fakat bıçak ve tabanca

Bir başkasına zarar verince suç

Peki, sigara bir başkasına zarar verince neden suç sayılmaz? Şimdi sormak gerek aklı ve fikri olan herkese. Hangi insanın bir başka insanı zehirlemeye hakkı var? Sigara içme özgürlüğünü savunan vatandaşlara demezler mi ki içenin içme özgürlüğü varda içmeyenin sigara içmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyenin sigara içene bir zararı yok. Peki sigara içenin içmeyene neden zararı olsun. Bir resmi daire veya aile düşünün aynı odayı on kişi paylaşıyor. Bunun beşi sigara içiyor diğer beşi içmiyor. Beş kişinin sigara içme özgürlüğü varda diğer beş kişinin sigara içmeme, zehirlenmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyen beş kişinin sigara içen beş kişiye zararı yok da, sigara içen beş kişi niye diğer beş kişiyi zehirlesin.

Sigara içenler içmeyenleri zehirleme hakkını kimden ve nereden alıyorlar?

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Birde en çok şundan söz edilir. Yahu sigara içen akciğer kanseri, verem ve diğer hastalıklara yakalanıyor da içmeyen yakalanmıyor mu?

Yakalanıyor: Tabiî ki siz sigara içenlerin sayesinde bir ailede bir kişi sigara içiyorsa diğerlerinin ben sigara içmiyorum demesi gerçek anlamda yalan ve yanlış olur. Sigara içen kişi sadece kendisini zehirlemez evdeki hanımını çocuklarını ve diğer fertlerin hepsini zehirlenmeye mahkum eder, onların yanında sigara içtiği sürece.

Şimdi sorarım size hangi babanın kızını, hangi ananın oğlunu, hangi dedenin torununu,hangi tiryakinin tiryaki olmayanı zehirleme hakkı var?

Medeniyet deyince bazıları çıplaklık sanır, asla. Medeniyet bu ve benzeri durumlarda kendini gösterir. Medeni insan başkalarına ve kendisine saygı duyan insandır. Başkalarının haklarını gasp etmeyen temiz insandır. Hoş görülü insandır. Kendi özgürlüğüne sahip çıktığı kadar başkalarının özgürlüğüne sahip çıkan ona saygı duyan insandır.

Bir düşünür medeniyeti şöyle tarif eder. "Medeni insan karanlık da esnerken sol elinin tersi ile ağzını kapayan insandır" der. Tabiî ki bizde olduğu gibi esnerken küçük dilini karşısındakine gösteren değil.

"Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"

Kimsenin kimseyi zehirlemeyeceği, kişilerin birbirlerine saygılı olacağı,toplum menfaatlerinin ön plana çıkacağı bencilliğin arka planda kalacağı, hoş görülü medeni toplumlara doğru.

Saygı ve sevgilerimle bir sonraki sayıda buluşmak üzere.

Sevgili okurlar Makalenin yayın tarihine bakarsanız bu günkü sigara ile ilgili kanun konusunun alt yapısını görürsünüz o tarihlerde bu yazıyı kaleme almak yürek, bilek ve cesaret isterdi. İlk sigara kanunu bile (Kanun Numarası : 4207 Kabul Tarihi : 7/11/1996 Yayımlandığı R.Gazete: Tarihi:26/11/1996 Sayı: 22829) bu makaleden 2 Yıl 6 Ay sonra çıkmıştır. O gün dile getirdik iki yıl sonra kısmen bugünse tamamına yakını kanuna konmuştur. Eh sağlık olsun 12 yıl sonrada olsa birşeyler değişmiştir. O gün dalga geçenlere duyrulur.

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Takvim