• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ATEŞNET
SİTE HARİTASI
Saat

Bayan isimleri ve Anlamları A - M

         Sitemizde; 89A Farfinde, 154 Adet B Harfide, 60 Adet C Harfinde,21 Adet Ç Harfinde,77 Adet D Harfinde, 82 Adet E Harfinde, 57 Adet F Harfinde, 97 Adet G Harfinde, 96 Adet H Harfinde, 14 Adet I Harfinde, 55 Adet İ Harfinde, 43 Adet K Harfinde, 26 Adet L Harfinde, 160 Adet M Harfinde, 190 Adet N Harfinde, 18 Adet O Harfinde, 43 Adet Ö Harfinde, 47 Adet P Harfinde,83 Adet R Harfinde, 232 Adet S Harfinde, 69 Adet Ş Harfinde, 65 Adet T Harfinde, 11 Adet U Harfinde, 30 Adet Ü Harfinde, 22 Adet V Harfinde, 35 Adet Y Harfinde, Z Adet Z Harfinde olmak üzere  toplam 1936 BAYAN ismi vardır.
89 ADET A HARFİ
1ABDAR: (FAR) Sulu, taze. Parlak. Sağlam vücutlu. Nükteli. Zarif, güzel, hoş.
2ABENDAM: (FAR) Güzel vücutlu, güzellik. 
3ABİDE: (AR) Anıt. Önemli ve değerli yapıt. 
4ABŞAR: (AR) Şelale. 
5AÇELYA: (YUN) Fundagiller familyasından, kokusuz ama güzel renkli çiçek.
6AÇILAY: (TR) Ayın dolunay halinde olmaya başlaması 
7ADALET: (AR) Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetmek. 
8ADEVİYE: (AR) İyilik, yardımseverlik.
9ADIGÜZEL: (TR) Güzel isim. Verilen ismin güzel olması. 
10ADİLE: (AR) Adaletli olan, doğruluktan ayrılmayan. 
11ADNİYE: (AR) Cennete girmeye hak kazanan. 
12AFET: (AR) İnsanlığın önleyemediği büyük doğal felaket 
13AFİFE:(AR) Namuslu, iffetli, temiz ve dürüst 
14AFİTAB: (FAR) Güneş, gün ışığı. Çok güzel, dilber, parlak yüz.
15AFRA: (AR) Ayın onüçüncü gecesi. 2. Beyaz toprak. 
16AFŞAR: (TR) Atak, uyumlu, Oğuz boylarından birinin adı (Avşar)
17AFTABE: (FAR) Su kabı. Güneş biçiminde yapılan mücevher. 
18AĞAN: (TR) Akanyıldız, ağma
19AĞCA: (TR) Beyaz tenli kadın. 
20AHENK: (FAR) Uygun, uyum düzen, armoni. Renkler, sesler arasında uygunluk.
21AHLA: (AR) Çok tatlı. Pek şirin. 
22AHRA: (AR) Daha layık, münasip, uygun 
23AHSEN : (AR) En güzel, Çok güzel 
24AHTER: (FAR) Yıldız. 
25AHU: (FAR) Ceylan / Maral 
26AJDA: (TR)Üzeri çentik çentik, diş diş olan şey. 
27AKANAY: (TR) Yıldız kümesi. 
28AKASMA: (TR) Beyaz, mavi, morumsu, pembe çiçek veren , tırmanıcı bir bitki. 
29AKGÜL: (TR) Beyaz gül, gül gibi 
30AKGÜN : (TR) Aydınlık gün
31AKİFE: (AR) Bir şey üzerinde azimle duran, sebatlı, kararlı. İbadet eden hanım. 
32AKİLE: (AR) Akıllı, akıl sahibi. Uslu, kavrayışlı. 
33AKKIZ: (AR) Beyaz kadın. 
34AKNUR: (TR-AR) Beyaz nur. 
35AKSU : (TR) Temiz, pırıl pırıl su gibi. Nehir 
36AKSUNA: (TR) Ak renkli yaban ördeği. 
37ALAGÜN: (TR) Yazın güneş buluta girdiği zamanki gölgeli hava. 
38ALARA: (TR) Al + ara. Al=Kırmızı, ara=bezeyen, süsleyen , Kırmızı süs anlamında bir tamlama 
39ALARCIN: (TR) Güzelliğini ateşin kırmızılığından alan 
40ALCAN: (TR) Can alıcı güzel. Can alan, cesur, yürekli.
41ALÇİN/ ALÇIN: (TR) Kırmızı renkli küçük bir kuş türü 
42ALEV: (TR) Ateşin çıkardığı yalım
43ALEYNA: (AR) Esenlik ve güzelliklere sahip, esenlik içinde olan. Allah'ın iyi kullarından olanlar (kelime anlama bizim üzerimize'dir) 
44ALGUN: (FAR) Aklı alınmış. Al renginde, koyu ve parlak pembe. Tümsek, tepe. 
45ALİYE: (AR) Yüce, yüksek 
46ALMULA/ ALMILA: (TR) Elma. Kırmızı Elma/ Elma gibi kırmızı yanaklı güzel kız 
47ALTIN (Altun): (TR) Değerli bir metal (Paslanmayan, en iyi iletken) 
48ALTAN: (TR) Kızıl Şafak 
49AMİNE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Bkz. EMİNE) 
50ANDAÇ: (TR) Bir kimseyi hatırlamak için saklanan şey, hatıra 
51ARZU: (AR) İstek, özlem eğilim 
52ASENA: (TR) AŞINA. Türk Mitolojisinde Ergenekon destanında adı geçen dişi kurt 
53ASİYE: (AR) Acılı kadın / Direk 
54ASLI : (AR) Kerem ile Aslı hikayesindeki sevgili 
55ASLIHAN: (AR-TR) Kökeni soylu han soyundan 
56ASRIN: (TR) Çağdaş, bu asıra ait olan, asıra uygun olan 
57ASUDE: (FAR) Sessiz, sakin dinlendirici 
58ASUMAN: (FAR) Gök, gökkubbe, sema 
59ASYA: (YUN) Yeryüzünün anakaralarından (kıta) birinin adı 
60AŞKIN: (TR) Aşmış, ileri, üstün/ Senin aşkın 
61ATEŞ: (TR) Yanıcı maddelerin yanmasıyla ısı ve ışığın ortaya çıkması 
62ATIFET: (AR) Allah'ın Lütfu
63AYBEL: (TR) Ay gibi dikkat çeken, aya benzeyen güzelliğiyle farkedilen, seçilen 
64AYBÜKE/ AYBİGE/ AYBİKE: (TR) Ay hanım. Ay gibi güzel. Eski Türk kadın isimlerinden 
65AYCAN: (TR-FAR) İçi aydınlık 
66AYÇA: (TR) Hilal, ayın ilk günlerindeki hali 
67AYÇİN/ AYÇIN: (TR) Ay gibi, aya benzer 
68AYDAN: (TR) Aya benzer ay gibi 
69AYFER: (TR-FAR) Ayışığı 
70AYGEN: (TR) Gönül dostu 
71AYGÜL: (TR) Ay gibi güzel ve parlak renkli 
72AYLA: (TR) Kadın, eş zevce /Ayın çevresindeki ışıklı daire 
73AYLİN: Ayın çevresinde görülen ışıklı daire. İngilizce Eilee'den alındığı da söylenmektedir.
74AYNUR : (TR-AR) Ay gibi ışıklı 
75AYSEL: (TR) Ay gibi parlak ve güzel 
76AYSU: (TR) Ay gibi berrak su 
77AYSUN: (TR)Ay gibi güzel ve parlaksın
78AYŞAN: (TR) Şanı ay gibi parlak olan 
79AYŞE: (AR) Yaşam, dirlik,

80

AYŞEGÜL:(TR) Güleç, güler yüzlü 
81AYŞEM: (AR-TR) Ayşe + m (Benim Ayşem) 
82AYŞEN: (TR) Ay gibi neşeli, parlak ve aydınlık 
83AYŞIN/ AYŞİN: (TR) Ay gibi, aya benzeyen 
84AYTAÇ: (TR) Ay gibi taçlı 
85AYTEN : (TR)Ay gibi beyaz tenli 
86AYTÜL: (TR) Tül gibi şeffaf ve ince ay ışığı gibi parlak 
87AZİME: (AR) Azmeden, yapmak için kesin kararlı / iri, kemikli yapılı 
88AZİZE: (FAR) Onur sahibi yüce, ermiş 
89AZRA: (AR) Bakire, el değmemiş
154 ADET B HARFİ
1BADE: (FAR) Şarap, içki. 
2BADEM: (FAR) Gülgillerden ülkemizin her bölgesinde yetişen ağaç. Bu ağacın yaş ve kuru yenen meyvesi. 
3BADİYE: (AR) Çöl, kır. 
4BAĞDAGÜL: (TR) Değeri ölçülemeyen gül. Bağda yetişen gül.
5BAĞDAT: (AR) İrak'ın başkenti. 
6BAĞIŞ: (TR) Bağışlanan şey, ihsan. Sıçrayış, atlama.
7BAĞLAM: (TR) Cinsleri ayrı ya da birbirlerine yakın olan şeylerin bir arada bağlanmışı, demet, deste. Bir koşuttaki dörtlüklerin herbiri. Herhangi bir olayda, olaylar durumlar ilişkiler örgüsü ya da bağlantısı. Dilbilgisinde, önce veya sonra gelen kelimeyi etkileyen belirleyen birim ya da birimler bütünü.
8BAHAR: (FAR) Kışla yaz arasındaki mevsim. 22 Mart'la Haziran arası, ilkyaz. Güzellik, güzel. Karanfil, tarçın, karabiber gibi kokulu şey. 
9BAHİRA: (AR) Kulağı yarık dişi deve veya koyun. Hayvan yavru doğurduğunda veya 5 yavru dişi olduğu zaman hayvanın kulağı kesilerek belirtilirdi. 
10BAHİRE: (AR) Işıklı, parlak, güzel. Dikenli ağaç. Açık, apaçık. Çok koşan cins deve. Vapur. 
11BAHİSE: (AR) Söz eden, bahseden. 
12BAKİYE: (AR) Şehvetli kadın.
13BAHRİYE: (AR) Donanmaya ait (bkz. Bahri). Gönlü geniş, cömert vaha gibi verimli.
14BAHTINUR: (AR) Talihli, şanslı, yazgısı parlak. 
15BAHTİSER: (AR-FAR) Talihli, şanslı, iyi yazgılı. İşleri başından beri iyi giden.
16BAHTİŞEN: (AR-FAR) Talihi, kaderi, kısmeti şen. (bkz. İkbal). 
17BAHTİYAR: (AR-FAR) Bahtlı, talihli. Mesut, mutlu. 
18BAKANAY: (TR) Gökyüzünde duran ay, açık seçik. 
19BAKİNAZ: (FAR) Sürekli nazlanan, çok nazlı. 
20BAKİYE: (AR) Ağlayan kadın. Hüzünlü kadın. 
21BAKYAZI: (TR) Sevilen bir olaydan sonra verilen ziyafet.
22BALAHATUN: (TR) Üstün, asil kanlı. Değerli soy mensubu. 
23BALCA: (TR) Bal damlası, bal gibi.
24BALDAN: (TR) Bal gibi tatlı, şirin, hoş.
25BALGIN: (TR) Bala doymuş. Çok tatlı, bal gibi. 
26BALHAN: (TR) Bal+ Han. Hazar denizi sahilinde bir dağ silsilesi.
27BALIM: (TR) Kardeş. Çok sevgili, samimi arkadaş. 
28BALIN: (TR) (bkz. Balım).
29BALKI: (TR) Parıltı, ışık. 2. Güzel parlak, süslü. Şimşek. 
30BALKIZ: (TR) Şirin, tatlı, hoş. Belkıs adının bir başka söyleniş biçimi. 
31BANU: (FAR) Kadın hatun, hanım. Kraliçe, prenses. Gelin. Şarap ve gül suyu gibi şeylerin şişesi. 
32BANUHAN: (FAR) (bkz. Banu). 
33BARÇIN: (TR) Bir tür ipekli kumaş. 
34BARİKA: (AR) Şimşek, yıldırım parıltısı.
35BASİRET: (AR) Göz açıklığı, inceden inceye etraflı derin görüş. Ön görüş, seziş.
36BASRİYE: (AR) Gören, görme ile ilgili, görebilmek. 
37BAŞAK: (TR) Tahıl tanelerini taşıyan kısım, Buğday başağı. Hasattan artakalan şey. Okun uç kısmındaki sivri demir.
38BAŞAY: (TR) Birinci, ilkay. 
39BAYÇA: (TR) Zengin, varlıklı. 
40BAYLAN: (TR) Nazlı, şımarık. Saygın,sevilen.
41BEDEL: (AR) Değer, kıymet. Bir şeyin yerine verilen, yerini tutan şey, karşılık.
42BEDİA: (AR) Yüksek estetik değerde, sanat eseri. Beğenilen ve takdir edilen şey. Eşi az bulunur güzellikte. Ülkü, ideal. 
43BEDİHE: (AR) Düşünmeden, birden bire söylenen güzel söz. Başlangıç.
44BEDİNUR: (AR) (bkz. Bedi).
45BEDİRAN: (FAR) İşleri kötü idare eden. Çapkın kadın. 
46BEDRAN: (FAR) Sert başlı at. Daima. Hoş latif, yakışıklı. 
47BEDREKE: (FAR) Yol gösteren, kılavuz. 
48BEDRİYE: (AR) Ay gibi. Ay kadar güzel. Ay'a ait. 
49BEGÜM: (FAR) Kadın hükümdar, prenses. 
50BEHİCE: (AR) Şen, güzel, güleryüzlü kadın. 
51BEHİRE: (AR) Güzel kadın. Soylu kadın. 
52BEHİYE: (AR) (Beha kökünden) Güzel kadın. 
53BEHNANE: (AR) Güleryüzlü, iyi huylu ve daima gülen kadın. 
54BEHRA: (FAR) Onun için ondan dolayı. 
55BEHREM: (AR) Asfur çiçeği kırmızı gül. 
56BEKRİYE: (AR) Her şeyin evveli, ilk çocuk. Genç ve taze kız. Dişi deve yavrusu. 
57BELEN: (TR) Dağ beli, dağın aşılacak yeri, dağlık yer. 
58BELGİN: (TR) Alamet, nişan, marka. Tam ve kesin olarak belirlenmiş, sarih. 
59BELİK: (TR) Saç örgüsü. 
60BELİN: (TR) Gözlerini açıp baka kalmış şaşkın.
61BELKIS: (AR) Müslümanların seba melikesine verdikleri isim. 
62BENAN: (AR) Parmaklar, parmak uçları. Parmakla gösterilecek kadar güzel
63BENDE: (FAR) Bağlanmış kimse, tutsak. Kul, köle. Yürekten bağlı. Büyük aşkla seven. 
64BENGİ: (TR) Sonu olmayan, hep kalacak olan, sonsuz, ebedi.
65BENGİSU: (TR) İnsana ölmezlik verdiğine inanılan su / Abıhayat 
66BENGÜ: (TR) Ebedi, sonu olmayan. 
67BENGÜL: (TR) Üzerinde benekler bulunan gül 
68BENNA: (AR) Yapı yapan, mimar, kalfa, dülger.
69BENSU: (TR) Su gibi aziz benlik 
70BERAY. (TR) Ayın en ışıltılı, en parlak hali
71BERCA: (FAR) Yerinde tam doğru ve uygun. 
72BERCESTE: (FAR) Seçilmiş, beğenilmiş. Güzel, hoş, latif. 
73BERCİS: (AR) Müşteri yıldızı, Jüpiter gezegeni. Sütü çok olan deve. 
74BERÇİN: (FAR) Toplayıcı.
75BEREKET: (AR) Bolluk. Saadet, mutluluk, Allah vergisi.
76BERFİN: (FAR) Kardan yapılmış. Tertemiz, kar gibi beyaz. 
77BERGÜZAR: (FAR) Hediye, hatıra, andaç. 
78BERGÜZİN: (FAR) Seçkin, beğenilmiş makbul. 
79BERİA: (AR) Olgunluk ve güzelliğiyle akranlarından üstün olan sevgili. 
80BERİL: (AR) Arınmış, aklanmış. (TR) Mücevher olarak kullanılan bir maden. 
81BERİRE: (AR) İhsan ve yardım sahibi.
82BERMAL: (FAR) Dağ tepesi, doruk. 
83BERNA: (FAR) Genç delikanlı, yiğit. 
84BERRA: (AR) Doğru sözlü, hayır işleyen kimse.
85BERRAK: (AR) Duru, saf, bulanık olmayan, nurlu. Şimşek, parıltı. Kulağa hoş gelen ses. 
86BERRİN: (FAR) Yüksek yüce. 
87BERŞAN: (FAR) Ümmet. Bir peygamberin din ve kitabını kabul eden, onaylayan kimse. 
88BERŞE: (TR) Hep, bütün, çok. 
89BESAMET: (AR) Güleryüzlülük, şenlik.
90BESİME: (AR) Güleryüzlü, güleç.
91BESTE: (FAR) Kapalı, bağlı, bitiştirilmiş bağlanmış. Müzikte, şarkının makam ve ahengi. 
92BEŞARET: (AR) Müjde, muştu, iyi haber. Güler yüzlülük, gülümseme. 
93BEŞİRE: (Ar.) Müjde getiren, müjdeci. Güleryüzlü, güleç hanım 
94BETİGÜN: (TR) Gün gibi aydınlık yüzlü. 
95BETİK: (TR) Yazılı olan şey, yazılmış yapıt. 
96BETİM: (TR) Bir nesnenin kendine özgü belirtilerini tam ve açık bir biçimde, söz ya da yazıyla anlatma, tasvir. Herhangi bir şeyin resmi ya da heykeli. 
97BETÜL: (AR) Bakire. Erkekten çekinen, erkeklere yaklaşmayan namuslu kadın. Ayrı kök salan fidan. 
98BETÜLAY: (bkz. Betül). 
99BEYAN: (AR) Bildirme, söyleme, açıklama. Belli apaçık. 
100BEYAZ: (AR) Ak, en açık renk. Aydınlık. Deri rengine göre bir insan ırkı. 
101BEYDA: (AR) Tehlikeli yer. Sahra, çöl. 
102BEYHAN: (TR) Hükümdarların üstünü. Seçkin han. 
103BEYTİYE: (AR) Eve ait, evle ilgili.
104BEYZA: (AR) Daha ak, çok beyaz. Günahtan kaçınmış. Günahla kirlenmemiş. 
105BEZEN: (TR) Süs, benek, zinet.
106BEZMİ ALEM: (AR) Dünya meclisi, sohbet toplantısı. 
107BİDAYET: (AR) Başlama, başlangıç. 
108BİGE: (TR) Evlenmemiş, çouğu olmamış. 
109BİHRUZ: (FAR) İyi gün, güzel gün anlamında. 
110BİHTER: (FAR) Pek iyi, daha iyi. 
111BİHTERİN: (FAR) En iyi, pek iyi.
112BİKE: (TR) Benzersiz, eşsiz. 
113BİLAY: (TR) Ay gibi asil ol.
114BİLEN: (TR) Bilgili, görgülü, anlayışlı. 
115BİLGE: (TR) Bilgili, iyi geniş, derin, bilgi sahibi kimse. 
116BİLGEN: (TR) (bkz. Bilge). 
117BİLGİNUR: (TR-FAR) Bilginin ışığı, bilginin aydınlığı. 
118BİLGÜN: (TR) (bkz. Bilgin). 
119BİLLUR: (AR) Bazı cisimlerin tabi olarak aldıkları geometrik şekil. Duru, berrak, kesme cam, kristal. Necef taşı. (Mecazi anlamı) Temiz, pırıl pırıl insan.
120BİLSEN: (TR) Kendini bil. 
121BİLUN: (*) Yarım Ay
122BİNAY: (TR) Bin tane ay, çok kuvvetli ışık.
123BİNHAN: (TR) Hanların hanı.
124BİNNAZ: (TR) Nazlı. Cilveli. 
125BİNNUR : (TR) Nurla özdeşleşmiş. Bin tane nur. 
126BİRAY: (TR) Ay gibi tek, eşsiz. 
127BİRCE: (TR) Tek, eşsiz, biricik. 
128BİRCİS: (AR) Gezegen, Jüpiter, müşteri yıldızı, bercis. 
129BİRGÜL: (TR) Bir tane, tek gül. Kıymetli gül. 
130BİRHAN: (TR) Tek yönetici. 
131BİRİCİK :(TR) Tek, bir tane, emsalsiz 
132BİRİM: (Fars.) Bir tanem, biriciğim. 
133BİRKE: (AR) Büyük havuz. Gölcük. Göğüs. 
134BİRSEN: (TR) Sadece sen, tek sen. 
135BİRSEV: (TR) Tek sevgili. 
136BİRSİN: (AR) Yonca. (TR) Bir tanesin.
137BİRSU: Özel bir su biricik su gibi 
138BİTENGÜL: (TR) Güllerin bitmesi. 
139BUCAK: Genellikle, geniş verimli bakımlı alanlara verilen ad (Köşe bucaktaki anlamı gibi) 
140BUHAYRA: (AR) Küçük deniz. Mısır'ın kuzeybatısında bir şehir.
141BUKET: (FAR) Çiçek demeti. 
142BUKLE: (FAR) Kıvrılmış, küçük lüle şeklinde saç.
143BURCU: (TR) Güzel koku. 
144BURÇAK: (TR) Baklagillerden, taneleri yemiş olarak kullanılan bir bitki. 
145BURÇİN: (TR) Dişi geyik. 
146BUSE: (FAR) Öpüşmek, öpmek. 
147BÜKLÜM: (TR) Bükülmüş kıvrılmış şeylerin oluşturduğu halka. 
148BÜLBÜL: (AR) Sesinin güzelliğiyle ünlü ötücü kuş. Sesi çok güzel olan kimse. 
149BÜLENT: (FAR) Yüce yüksek, ala, ulu. 
150BÜRGE: (TR) Bir yerde duramayan canlı, taşkın kimse.
151BÜRKE: (AR) Martı. Havuz, gölcük. 
152BÜŞRA: (AR) Müjde, sevinçli haber. 
153BÜTE: (TR) Fidan. 
154BÜTEYRA: (AR) Güneş. Sabah. 
21 ADET C HARFİ
1CABİRE: (AR) Cebreden, zorlayan. Galip gelen. Aziz ve kuvvetli olan.
2CABİYE: (AR) Hazine (bkz. Semahat). Şam'ın güneybatısında, Çavlan'da bir yer. Havuz. 
3CAHİDE: (AR) Cehdeden, elinden geldiği kadar çalışan.
4CAİZE: (AR) Armağan, hediye. Yol yiyeceği, azık. Eski şairlere yazdıkları methiyeler için verilen bahşiş. 
5CALİBE: (AR) Kendine çeken, celbeden, çekici. 
6CANAL: (TR) Gönül al. Kendini sevdir, sevilen biri ol. 
7CANAN: (FAR) Sevgili, gönül verilmiş, sevilen kadın. 
8CANAY: (TR) Ay gibi temiz, saf, parlak kimse. 
9CANDAN: (TR) Samimi, içten, kalbi. Yakınlık belirten davranış. 
10CANEL: (TR) İçten uzatılan el, dostluk eli.
11CANFEDA: (FAR) Canını veren, özverili kimse. 
12CANFEZA: (FAR) Can artıran, cana can katan. 
13CANGÜL: (TR) Gül gibi canlı. Güzel, temiz kimse. 
14CANİPEK: (TR) Yumuşak huylu (kimse). 
15CANNUR: (TR) Özü aydınlık, nurlu kimse. 
16CANRUBA: (FAR) Gönül alan, sevgili. 
17CANSEL: (TR) Hayat veren su. Can ve sel kelimelerinden birleşik isim. 
18CANSEN: (TR) Sen cansın, sevilensin. 
19CANSER: (TR) (bkz. Can). 
20CANSES: (TR) (bkz. Canser). 
21CANSET: (TR) Küçük kraliçe, prenses. 
22CANSEVER: (TR) (bkz. Cansın). 
23CANSIN: (TR) Canım gibisin, canımsın. 
24CANSU: (TR) Hayat veren su, tazelik. Sevgili, sevimli. 
25CANSUN: (TR) (bkz. Cansu). 
26CAVİDAN: (FAR) Daimi kalacak olan, sonrasız, ebedi.
27CAVİDE: (FAR) (bkz. Cavidan). 
28CEBİRE: (AR) Zorlamak. Düzeltme, onarma.
29CELİLAY: (AR-TR) Ulu, yüce ay. 
30CELİLE: (AR) Büyük, ulu.
31CEMİLE: (AR) Güzel kadın. Gönül almak amacıyla yapılan davranış. 
32CEMİNUR: (AR) Işık, nur topluluğu, çok nurlu, aydınlık kimse. 
33CEMRE: (AR) Ateş. Kor halinde ateş. Şubat ayında azar azar artan sıcaklık. 
34CENAN: (AR) Kalb, yürek, gönül. 
35CENNET: (AR) Uçmak. Bahçe. Çok ferah ve havadar yer. Firdevs. Allah'a inanan, günah işlememiş veya günahlarından temizlenmiş olanların gireceği yer. 
36CEREN: (TR) Ceylan. 
37CESARET: (AR) Yüreklilik, korkusuzluk 
38CEVHER: (AR) Öz, maya. Başlı başına, kendiliğinden olan. Tıynet, cibilliyet, soydan gelen, haslet, tabii istidat. Kıymetli taş. Ebcet hesabında yalnız noktalı harfleri hesaplamaya dayanan tarih düşürme şekli. Kılıç namlusuna yapılan menevişli süs. 
39CEVRİYE: (AR) Haksızlık. Eza, cefa, eziyet, gadir, zulüm, sitem. 
40CEYDA: (AR) Uzun boyunlu ve güzel. 
41CEYDAHAN: (bkz. Ceyda). 
42CEYHAN: (TR) Güney Anadolu'da Toroslar'dan doğan ve Akdeniz'e dökülen nehir. 
43CEYLA: Olağanüstü güzel gözlü
44CEYLAN: (TR) Hızlı koşan, biçimli bacakları olan ve güzel gözleriyle tanınan bir gazel cinsi. 
45CEZLAN: (AR) Mutlu. 
46CEZMİYE: (AR) Cezm ile ilgili. Kesin karar ve niyete ait. Kesmek. 
47CİHAN: (FAR) Dünya, alem, kainat, yeryüzü, yerküresi. 
48CİHAN BANU: (FAR) Dünyaca tanınmış kadın. 
49CİHANDİDE: (FAR) Dünyayı gezip görmüş. 
50CİHANEFRUZ: (FAR) Dünyayı parlatan, aydınlatan. 
51CİHANFER: (FAR) Cihanı, dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. 
52CİHANGÜL: (FAR) (bkz. Cihan). 
53CİHANNUR: (FAR) Dünyayı aydınlatan, nurlu, ışıklı. 
54CİHANSER: (FAR) Cihan'ın başı. 
55CİHANSUZ: (FAR) Cihan yakan. 
56CİLVE: (AR) Hoşa gitmek için yapılan davranış. İşve, naz. 
57CİNAN: (AR) Cennetler. 
58CİRYAL: (AR) Bir nevi kırmızı boya. Altının  kırmızılığı. Temiz renk. Saf. 
59CUDİYE: (AR) Cömert, eli açık. İyilik severlikle ilgili. Dicle nehri kıyısında bir dağ. Nuh'un gemisinin tufandan sonra bu dağın üzerinde durduğu söylenir. 
60CÜMANE: (AR) Tek inci anlamında. 
21 ADET Ç HARFİ
1ÇAĞILI: (TR) Çağla ilgili. Çakıl. Çağla.
2ÇAĞIN: (TR) Yıldırım, şimşek. 
3ÇAĞLA: (TR) Olgunlaşmamış meyve, bazı meyvelerin olgunlaşmadan, henüz yeşilken yenen hali. 
4ÇAĞLAR: (TR) Çağlayan, şelale.
5ÇAVLAN: (TR) Büyük çağlayan. 
6ÇELGİN: (TR) Yaralanarak kaçan av hayvanı. 
7ÇEMAN: (FAR) Salına salına yürüyen. Nazlı sevgili. 
8ÇEMENZAR: (FAR) Otlak. Çimenlik. 
9ÇEŞMİAHU: (FAR) Ahu gözlü kadın, ceylan gözlü güzel. 
10ÇEŞMİNAZ: (FAR) Süzerek bakma, bakış. Nazlı nazlı bakan göz. Güzel gözlü sevgili. 
11ÇEŞPAN: (FAR) Layık, uygun, münasip, yakışır. 
12ÇINAY: (FAR) Soylu ay, ayın en parlak zamanı. 
13ÇIRAĞ: (FAR) Meşale, ışık, kandil.
14ÇİÇEK: (TR) Bitkilerin üreme unsurlarını ihtiva eden renkli veya beyaz renkte açan, çok defa kokulu, sonradan meyve veya tohum haline gelen kısımları. 
15ÇİĞDEM: (TR) Zambakgillerden, soğanlı otsu, çeşitli  renklerde çiçek açan kır bitkisi.
16ÇİLAY: (TR) Ayın üzerinde beliren açık renk lekeler.
17ÇİLER: (TR) Güzel öten, güzel ötüşlü
18ÇİNEL: (TR) Doğru, dürüst, namuslu kimse. 
19ÇİRAY: (FAR) Yüz çizgileri, yüz güzelliği. Beniz, yüz. İnsan resmi. 
20ÇİSEM:(TR) Çiseleyen yağmur 
21ÇOLPAN: (TR) Çoban yıldızı. Zühre, venüs. 
77 ADET D HARFİ
1DAHİYE: (AR) Üstün zeka sahibi. 
2DALAY: (TR) Deniz.
3DALYA: (TR) Yıldız çiçeği.
4DAMLA: (TR) Bir sıvıdan ayrılarak düşen parça halinde, küçük miktar, katre. 
5DEFİNE: (AR) Yere gömülmüş, kıymetli eşya. Kıymet ve değeri olan kimse veya mal. 
6DEFNE: (YUN) Akdeniz ikliminde yetişen, yapraklan sert ve üst yüzleri parlak açık sarı çiçek ve güzel kokan defnegillerden bir ağaç. 
7DELFİN: (YUN) Yunus balığı. 
8DELİSTAN: (TR) İlkbaharda birdenbire kabarmış bahçe. Gelişmiş, içinde her türden bitki bulunan, karışık bahçe. 
9DEMET: (TR) Bağlanarak, oluşturulan deste. Biçilip bağlanmış ekin. Bir kaynaktan çıkan ışıkların meydana getirdiği ışık destesi, hazne. 
10DENİZ: (TR) . Büyük su kütlesi. Büyük su kütlesindeki dalgalanma. 
11DERYA: (FAR) Deniz, büyük nehir. 
12DERYAB: (FAR) Akıllı, anlayışlı. 
13DERYACE: (FAR) Küçük deniz. Göl. 
14DERYADİL: (FAR) Gönlü geniş, herşeyi hoş gören.
15DERYANUR: (FAR-AR) Nur denizi, deryası. 
16DESEN: (FR) Renksiz çizim. Kumaş şekli. 
17DESTAN: (FAR) Hikaye, kıssa. Hile, mekr, tenvir. 
18DESTE: (FAR) Demet, tutam, takım. Kabza, tutacak yer. 
19DESTEGÜL: (FAR) Gül demeti, destesi.
20DEVA: (AR) İlaç. Çare, tedbir. 
21DİBA: (FAR) Alacalı ipek kumaş. Atlas. 
22DİBACE: (FAR) Kitabın başlangıç kısmı, önsöz. Kitapların süslü sayfaları. 
23DİCLE: (TR) Yakındoğu'nun Türkiye'den doğan ve Mezopotamya'dan Basra Körfezine dökülen nehirlerden biri. 
24DİDAR: (FAR) Yüz, çehre. Görme, görüşme. Görüş kuvveti. Açık meydanda. 
25DİDE: (FAR) Göz. Gözcü. Gözbebeği. Gözucu. 
26DİDEM: (FAR) Gözüm. 
27DİLAN: (FAR) Gönüller, yürekler. 
28DİLARA: (FAR) Gönül alan, gönül kapan, gönül okşayan, gönlü dinlendiren. Bugün elde örneği olmayan eski Türk mürekkep makamlarından biri. 
29DİLAVİZ: (FAR) Gönlün takıldığı, gönüle takılan. 
30DİLAY: (FAR) Gönlü aydınlatan ay. 
31DİLBAZ: (FAR) Gönül eğlendiren. Güzel söz söyleyen. Yüze hoş görünen. 
32DİLBER: (FAR) Gönül alıp götüren, güzel. 
33DİLBERAN: (FAR) Dilberler, güzeller. 
34DİLBERAY: (FAR+TR) Ay gibi güzel kadın.
35DİLBESTE: (FAR) Gönül bağlamış, aşık. 
36DİLDAR: (FAR) Birinin gönlünü almış, sevgili. 
37DİLDEREN: (FAR) Sevgi toplayan, gönül alan, beğenilen.
38DİLEFRUZ: (FAR) Gönül aydınlatan. (bkz. Dilfüruz). 
39DİLEK: (TR) Dilenen şey, arzu, istek. İsteme, arzu etme, dileme. 
40DİLEM: (FAR) Gönül ilacı. 
41DİLFERAH: (FAR) Gönlü ferah, sevinçli. 
42DİLFEZA: (FAR) Gönlü genişleten, gönlü artıran. 
43DİLFÜRUZ: (FAR) Gönüle ferahlık veren, sevindiren. 
44DİLKESTE: (FAR) Gönül çekici. 
45DİLMEN: (FAR) Güzel. Güzel dil bilen, konuşan, söz söyleyen. 
46DİLNUR: (FAR) Gönlü nurlu. 
47DİLRAH: (FAR) Gönül yolu. 
48DİLRUBA: (FAR) Gönül kapan, gönül alan. Tahminen 2 asırlık bir makam. 
49DİLSUZ: (FAR) Gönül yakan, yürek yakıcı. 
50DİLŞAD: (FAR) Gönlü hoş, sevilmiş. 
51DİLŞÜKUFE: (FAR) Gönül çiçeği. 
52DİRAHŞAN: (FAR) Parlak, parlayan. 
53DİRAYET: (AR) Zeka, bilgi, kavrayış. 
54DOĞA: (TR) Tabiat. 
55DOĞANNUR: (TR) Nurun doğması. 
56DOYUM: (TR) Ganimet almış. 
57DÖNDÜ: (TR) Henüz evlenmemiş kız. Örfte devamlı erkek çocuğu olan ailenin son doğan çocuğu kız olursa döndü adını koyarlardı. 
58DÖNE: (TR) Karşı ziyarette bulunma. (bkz. Döndü). 
59DUCİHAN: (FAR) İki cihan, dünya ve ahiret. 
60DUDU: (FAR) Hanım, küçük kardeş. Papağan, tuti. Bir papağan cinsi. 
61DUHA: (AR) Kuşluk vakti. 
62DUHTER: (FAR) Kerime, kız. 
63DURANAY: (TR) Ayın en uzun süre gökyüzünde kaldığı zaman. 
64DURNA: (TR) Bir cins kuş. Turna. 
65DURSALİHA: (TR-AR) Erkek çocuğu olmayan  ailelerin en son doğan kız çocuklarına verdikleri ad.
66DURU: (TR) Saf, berrak. 
67DURUGÜL: (TR) Temiz, saf gül. 
68DUYGU: (TR) His. Duyulan, işitilen, hissedilen şey. 
69DUYSAL: (TR) Duymakla, hissetmekle ilgili olan. 
70DÜRDANE: (FAR) İnci tanesi. Sevgili, kıymetli. 
71DÜREFŞAN: (FAR) İnci serpen. İnci gibi söz söyleyen ağız. 
72DÜRİYYE: (AR) İnci gibi parlayan, parlak. Parıltılı yıldız.
73DÜRNUR: (FAR.) İnci ışığı. 
74DÜRRE: (AR) İnci tanesi. 
75DÜRVEŞ: (FAR) İnci gibi.
76DÜZEY: (TR) Seviye. 
77DÜZGÜN: (TR) Girintisi, çıkıntısı, pürüzü olmayan. Düzeltilmiş, tesviye edilmiş. İyi düzen verilmiş. İntizamlı, nizamlı. Yolunda, rayında. 
82 ADET E HARFİ
1EBER: (AR) Hayırlı, şerefli, faziletli. 
2EBRU: (FAR) Kaş. Bulut renginde, buluta benzer, bulut gibi dalgalı, bulutlu. Kağıt üzerine kendine has usulle yapılan, mermer, damarları gibi dalgalı şekilli süsleme. Ciltçilikte ve hat sanatında kullanılır. 
3EBYAR: (AR) Pek ak, pek beyaz. 
4ECE: (TR) Baş reis. Kraliçe. Ana. Yaşlı kadın. 
5ECEGÜL: (TR) (bkz. Ece). 
6ECEHAN: (TR) (bkz. Ece). 
7ECEM: (TR) Kraliçem, benim sultanım 
8ECHER: (AR) Son derece güzel kadın. 
9ECMEL: (AR) En güzel, en yakışıklı. 
10ECRİN: (AR) Allah'ın hediyesi. 
11EDA: (AR) Naz, cilve. Kurum, caka. Alınan şeyi geri ödeme. Bir vazifeyi yerine getirmek. 
12EDAGÜL: (TR) (bkz. Eda). 
13EDİBE: (AR) Edepli, terbiyeli, zarif, nazik. Edebiyatla uğraşan kimse. 
14EDVİYE: (AR) Devalar, ilaçlar, çareler.
15EFDAL: (AR) Çok faziletli, yüksek derecede. Tercihe şayan. 
16EFHEM: (AR) Çabuk anlayan. Zihni açık olan. Daha ulu, çok büyük şeref sahibi.
17EFİDE: (AR) Yürekler, kalpler, gönüller. 
18EFİL: (TR) Rüzgar, dalgalanma. 
19EFRAZ: (FAR) Kaldıran, yükselten. 
20EFRUG: (FAR) Parıltı, ışık. Nur. 
21EFRUZ: (FAR) Şule, parıltı. Aydınlatan, parlatan. Tutuşturan, yakan. Gösterişli güzel. 
22EFSANE: (FAR) Asılsız hikaye. Masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. Dillere düşmüş, maşhur olmuş hadise. 
23EFSER: (FAR) Taç. Subay. 
24EFSUN: (FAR) Efsun, büyü, sihir, gözbağcılık, (bkz. Füsun).
25EFŞAN: (FAR) Eklendiği kelimelere "saçan, dağıtan" manası verir. Gülefşan: Gül saçan. Nurefşan: Nur saçan gibi.
26EFTALYA: Bir dönemin ünlü gayrimüslim ses sanatçısı Denizkızı Eftalya'dan 
27EFZA: (FAR) Artmak, çoğalmak. 
28EGE: (TR) Bir çocuğu koruyan, işlerine bakan ve her halinden sorumlu olan. Yaşça büyük, ulu. Sahip.
29EGENUR: (TR) (bkz. Ege). 
30EKİM: (TR) Toprağa ürün ekme işi. Yılın onuncu ayı. 
31EKİN: (TR) Ekilmiş tahılın sürmüşü, tarlada bitmiş tahıl. Kültür.
32ELA: (AR) Sarıya çalan kestane rengi, göz rengi. 
33ELANUR: (AR) (bkz. Ela).
34ELÇİN: (TR) Deste / Demet / Bir kerede ele alınabilecek kadar az olan nesne 
35ELFİDA: (AR) Feda etme, gözden çıkarma, verme.
36ELHAN: (AR) Nağmeler, ezgiler. 
37ELİF: (AR) Arap alfabesinin ilk harfi. Ebced hesabında değeri birdir. Müzikte "la" notasını ifade için kullanılırdı. Ülfet eden, dost, tanıdık. Alışmış, alışkın, alışık. 
38ELİFE: (AR) (bkz. Elif). 
39ELMAS: (YUN) Bilinen kıymetli taş. Pek sevgili ve kıymetli. Billurlaşmış saf ve şeffaf karbon. Ucunda sivri bir elmas parçası bulunan ve cam kesmekte kullanılan alet. 
40ELVAN: (AR) (Levn'ler) Renkler, çok renkli, polikrom. Çeşitli güzel kokuları tanımlamak için de kullanılır.
41ELVİDA: (AR) Allah'a ısmarladık. Allah'a emanet olun yollu ayrılık hitabı, ( el-Veda). 
42EMEL: (AR) Ümit. Şiddetli arzu, hırs, tamah. Uzun zamanda gerçekleşebilecek arzu. İnsan ömrünün yetmeyeceği hülyalar, kuruntular. 
43EMİNE: (AR) Gönlü emin, kalbinde korku olmayan. (Arapça'daki Amine kelimesinin Türkçeleştirilmiş şeklidir. )
44EMİRE: (AR) Bir kavmin, bir şehrin başı. Büyük bir hanedana mensup kimse. 
45EMRİYE: (AR) Emirle ilgili. 
46ENFES: (AR) Çok güzel, en güzel. 
47ENHAR: (AR) Irmaklar, çaylar. Cennetlerin altlarından akan ırmaklar. 
48ENİSE: (AR) Dost arkadaş. Yar, sevgili. 
49ERÇİN: (FAR) Merdiven, basamak. 
50ERDA: (AR) Beyaz karınca. 
51ERDEMAY: (TR) Faziletli ay.
52ERDİBİKE: (TR) Olgunluğa erişmiş, deneyimli kadın. 
53ERENGÜL: (TR) Eren ve gül isimlerinden birleşik. 
54ERGE: (TR) Şımarık, nazlı. 
55ERİBE: (AR) Akıllı, zeki kimse. 
56ERİKE: (AR) Taht. 
57ERMA: (AR) Çok güzel ve cilveli olan. 
58ERVİN: (FAR) Tecrübe, sınama, deneme. Şeref ve itibar.
59ESENGÜL: (TR) Canlı, dipdiri, renkleriyle yeni açan güzel gül. 
60ESER: (AR) Nişan, alamet, iz. Etki, tesir. Yok olmuş bir nesneden kalma parça. Bir kişinin ortaya koyduğu mahsul, telif. Hadis, hadis ilmi. İmal, icat. 
61ESİN: (TR) Rüzgar, sabah rüzgarı. İlham, çağrışım. 
62EŞLEM: (AR) En selamatli, en emin, en doğru yol. Kendisini bütünüyle Allah'ın dinine adamış. 
63ESMA: (AR) Adlar. Kulaklar, işitme. 
64ESMAHAN: (bkz. Esma).
65ESMAN: (AR) Bedeller, kıymetler, değerler.
66ESME: (TR) Esmek fiili. 
67ESMER: (AR) Siyah, kara. 
68ESMERAY: (AR-TR) Siyah ay, buğday renkli, karayağız.
69ESRA: (AR) Daha hızlı, daha çabuk, en çabuk.
70ESVED: (AR) Siyah, kara. 
71EVİN: (TR) Tohum, tane, öz cevher.
72EVLA: (AR) Daha uygun, daha layık, daha iyi üstün. Hayırlı amel. 
73EVNUR: (TR) (bkz. Evdegül)
74EVRA: (FAR) Hisar.
75EVŞEN; (TR) Hafif / Şen olan ev gibi de tanımlanabilir
76EYLÜL: (AR) Sonbahar'ın ilk ayı. 
77EYŞAN: (TR) Şanlı güzel, güzelliği ile ünlü 
78EZAMET: (AR) (bkz. Azamet). Büyüklük, ululuk. Çalım, kıvrım. 
79EZFER: (AR) Güzel kokulu. 
80EZGİ: (TR) Belli bir kurala göre yaratılan ve kulakta haz uyandıran nota dizimi. Makamla söylenen manzum söz. Beste.
81EZRA: (AR) Pek fasih, sözü düzgün adam. Beyaz kulaklı siyah at. 
82EZRAK: (AR) Mavi gözlü. Gök rengi saf ve temiz su. 
57 ADET F HARFİ
1FADİLE: (AR) Faziletli, fazilet sahibi. Erdemli, üstün. 
2FADİME: (TR) (bkz. Fatma). 
3FAHAMET: (AR) Fahimlik, ululuk. İtibar, kıymet, değer.
4FAHİME: (AR) Akıllı, anlayışlı, kavrayışlı. Ulu, büyük, sayan.
5FAHİRE: (AR) Övünülecek, iftihar edilecek. Şerefli, kıymetli. Parlak, güzel, mükemmel. 
6FAHRİYE: (AR) Bir karşılık beklemeden yalnızca şeref ve iftihar vesilesi olarak kabul edilen iş. (İş, sıfat, unvan). Fahri üye; maaşsız, ücretsiz veya kurum için gurur kaynağı olan kişi.
7FAHRUNNİSA: (AR) Çok övünen, şanlı, şerefli, onurlu kadın. 
8FAİKA: (AR) Üstün, seçkin, yüksek, ileri. Mümtaz, manevi olarak üstün olan. 
9FAİZA: (AR) Fevz bulan, muradına ulaşan, başarı kazanan.
10FATİNE: (AR) Zeki, anlayışlı. Zihni açık, kavrayışlı. Uyanık.
11FATIMA / FATMA: (AR) Sütten kesilmiş. Kendisi ve zürriyeti cehennemden uzak kılınmış.
12FATMAGÜL: (AR) (bkz. Fatma). 
13FATMANUR: (AR) (bkz. Fatma). 
14FAYİHA: (AR) Çiçek veya meyve kokusu. Güzel kokulu nesne. 
15FAZILA: (AR) Faziletli, fazilet sahibi.
16FAZİLET: (AR) İnsanda iyilik etmeye ve fenalıktan çekinmeye olan devamlı ve değişmez yetenek, güzel vasıf. Kişiyi, ahlaklı ve iyi hareket etmeye yönelten manevi kuvvet. İnsanın yaratılışındaki iyilik, iyi huy, erdem. 
17FECRİYE: (AR) Sabaha karşı güneş doğmadan önce ufkun gündoğusu tarafından görülen aydınlığı, tanyerinin ağarması. 
18FEHAMET: (AR) (bkz. Fahamet). 
19FEHİME: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan. 
20FEHMİYE: (AR) Zeki, anlayışlı, pek çok anlayan.
21FERAH: (Ar) Gönül açıklığı. Sevinç, scvinme. 
22FERAHENGİZ: (FAR) Ünlü bir çeşit lale. 
23FERAHET: (FAR) Şan ve şeref. 
24FERAHFEZA: (AR-FAR) Ferah artıran. Türk müziğinin birleşik makamlarından. Meşhur bir lale türü. 
25FERAHNA: (FAR) Bolluk, genişlik. Geniş yer. 
26FERAHNAK: (AR-FAR) Sevinçli. Türk müziğinin birleşik makamlarından. 
27FERAHNAZ: (FAR) Nazlı kız. 
28FERAHŞAN: (AR-FAR) Sevinç veren. Ferah saçan.
29FERASET: (AR) Anlayışlılık, çabuk seziş.
30FERAY: (FAR) Aydınlık, parlak ay, canlılık, süs, zinet. 
31FERDA: (FAR) Yarın. Gelecek zaman, ati. Ahiret, öbür dünya. 
32FERDANE: (AR) Tekli, yalnız. 
33FERDİYYE: (AR) Fertle ilgili, ferde has, tek başına yapılan.
34FERHUNDE: (FAR) Mübarek, mesut, meymenetli, kutlu, uğurlu
35FERİDE: (AR) Tek, eşsiz, eşi olmayan, kıyas kabul etmez, ölçüsüz, üstün. Kendi iradesiyle hareket eden, kibirli, gururlu kimse. 
36FERMA: (FAR) Emreden, buyuran. Amir. 
37FERZAN: (FAR) İlim ve hikmet. 
38FERZANE: (FAR) Alim, bilgin, seçkin. Benzerlerinden, akranlarından ileride. Hakim, düşünür. 
39FESAHAT: (AR) Açıklık, duruluk. 
40FETANET: (AR) Zihin açıklığı, zihnin yaratılıştan bir şeyi çabuk ve iyi kavraması. 
41FETHİYYE: (AR) Fethe mensup. Fetih hakkında yazılan kaside.
42FEVZİYE: (AR) Kurtuluşla ilgili. Zafere ait. Galip gelen, üstün olan. 
43FEYZA: (AR) Suyun taşıp akması. Bolluk, çokluk, verimlilik, fazlalık, gürlük, ilerleme, çoğalma. İlim, irfan. Feyz ile dolu olan.
44FEZA: (AR) Ucu bucağı bulunmayan boşluk. Dünyanın sonsuz olan genişliği, sema. 
45FEZZAN: (AR) Büyük Sahra'da, Trablus ülkesinin güneyinde bir ülke. 
46FİDE: (YUN) Bahçıvanlıkta, yastıklarda tohumdan yetiştirilip başka yerlere dikilmek için hazırlanan sebze veya körpe çiçek.
47FİGEN: (FAR) Atıcı, yıkıcı, düşürücü. Çiçek demeti / Gölge yapan, gölge düşüren
48FİKRİYE: (AR) Fikre ait, fikirle ilgili, düşünerek meydana getirilen şey. 
49FİLİZ: (AR) Bitkilerde yeni sürgün, tohumdan  çıkan yeni uçlar. Ocaktan çıkarılmış, eritilmemiş ham maden, cevher, gümüş, filiz. Betonarmede demirleri eklemek için bırakılan uzantılar. İnce taze ve güzel vücutlu.
50FİRDEVS: (AR) Cennet . Bostan, bahçe. 
51FİRUZE: (AR) Açık yeşil, dağ yeşili ile gök mavisi arasında ve bal mumu parlaklığında kıymetli taş. 
52FİTNAT: (AR) Zihin açıklığı, zeyreklik. Zihnin herşeyi çabuk anlayışı. 
53FULYA: (İTA) Nergisgillerden, san renkte çiçeği keskin ve güzel kokulu bir bitki, sarı soğançiçeği. 
54FUNDA: (TR) Kırcık yerlerde yetişen ve birçok çeşidi olan çalı. 
55FÜREYYA: (FAR) Parlak, ışıltılı günler 
56FÜRUZAN: (FAR) Parlayıcı, parlayan, parlak. 
57FÜSUN: (AR) Büyü sihir. Şaşırtıcı güzelliğe sahip, hayret verici derecede güzel. 
97 ADET G HARFİ
1GALİBE: (AR) Muzaffer, yenen. Güçlü kuvvetli, kudretli, hükmeden. Üstün baskın. 
2GAMZE: (AR) Süzgün bakış. Çene veya yanak çukurluğu. 
3GANİYE: (AR) Zengin kadın. Zengin kız. Çok hoş. Şarkıcı. 
4GANİME: (AR) Ganimet alan. 
5GANİMET: (AR) Savaş sonucu ele geçirilen mal, para, silah gibi metalar. 
6GARİBE: (AR) Yabancı, acaib. Kimsesiz, memleketinden uzak. 
7GAYE: (AR) Maksat, meram. Netice, son, hedef.
8GAZALE: (AR) Dişi geyik. 
9GAZİRE: (AR) Yumuşak, mülayim. Tatlı, nazik, uysal. 
10GELİNCİK: (TR) Yazın kırlarda yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bitki. Sansargillerden ince yapılı, sivri çeneli, küçük bir hayvan. Mezgitgillerden, yılan balığına benzer eti sevilen bir balık. 
11GEYSU: (FAR) Uzun saç, saç örgüsü, zülüf. 
12GİZEM: (TR) Sır. 
13GONCA: (FAR) Henüz açılmamış gül, tomurcuk. 
14GÖĞEM: (TR) Halk dilinde yeşile çalan mor. 
15GÖKBEN: (TR) Gökle ilgili, uzay sema. 
16GÖKÇAY: (TR), (bkz. Gökçe) Kuzey Kafkasya da az tatlı su gölü. 
17GÖKÇE: (TR) Gökle ilgili göğe ait semavi. Mavi, mavimsi. Güzel hoş. Gösterişli. 
18GÖKÇEN: (TR) (bkz. Gökçe). 
19GÖKKUŞAĞI: (TR) Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli kemer biçimindeki görüntü alkı. 
20GÖKMEN: (TR) Mavi gözlü ve sarışın kimse.
21GÖKNİL: (TR) Gökyüzüne ait olan, Gök + Nil olarak da düşünülebilir
22GÖKSEL: (TR) Semavi, gökçül karşılığı olarak kullanılan sözcük.
23GÖKSEVİM: (TR) Sevimli gök. 
24GÖKSU: (TR) Türklerin birçok akarsuya verdikleri isim. Adana'dan gelerek Akdeniz'e dökülen Seyhan nehrinin önemli kollarından. 
25GÖKŞEN: (TR) Gökle ilgili, aydınlık ışıklı gök. 
26GÖKŞİN: (TR) Gök gibi mavi gözlü / Sonsuz mavi derinlik.
27GÖNENÇ: (TR) Refah hali, mutluluk. 
28GÖNÜL: (TR) İnsanın manevi varlığının ifadesi, inancı ve hislerinin kaynağı. İstek, arzu, heves, niyet. Duygu, his, aşk. 
29GÖRGÜ: (TR) Bir topluluğa ait uyulması gereken nezaket kaideleri muaşeret adabı. Deneme, tecrübe. Görmüş olma durumu, görgü şahidi. 
30GÖRKEM: (TR) İhtişam, gösteriş . Gösterişli, heybetli. 
31GÖRSEL: (TR) Görmekle ilgili. 
32GÖZDE: (TR) Göze girmiş olan sevilen beğenilen, benimsenen. Beğenilen kadın. 
33GÖZEN: (TR) Bir tür alageyik. 
34GÖZLEM: (TR) İzlenim, gözlemek. 
35GÜFTE: (FAR) Söyleniş, söylenmiş. Bir söz eserinin bestelenmiş bulunan manzum sözleri. 
36GÜHER: (FAR) Gevher, cevher, (bkz. Gevher). 
37GÜHERPARE: (FAR) Cevher parçası. 
38GÜL: (FAR) . Çiçek. Bilinen çiçek, gül çiçeği, gülağacı. Başına ve sonuna ek ve isimler getirilerek yeni isimlerin türetilmesinde kullanılan bir isimdir. (Nazlıgül,Ayşegül, Gülay,Gülcan vb). 
39GÜLAFET: (FAR) Nefes kesen güzellikle. Gül ve âfet kelimesinden oluşmuş birleşik isim. 
40GÜLBAHAR: (FAR) Bahar gülü. Ebru sanatında kullanılan koyu kırmızı renkte toprak. 
41GÜLBANU: (FAR) Gülhanım. Gül gibi güzel kadın. Gül hatun. 
42GÜLBEDEN: (FAR) Zarif, ince vücuda sahip. 
43GÜLBERK: (FAR) Gül yaprağı. 
44GÜLBEŞEKER: (FAR) Bir çeşit gül tatlısı.
45GÜLBEYAZ: (FAR-TR) Beyaz gül. 
46GÜLBİN: (FAR) Gül kökü, gül biten yer. 
47GÜLBİZ: (FAR) Gül serpen, gül serpilmiş. 
48GÜLCİHAN: (TR) Dünyaya bedel gül. 
49GÜLÇE: (FAR) Gülcük, küçük gül. 
50GÜLÇİN: (FAR) Gül toplayan, gül devşiren. 
51GÜLDEHAN:( FAR) Gül ağızlı, ağzı gül gibi olan.
52GÜLDEREN: (FAR-TR) Gül toplayan, gül derleyen.
53GÜLDESTE: (FAR) Güldemeti, çiçek destesi. Türk müziğinde bileşik bir makam. 
54GÜLENAY: (TR) Devamlı gülen, ayyüzlü kişi. 
55GÜLENDAM: (FAR) Gül endamlı, gül boylu, nazik, güzel endam. 
56GÜLENNUR: (TR) Gülmesiyle etrafı aydınlatan, ışık saçan kimse.
57GÜLER: (TR) Gülen, sevinçli, handan. 
58GÜLFAM: (FAR) Gül renkli. Gül gibi kızıl olan. 
59GÜLGONCA: (FAR) Açılmamış gül. 
60GÜLGÜN: (FAR) Gül renkli, gül renginde, pembe.
61GÜLHAN: (FAR) Gül evi, ateşhane. 
62GÜLHANIM: (TR) İyi huylu, nazik hanım. Gül yüzlü hanım. 
63GÜLHAYAT: (TR) Mutlu, huzurlu bir hayat. Gül gibi güzel hayat.
64GÜLİBAR: (TR) - Gül fırtınası. -Erkek ve kadın adı olarak kullanılır. 
65GÜLİN: (TR) Güle ait olan, gülden gelen.
66GÜLİSTAN: (FAR) Gül bahçesi, güllük. Azerbaycan'da  Karabağ bölgesinde bir mevki. 
67GÜLİZAR: (FAR) Gül yanaklı. Al yanaklı. Türk musikisinde bileşik bir makam. 
68GÜLKIZ: (TR) Güle benzeyen kız. 
69GÜLLÜ: (TR) Gülü olan. Gül desenli (kumaş). 
70GÜLNAR: (FAR) Hisar, kule. 
71GÜLNAME: (FAR) Sevgiliye yazılan mektup, kaside. 
72GÜLNAR: (FAR) Nar çiçeği. 
73GÜLNAZ: (FAR) Gül yüzlü kadın. Gül gibi, nazlı narin. 
74GÜLNİHAL: (FAR) Gül fidanı. Gül ağacı. 
75GÜLNUR: (TR-AR) Etrafına ışık saçan, aydınlatan gül. 
76GÜLNÜŞ: (FAR) Güliçen. Gülle özdeşleşmiş, gül gibi.
77GÜLPERİ: (FAR) Gizli gül. Gül gibi peri gibi güzel.
78GÜLRANA: (FAR) Güzel gül, dışı sarı içi kırmızı renkte olan bir çeşit gül. 
79GÜLRİZ: (FAR) Gül saçan, gül serpen. Meşhur bir çeşit lale. 
80GÜLRUHSAR: (FAR) Gül yanaklı. 
81GÜLSEREN: (TR) Gül toplayan, gül dağıtan. 
82GÜLSEVİM: (TR) Sevimli, güzel, hoş görünüşlü gül. 
83GÜLSU: (TR) Gül renkli su, taze su. 
84GÜLSUNA: (TR) Gül gibi çekici kadın. Güzel sevgili. 
85GÜLSÜM: (TR) Yuvarlak dolgun, güzel yüzlü.
86GÜLŞAH: (FA) Güllerin şahı. 
87GÜLŞEN: (FAR) Gülbahçesi, gülistan, gülizar, 
88GÜLTANE / GÜLDANE: (TR) Yeni açmış gül, gonca. 
89GÜLTEN: (FAR) Gül tenli, gül vücutlu. 
90GÜLZAR: (FAR) Gülbahçesi, gül tarlası.
91GÜNAY: (TR) Gündüz, gün aydınlığında ay. 
92GÜNEŞ: (TR) Çevresindeki sisteme ait gezegenlerin etrafında döndüğü, ışık ve ısı yayan büyük gök cismi, şems. 
93GÜNEY: (TR) Dört ana yönden biri. 
94GÜNSEL: (TR) Hızlı akan sel. Işık seli.
95GÜRAY: (TR) Dolunay. 
96GÜZİDE: (FAR) Seçkin, seçilmiş, beğenilmiş. 
97GÜZİN: (FAR) Seçen, seçilmiş, seçkin, beğenilmiş. 
96 ADET H HARFİ
1HABİBE: (AR) Sevgili. Seven, dost. 
2HABİNAR: (AR) Nar tanesi.
3HACCE: (AR) Hacca giden, Kabe'yi ziyaret eden hacı kadın. Bir çeşit akdiken. 
4HACER: (AR) Taş, kaya. 
5HADİYE: (AR) Yenilene yardım eden, yardımcı. Hidayet eden, doğru yolu gösteren. Kılavuz, rehber. Önde giden kimse. Mızrak ucu. 
6HADİCE / HATİCE: (AR) Vakitsiz, erken doğan kız çocuğu. 
7HAFAZA: (AR) İnsanın yaptığı işleri yazmakla görevli melekler. Bekçiler.
8HAFİDE: (AR) Kız torun. 
9HAFİZE: (AR) Allah'ın adlarındandır. Muhafaza eden, saklayan, esirgeyen, koruyan. Kur'an'ı ezbere bilen ve usulüne uygun okuyan kimse.
10HAKİKAT: (AR) Bir şeyin aslı ve esası, mahiyeti. Gerçek, doğru, gerçekten, doğrusu. Sadakat, doğruluk, bağlılık, kadirbilirlik. 
11HAKİME: (AR) Her şeye hükmeden, hikmet sahibi olan Allah. Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. Üstte bulunan. Hekim, akıllı, becerikli. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir.
12HAKİMİYET: (AR) Hakimlik, amirlik, üstünlük, egemenlik. Sulta.
13HALE: (AR) Ayın ve güneşin etrafında bazı zamanlarda görülen ışıklı halka, ayla, ağıl.
14HALENUR: (AR) Hale+Nur.
15HALİDE: (AR) Sonsuz, daim, ebedi. Bir yıldan çok yaşayan. 
16HALİME: (AR) Sakin, sessiz. Tabiatı yavaş olan, yumuşak huylu. 
17HALİSE: (AR) Hilesiz, katkısız. Karışmamış, katışıksız, saf, hilesiz. Temiz. Yalnız, sadece. 
18HAMASET: (AR) Cesaret, kahramanlık, yiğitlik. Kahramanca şiir.
19HAMDİYE: (AR) Allah'ı övmek. Allah'a şükretmek. Şükreden, şükredici. 
20HAMİDE: (AR) Koru sönmediği halde alevi sönen ateş. Hamdeden, şükreden kul. 
21HAMİYE: (AR) Himaye eden, koruyan korucu. Kayıran, kayırıcı.
22HAMİYET:(AR) Milli onur ve haysiyet. İnsanlık, fazilet. İzzeti nefs. 
23HAMRA: (AR) Daha, pek çok kızıl, kırmızı 
24HANDAN: (FAR) Gülen, gülücü. Güler yüzlü, sevimli. 
25HANDE: (FAR) Açılış, açılma. Gülme, gülüş.
26HANDEGÜL: (FAR) Gülün açması.
27HANİFE: (AR) Allah'ın birliğine inanan. İslam inancına sıkı ve samimi olarak bağlanan. 
28HANIM: (TR) Kadınlar için kullanılan saygı sözü. Eş, karı, zevce. Ev sahibesi. 
29HANZADE: (FAR) Hükümdar çocuğu. 
30HARE: (FAR) Sert taş, kaya. Meneviş, menevişli kumaş. 
31HAREM: (AR) Yasak kılınmış mukaddes olan şey. Evlerde yabancı erkeklerin girmesine izin verilmeyen, kadınlara ait bölüm. İç avlu. 
32HARİKA: (AR) İmkanların üstünde olup insanda hayret uyandıran şey. 
33HAKİME: (AR) Hükmeden, dava yargılama işine memur olan, yargıç. Üstte bulunan. Hekim, akıllı, becerikli. Kadı, vali, amir, hükümdar, emir. Kişinin dilediği gibi kullanabilecek hakka malik olduğu malı.
34HARİSE: (AR) Muhafız, bekçi, gözcü. Koruyan, koruyucu. Son derece hırslı olan. 
35HASENE: (AR) İyilik, iyi hal, iyi iş, hayırlı iş. Dünya ve ahiret saadeti. Eski altın paralardan birinin adı. 
36HASGÜL: (AR) Değerli, eşsiz gül. 
37HASHANIM: (AR) Çıtıpıtı, ince, narin kadın. Bilge, değerli kadın. 
38HASİBE: (AR) Hayır sahibi, eliaçık, cömert. Değerli, itibarlı, soyu temiz, muhterem, saygın, şahsi meziyet sahibi. Muhasebeci, sayman. 
39HASİFE: (AR) Hasafetli, aklı başında olgun adam. 
40HASNA: (AR) İffetli, şerefli, namuslu. 
41HASKIZ: (TR) İyi nitelikleri kendinde toplamış genç kız.
42HASRET: (AR) Ele geçirilemeyen veya elden kaçırılan bir nimete veya kıymetli şeye üzülüp yanmak. İç çekme, inleme, üzüntü, iç sıkıntısı, keder, zahmet, eseflenme, özleyiş.
43HATIRA: (AR) Anı. Hatıra gelen, hatırda kalan şey, andaç.
44HATİCE: (AR) Erken doğan kız çocuğu. 
45HATİME: (AR) Sona erdiren, bitiren. Mühürleyen, mühürleyici.
46HATUN: (AR) Kadın. Eş, zevce. Eskiden yüksek kişilikli kadınlara ya da hakan eşlerine verilen unvan. 
47HAVVA: (AR) Esmer kadın. Havva: Hz. Adem'in karısı, ilk kadın. 
48HAYAL: (AR) İnsanın kafasında canlandırdığı şey. Bir olay veya eşyanın zihinde kalan izi. Gerçekte olmadığı halde görüldüğü sanılan şey, görüntü.
49HAYAT: (AR) Yaşayan, diri. Canlılarda doğumdan ölüme kadar geçen süre. Yaşama, yaşayış.
50HAYRİYE: (AR) Hayırla, iyilikle ilgili, uğur ve kutluluğa ait.
51HAYRUNNİSA: (AR) Kadınların hayırlısı.
52HAZAL: (AR) Kuruyup dökülen ağaç yaprakları. (TR) Haz duy, tad al anlamında.
53HAZAN: (FAR) Sonbahar, güz. 
54HAZAR: (AR) Sabit meskeni olanların oturdukları memleket. Barış ve güven. 
55HAZEN: (AR) Üzüntü. Gam, keder. 
56HAZER: (AR) Deniz, bahr, büyük su. 
57HÂZİME: (AR) Sindirici kuvvet.
58HAZİNE: (AR) Devlet malının parasının saklandığı yer. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeyler.
59HAZRA: (AR) Yeşil, sebze, hadra. Gökyüzü. Türk musikisinde bileşik bir makam. 
60HECİL: (AR) İki dağın arasındaki kısım, vadi, dere.
61HEDİYE: (AR) Armağan. Karşılıksız verilen şey. 
62HENNA: (AR) Kına ağacı, (bkz. Kına).
63HEPGÜL: (TR) Gül gibi güzel kadın. Neşeli ol.
64HEPŞEN: (TR) (bkz. Hepgül).
65HESNA: (AR) Güzel kadın. Hanım, kadın. 
66HEZAR: (FAR) Bülbül. Çok, pek çok. Bin. 
67HIFZIYE: (AR) Saklama, koruma ile ilgili. Ezberleme, akılda tutma. 
68HİBE: (AR) Bağışlama, bağış.
69HİCRAN: (AR) Ayrılık. Unutulmaz acı, keder.
70HİCRET: (AR) Bir memleketten, başka bir memlekete göç ediş. Hz Muhammed'in Mekke'den Medine'ye göç etmesi.
71HİKMET: (AR) Hakimlik, feylesofluk. Sebeb, gizli, Allah'ın  hikmeti. Felsefe. Ahlaki söz, öğüt verici, kısa öz, öğretici söz. 
72HİLMİYE: (AR) Yumuşak huylu, sakin tabiatlı. 
73HOŞEDA: (FAR) Hareket ve davranışı hoş, güzel. Cazibeli. 
74HOŞENDAM: (FAR) Boyu bosu güzel, düzgün olan.
75HOŞFİDAN: (FAR) Güzel endamlı, boylu boslu kadın. 
76HOŞKADEM: (FAR) Ayağı uğurlu. 
77HOŞNEVÂ: (FAR) Güzel sesli. 
78HOŞNİGAR: (FAR) Güzel, hoş sevgili. 
79HOŞTEN: (FAR) Güzel vücutlu. 
80HUMEYRA: (AR) Beyaz tenli kadın. 
81HURİ: (AR) Cennet kızı. Sevgili. 
82HURİSER: (AR-FAR) Cennet kızlarının başı, hurilerin başı. 
83HURİYE: (AR) Cennet kızı. Sevgili. 
84HURREM: (FAR) Şen, sevinçli, güleryüzlü, gönülaçan, taze, hoş. Bir yazı sitili. 
85HÜLYA: (AR) Tatlı düş. Kuruntu, vehim, hayal.
86HÜNER: (FAR) Bir işte gösterilen incelik ve beceriklilik, maharet, ustalık marifet. 
87HÜRGÜL: (TR) Gül gibi özgür güzel.
88HÜRMET: (AR) Saygı.
89HÜRREM: (FAR) Yeşil taze. Gönülaçıcı. Şen şakrak, sevinçli. 
90HÜRRİYET: (AR) Hürlük, serbestlik. İstediğini herhangi bir engelle karşılaşmadan karar dairesi içinde yapabilme hali.
91HÜSNİYE: (AR) Güzelliğe ait, güzellikle ilgili.
92HÜSNÜGÜL: (AR-FAR) Gülün güzelliği. 
93HÜSNÜGÜZEL: (TR) Sarı çiçekli, güzel yapraklı süsbitkisi. 
94HÜSNÜHAL: (AR) Davranış güzelliği. 
95HÜVEYDÂ: (FAR) Açık, apaçık, belli, besbelli, zahir.
96HÜZZAM: (FAR) Türk müziğinin en eski birleşik makamlarından. 
14 ADET I HARFİ
1ILGAZ: (TR) Atın dört nalla koşması. Hücum, akın. Çankırı ilinin ilçe merkezi. Batı Karadeniz bölgesinin en yüksek dağ kitlesi. 
2ILGIM: (TR) Serap. Gök erimi, serap. Belli belirsiz. 
3ILGIN: (TR) Kumlu topraklarda yetişen ve çit bitkisi olarak kullanılan ağaççık. 
4IRAK: (TR) Uzak.
5IRAZ: (TR) Raziye adının haylk arasında bozulmuş söyleniş biçimi.
6IRMAK: (TR) Çoğunlukla denize dökülen, genişliği ve taşıdığı su niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir. 
7IŞIK: (TR) Bazı cisimler tarafından tabii halde ve akkor haline gelinceye kadar ısıtıldığında yayılan, cisimleri görmemizi sağlayan ışıma, aydınlık, ziya, nur. Aydınlatma cihazı, mum, lamba, ampul, fener. Işık tutma, bir konuda aydınlatıcı bilgi vermek. 
8IŞIL: (TR) Çok aydınlık, parlak ışık.
9IŞILAR: (TR) Parlayan, ışıldayan. Neşeli, canlı, şen. 
10IŞILAY: (TR) Ay ışığı.
11IŞIN: (TR) Bir ışık kaynağından çıkarak her yöne yayılıp giden ışık demeti. 
12IŞINBİKE: (TR) (bkz. Işın).
13IŞKIN: (TR) Bitki sürgünü, asma filizi. 
14ITIR: (AR) Güzel, hoş koku. Sardunyagillerden, yapraklan güzel kokan bitki, turnagagası. 
55 ADET İ HARFİ
1İCLAL: (AR) Büyültme, saygı gösterme, ikram. Büyüklük, kudret ve kuvvet. 
2İCMA: (AR) Dağınık şeyleri toplama, biraraya getirme.
3İÇKİN: (TR) Varlığın içinde bulunduğu varlığın yapısına karışmış olan. Yalnızca bilinçte olan. Deney içinde kalan, deneyi aşmayan. Dünya içinde dünyada olan. 
4İDİL: (YUN) Kır hayatını konu edinen yazı veya şiir, aşk hakkında. Küçük ve şairane resim. İçten ve saf aşk.
5İDLAL: (AR) Naz etme, nazlanma, aşın derecede nazlanma. 
6İFAKAT: (ARR) Hastalıktan kurtulma, iyileşme. Ayılma.
7İFFET: (AR) Afiflik, temizlik. Namus.
8İKBAL: (AR) Birine doğru dönme. Baht, talih. İşlerin yolunda gitmesi, bahtlı, saadetli, mutlu olması. Arzu, istek. 
9İKLİM: (YUN) Bir ülke ya da bölgenin ortalama hava durumunu belirleyen meteorolojik olayların tümü. 
10İLAYDA: (*) Su perisi.
11İLGİ: (TR) İki nesne arasındaki bağ, alaka. Kimyada bir cismin başka bir cisimle birleşmeye olan meyli. 
12İLGÜ: (TR) Engel, mania. 
13İLGÜL: (TR) Ülkenin gülü. Çok güzel kadın.
14İLGÜN: (FAR) Halk, ahali. 
15İLKAY: (TR) Yeni ay, ayın ilk hali. 
16İLKBAHAR: (TR) Yılın ilk mevsimi, bahar.
17İLKBAL: (TR) İlk doğan kız çocuklarına verilen ad.
18İLKE: (TR) Kendisinden türetilen ilk madde. Temel düşünce, temel kanı, umde, prensip. Temel bilgi. Öncül. Davranış kuralı. 
19İLKİM: (TR) İlk doğan çocuklara verilen ad. 
20İLKİN: (TR) Önce, öncelikle, uydurma bir kelime. 
21İLKNAZ: (TR) İlk doğan kız çocuklarına verilen isim.
22İLKNUR: (TR) İlk ay, ayın ilk hali.
23İLKSEL: (TR) Uzun süre çocuğu olmayanların daha sonra ikiz ve üçüz çocukları olduğunda verilen isim. 
24İLKSEN: (TR) İlk+Sen
25İLKSEV: (TR) İlk+Naz
26İLKŞEN: (TR) İlk+Şen
27İLKYAZ: (AR) İlkbahar, yaz başlarında doğanlara verilen ad. 
28İLMİYE: (AR) K İlme ait, ilme mensup.
29İLŞEN: (TR) Mutlu, şen ülke. 
30İMGE: (TR) Zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey, hayal.. 
31İNAYET: (AR) Dikkat. Gayret, özenme. Lütuf, ihsan, iyillik. 
32İNCİ: (TR) İstiridye cinsinden deniz hayvanlarının içinde çıkan parlak, yuvarlak  ve ziynet eşyası olarak kullanılan kıymetli taş. Küçük, temiz ve sevimli. Kıymetli. 
33İNCİFEM: (TR-AR) İnci gibi güzel ağızlı.
34İNCİFER: (TR-FAR) İnci gibi parlak güzel. 
35İNCİSER. (TR-FAR) Baş inci, en güzel inci.
36İPAR: (TR) Yüksek dağların kar tutmayan yerlerinde yetişen bir çeşit dikenli otun sarımtrak çiçekleri, kurusa bile uzun süre kokusu gitmez. Güzel koku, misk, anber.
37İPEK: (TR) İpekböceği denilen ve dut yaprağı ile beslenen kurdun ördüğü koza çözülerek elde edilen, kumaş dokumada kullanılan parlak ve ince tel. 
38İREM: (AR) Cennet bahçesi. Ok veya kurşun atılan nişan tahtası. 
39İREN: (AR) Özgür, hür. 
40İSMET: (AR) Masumluk, günahsızlık, temizlik. Haramdan namusa dokunan hallerden çekinme. 
41İSMİHAN: (AR) Hükümdar isimleri. 
42İSMİNAZ: (AR-FAR) Naz isminde. Çok nazlı olan.
43İSMİNUR: (AR) Nur ismini alan. 
44İSMİRAR: (AR) Esmerleşme, kara olma, kararma. 
45İSRA: (AR) Yürütme, geceleyin yürütme gönderme. 
46İSTARE: (FAR) Yıldız, necm, sitare.
47İSTEM: (TR) İstek, dilek.
48İŞVE: (AR) Güzellerin gönül alıcı, gönül aldatıcı, nazlı davranışı.
49İYEM: (TR) Güzellik. İyilik.
50İZEL: (TR) İz + El /El izi anlamında 
51İZEM: (AR) Büyüklük, ululuk. 
52İZGİ: (TR) (bkz. İzgü).
53İZGÜ: (TR) İyi güzel, akıllı, adaletli. 
54İZGÜL: (TR) İyi, güzel gül.
55İZRA: (AR) Aşırı övme. Altın arama. Korkutma. 
5 ADET J HARFİ
1JALE: (FAR) Gece meydana gelen ve sabah çiçekler üzerinde görülen su damlacığı, çiğ, şebnem (bkz. Şebnem). 
2JENGAR: (TR) Bakır pası. Göktaşı. Deniz yeşili renk.
3JEYAN (FAR) Bkz. Jiyan
4JİYAN (FAR) 1. Coşmuş, kükremiş, kızgın. 2. Hayat,yaşam,iyilik ve güzelliktir.
5JÜLİDE: (FAR) Karışık, karmakarışık, dağınık. Derinlik. 
43 ADET K HARFİ
1KADER: (AR) Alın yazısı. Talih, baht. Kötü talih. Güç kuvvet. 
2KADİFE: (AR) Yüzü ince sık tüylü, parlak ve yumuşak kumaş. 
3KADIN: (TR) Yetişkin dişi insan. Evlenmiş kadın. Evli ve itibarlı kadın, hanım. 
4KADİRE: (AR) Güçlü kuvvetli. 
5KADRİYE: (AR) Değer, itibar. Onur, şeref, haysiyet, meziyet. Rütbe, derece. 
6KAFİYE: (AR) Şiirde, mısra sonunda yer alan kelimelerin ses benzerliği, ses uyuşması, uyak. 
7KAİDE: (AR) Oturan. Temel, esas. Başkent. 
8KAİME: (AR) Duran, ayakta duran. Bir şeyi yapan icra eden. 
9KAMELYA: (FR) Büyük beyaz, pembe ya da kırmızı renkte çiçek açan dayanıklı yaprakları olan bir bitki.
10KAMER: (AR) Ay. Sadık hizmetkâr. 
11KÂMİLE: (AR) Bütün tam noksansız, eksiksiz. Kemale ermiş olgun. Yaşını başını almış terbiyeli, görgülü. Alim, bilgin, geniş bilgili. 
12KÂMURÂN: (FAR) (Kâm sürücü, süren) Arzusuna isteğine kavuşmuş mutlu. Arzusuna erişen, bahtiyar, mutlu. 
13KANİYE: (AR) Kanaat eden, yeter, bulup fazlasını istemeyen. İnanmış kanmış. 
14KAPSAM: (TR) Muhteviyat, içerik, İhtiva, ihata, istiab.
15KARANFİL: (AR) Bir çeşit kokulu çiçek. 
16KARÇİÇEĞİ: (TR) Süsengillerden, beyaz pembe çiçekler açan soğanlı bitki. 
17KARDELEN: (TR) Çiğdem. Nergisgillerden baharda çok erken çiçek açan soğanlı bir bitki. 
18KÂRDİDE: (FAR) İş bilir, uyanık, tecrübeli. 
19KARMEN: (FAR) Parlak kırmızı renk. 
20KÂŞİFE: (AR) Keşfeden, bulan, meydana çıkaran. 
21KATİBE: (AR) Yazıcı. Bir kuruluşta yazı işleriyle görevli kimse, sekreter. 
22KATİFE: (AR) Kadife. Bir nevi çiçek.
23KATRE: (AR) Damla. Damlayan şey. 
24KAVRAM: (TR) Bir nesnenin zihindeki soyut ve güzel tasarımı . Nesnelerin ya da olayların ortak özelliklerini kapsayan ve ortak bir ad altında toplayan genel tasarım. 
25KAYRA: (TR) Yüksek büyük tutulan ya da sayılan birinden gelen iyilik lütuf, ihsan atıfet, inayet. 
26KEBİRE: (AR) Büyük, ulu azim. Yaşça büyük yaşlı. Çocukluktan çıkmış genç. 
27KELEBEK: (TR) Vücudu kanatlan ince pullarla ve türlü renklerle örtülü, dört kanatlı, çok sayıda türü olan böcek. Narin, ince kadın. 
28KERAMET: (AR) Bağış. Ağırlama, ikram. Ermişçe yapılan iş, hareket ya da söz.
29KERİME: (AR) Kerem sahibi, cömert, verimcil. Ulu, büyük. Lütfü, ihsanı bol, ihsan yönünden ulu. 
30KERİMAN: (AR) Eli açıklar, cömertler.
31KEYVAN: (FAR) Satürn yıldızı. 
32KEZBAN: (FAR) Bir yeri yöneten kadın kahya. Ev kadını, evine ve kocasına bağlı kadın. 
33KIVANÇ: (TR) Sevinç, memnuniyet. Övünen, güvenen, iftihar eden. 
34KIVILCIM (TR) Yanmakta olan bir maddenin sıçrayan küçük  hareketli parçacıkları. Harekete geçiren etken.
35KIYMET: (AR) Değer. Bedel, baha, tutar. Şeref, onur, itibar. 
36KİBAR: (AR) Duygu, davranış ve hareket bakımından ince, zarif, nazik, çelebi. Büyük cömert, asil, zengin. Şık, seçkin. Büyükler, ulular. Kibirli. 
37KİBARİYE: (AR) (bkz. Kibar).
38KİFAYET: (AR) Yetişme, el verme, kafi gelme. Bir işi yapabilecek yetenekte olma.
39KİRAZ: (YUN) Gülgillerden, yapraklanmadan önce çiçek açan, düz kabuklu ağaç ve bu ağacın yuvarlak sulu ve tek çekirdekli yemişi. 
40KİYASET: (AR) Uyanıklık, anlayışlılık. 
41KÖSEM: (TR) Sürüler önünde rehber vaziyetinde giden. Cildi temiz, pürüzsüz. 
42KUMRU: (FAR) Güvercinlerden, uzunca kuyruklu boynunun yanlarında benekler bulunan ve güvercinlerden daha küçük olan boz renkli kuş. 
43KÜBRA: (AR) Büyük olan. 
26 ADET L HARFİ
1LAÇİN: (TR) Bir cins şahin. Sarp, yalçın. Şiddetli. 
2LÂHZA: (AR) Bir bakış, bir göz atma. Göz kırpacak kadar zaman an. Bir kez göz kırpma. 
3LALE: (FAR) Zambakgillerden, uzun yapraklı, güzel ve çeşitli renklerde çiçekli soğanlı bir bitki.
4LÂLEFAM: (FR) Lale renginde. 
5LÂLEGUN: (FAR) Lale renginde.
6LÂLEGÜL: (FAR) Türk müziğinde bir makam. 
7LÂLEVEŞ: (FAR) Lale gibi.
8LÂLEZAR: (FAR) Lalelik, lale yetişen yer, lale bahçesi. 
9LALİN: (*) Yakut kırmızısı, Şarap kırmızısı.
10LÂMİA: (AR) Parlayan, parıldayan parlak. 
11LÂMİHA: (AR) Parlayan, parıldayan, parlak
12LAMİNUR: (AR) Nur saçarak parlayan. 
13LÂTİFE: (AR) Yumuşak, hoş, güzel, sevimli. Güldürecek, tuhaf ve güzel söz ve hikaye şaka. 
14LÂTİME: (AR) Misk, güzel koku. 
15LÂYİHA: (AR) Düşünülen bir şeyin yazı haline getirilmesi. Tasarı. 
16LEBİBE: (AR) Akıllı, zeki, fatin.
17LEMAN: (AR) Parlama, parıltı. 
18LEMİDE: (AR) Parlak, parıldayan.
19LERZÂN: (FAR) Titrek, titreyen. 
20LETAFET: (AR) Latiflik, hoşluk. Güzellik. Nezaket. Yumuşaklık. 
21LEYAL: (AR) Geceler. 
22LEYÂN: (FAR) Parlayan, parlayıcı, konforlu, lüks hayat.
23LEYLÂ: (AR) Çok karanlık gece. Arabi ayların son gecesi. Leyla ile Mecnun hikayesinin kadın kahramanı.
24LEYLÂK: (AR) Zeytingillerden hoş kokulu salkım şeklinde mor ve beyaz renklerde çiçek açan bir bitki ve bitkinin çiçeği.
25LİVZA: (AR) Dağ çiçeği, bereket, bolluk ve huzur. HZ. İsa’nın süt annesinin çocuklarından birinin adı
26LÜTFİYE: (AR) Hoşluk, güzellik, iyi davranış. 
160 ADET M HARFİ
1MACİDE: (AR) Şan ve şeref sahibi olan kimse. İyi ahlaklı. Ulu.
2MAĞFİRET: (AR) Allah'ın kullarının günahlarını bağışlaması, örtmesi. 
3MAHBUBE: (AR) (Muhabbet olunmuş) Sevilmiş, sevilen. 
4MAHFER: (FAR) Ay aydınlığı, ay ışığı. 
5MAHİNEV: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal. 
6MAHİNUR: (FAR) Ayın nuru, ışığı. Ay yüzlü güzel. 
7MAHİRE: (AR) (Maharetli) Hünerli, elinden iş gelir, becerikli. 
8MAHİZAR: (FAR) İnleyen ay. 
9MAHİZER: (FAR) Sarı, altın renginde ay. 
10MAHMUDE: (AR) Bingör otu, sakmunya. 
11MAHMURE: (AR) Sarhoşluğun verdiği sersemlik. Uyku basmış, ağırlaşmış, yan baygın göz. 
12MAHPARE: (FAR) Ay parçası, çok güzel kadın. 
13MAHPERİ: (FAR.) Ay gibi peri kadar güzel. 
14MAHPERVER: (FAR) Mehtap. 
15MAHPEYKER: (FAR) Yüzü ay gibi parlak, güzel, nurlu. 
16MAHSUNE: (AR) Kuşatılmış, sarılmış, çevrilmiş. 
17MAHTER: (FAR) Yeni ay, ayça, hilal. 
18MAHUR: (FAR) Türk musikisinde rast perdesinde karar kılan bir makam. 
19MAİDE: (AR) Üzerinde yemek bulunan sofra. Yemek, şölen. İsa ve Havarilerine gökten inen sofra (Maide-i Mesih). 
20MAİLE: (AR) . Bir yana eğilmiş, eğik. Hevesli, istekli, yetenekli. Taraflı, içten istekli. Andırır, benzer. Tutkun. 
21MAKBULE: (AR) Kabul olunmuş, alınmış, alınan. Beğenilen, hoş karşılanan, geçer. 
22MAKSUDE: (AR) (Kastolunan) İstenilen şey, istek. Maksat, niyet, murat. Varılmak istenen yer.
23MAKSUME: (AR) Ayrılmış, bölünmüş. Kısmet. 
24MAKSURE: (AR) Kasrolunmuş, kısaltılmış, kasılmış. Alıkonulmuş. Bir şeye ayrılmış. 
25MAKULE: (AR) Akla uygun bulunan. Akıl ile bilinir, akılla kanıtlanan. Oldukça akıllı, sözü akla yakın.
26MALİKE: (AR) Mal sahibi olan kadın. Peri, su perisi. 
27MANOLYA: (FR) Manolyagillerden. Beyaz renkli ve güzel kokulu çiçekleri olan, süs bitkisi olarak yetiştirilen ağaç ve bu ağacın çiçeği. 
28MANSURE: (AR) Yardım olunmuş, Allah'ın yardımıyla galip, üstün gelmiş. Türk müziğinde bir düzen. Bir ney çeşidi.
29MANZURE: (AR) Bakılan, nazar olunan. Gözde olan, beğenilen. 
30MARAL: (TR) Dişi geyik, ceylan, karaca. 
31MARİFET: (AR) Herkesin yapamadığı ustalık, herşeyde görülmeyen hususiyet, ustalıkla yapılmış olan şey. Bilme, biliş. 3. Hoşa gitmeyen hareket. Vasıta aracı, ikinci el. 
32MARUFE: (AR) Herkesçe bilinen tanınmış belli. Meşhur ünlü. 
33MASUME: (AR) Günahsız, suçsuz. Küçük çocuk, temiz, saf.
34MASUNE: (AR) Korunmuş, korunan.
35MATLUBE: (AR) İstenilen, aranılan, talep edilen şey.
36MATUKE: (AR) Azat olunmuş, özgürlüğü bağışlanmış. 
37MEBŞURE: (AR) Yüzü beyaz, gösterişli güzel kadın. 
38MECDİDE: (AR) Rızkı bol, nasibi açık, bahtiyar.
39MECİDE: (AR) Büyük ulu. Şan ve şeref sahibi. 
40MEDİHA: (AR) Methetmeye, övmeye sebeb olan şey, övme mevzuu.
41MEDİNE: (AR) Şehir. Arabistan'da bir şehir. Hz. Peygamberin kabrinin bulunduğu şehir. 
42MEFHARET: (AR) İftihar duyma, övünme. 
43MEFKURE: (AR) Ülkü, ideal. 
44MEFRUZA: (AR) Farz olunmuş, varsayılmış. 
45MEFTUNE: (AR) Büyülenmiş. Gönül vermiş, tutkun vurgun. Hayran olmuş, şaşmış.
46MEHDİYE: (AR) Kendisine rehberlik edilen. 
47MEHİR: (FAR) Ay. 
48MEHLİKA: (FAR) Ay yüzlü güzel. 
49MEHPARE: (FAR) Ay parçası, çok güzel.
50MEHTAP: (FAR) Ay aydınlığı, ay ışığı. Dolunay. Alay, eğlence, zevklenme. 
51MEHVEŞ: (FAR) Ay gibi, ay yüzlü, güzel. 
52MELÂ: (AR) Doluluk. Topluluk. Ova. 
53MELAHAT: (AR) Güzellik, yüz güzelliği. 
54MELDÂ: (AR) RGenç, körpe ve nazik. 
55MELEK: (AR) Allah'ın nurdan yarattığı varlıklar. Halim, selim güzel huylu kimse.
56MELEKNAZ: (AR-FAR) (bkz. Melek). 
57MELEKNUR: (AR) (bkz. Melek). 
58MELEKPER: (AR-FAR) Melek kanatlı. 
59MELEKRU: (AR-FAR) Melek yüzlü. 
60MELEKSİMA: (AR-FAR) Melek yüzlü. 
61MELİHA: (AR) Melahat sahibi, güzel, şirin, sevimli. 
62MELİKE: (AR) Kadın hükümdar. Hükümdar karısı.
63MELİS: (YUN) Bal, tatlı şey. Sevgi, can. Bal arısı. Çayır, çayırlık. Oğulotu.
64MELODİ: (YUN) Nağme, ahenk, ezgi. 
65MELTEM: (TR) Yazın düzenli olarak karadan denize doğru esen rüzgar. 
66MEMDUDE: (AR) Uzatılan.
67MEMDUHA: (AR) Övülmüş, övülecek. 
68MEMNUNE: (AR) Minnet altında bulunan. Sevinmiş, sevinçli. Razı hoşnut.
69MENEKŞE: (FAR) Menekşegillerden birçok çeşitleri bulunan koyu mor çiçek açan süs bitkisi. Koyu mor renk.
70MENSURE: (AR) Saçılmış, dağılmış. Ölçüsüz, uyaksız, manzum olmayan söz. 
71MENŞURE: (AR) (Neşrolunmuş) Dağıtılmış, yayılmış.
72MENZURE: (AR) Adanmış, vadedilmiş. Adak olarak belirtilmiş. 
73MERAL: (TR) Dişi geyik, ceylan, karaca. 
74MERAM: (AR) Arzu istek. İçten tasarlanan niyet. 
75MERCAN: (AR) Selenterelerin mercanlar sınıfından olup kayalık yerlerde koloni meydana getirerek yaşayan, iskeleti kalkerli kırmızı renkli deniz hayvanı. 
76MERSA: (AR) Liman. 
77MERVE: (AR) Mekke'de bir dağın adı.
78MERYEM: (İBR) Abid. İbadete düşkün insan. Hz. İsa'nın annesi.
79MERZUKA: (AR) Rızıklandırılmış, rızık verilmiş. 
80MESERRET: (AR) Sevinçler. Şenlik, sevinç. 
81MESRURE: (AR) Sevinçli, memnun, sevinmiş meramına ermiş. 
82MESUDE: (AR) Saadetli, bahtlı, bahtiyar, kutlu. 
83MEŞHURE: (AR) Ünlü, argın, tanınmış. 
84MEŞKURE: (AR) Beğenilmiş, övülmüş. Teşekkür edilmeye değer olan. 
85METHİYE: (AR) Birini övmek maksadıyla yazılmış eser, kaide. 
86MEVA: (AR) Sığınılacak yer, yurt, mesken. 
87MEVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet. Dostluk. 
88MEVHİBE: (AR) Vergi, ihsan, bağış. 
89MEVLUDE: (AR) Yeni doğmuş çocuk. 
90MEVSİM: (AR) Yılın dört bö­lümünden biri. Dağlamak suretiyle damga vurmak. 
91MİHRACE: (Sanskritçe) Hindistan'da kral ve prenseslere verilen unvan. 
92MİHRAN: (AR) Nehir. Pakistan'dan geçen İndus nehrine verilen isim. 
93MİHRİ: (FAR) Güneş. Sevgi. Eylül ayı. 
94MİHRİBAN: (FAR) Şefkatli, merhametli, muhabbetli, güleryüzlü, yumuşak huylu.
95 MİHRİCAN: (FAR) Sonbahar. 
96MİHRİMAH: (AR) Güneş ile ay. 
97MİHRİNAZ: (FAR) Naz güneşi. Çok nazlı. 
98MİHRİNİSA: (FAR) Kadınlığın güneşi, erdemli, nitelikli kadın. 
99MİHRİNUR: (FAR) Işık saçan, aydınlatan güneş. 
100MİHRİŞAH: (FAR) Şahların güneşi. 
101MİHRİYE: (FAR) Güneşe ait, güneşle ilgili. 
102MİMOZA: (Latince) Baklagillerden ince ve san yapraklı çiçek açan bir cins süs bitkisi, küstümotu. 
103MİNA: (AR) Camın ana maddesi. Liman, iskele. Gökyüzü.
104MİNE: (FAR) Maden ve çini üzerine vurulan camı andırır cila. Dişlerin üzerindeki ince ve parlak tabaka. İnce ve parlak nakış. 
105MİRAT: (AR) Ayna. 
106MİRAY: (FAR) Ayın ilk günleri. 
107MİRCAN: (FAR) Canın içi. 
108MİRHAN: (FAR) (bkz. Mircan).
109MİRNUR: (FAR) (bkz. Mircan). 
110MISRA: (AR) Şiirin bir satırı.
111MUALLA: (AR) Yüce, yüksek, (bkz. Bülent). Makamı, rütbesi yüksek. Bir yazı stili. 
112MUAZZEZ: (AR) (Ta'ziz edilmiş) İzzetlendirilmiş. İzzet ve şeref sahibi. İkram ve izaz olunan, ağırlanan, hürmetle, saygı ile kabul olunan. Kıymetli, değerli, aziz. 
113MUCİBE: (AR) İcabet eden, uyan. İcap eden, gereken. Sebeb olan, vesile teşkil eden. 
114MUCİDE: (AR) Yaratıcı. Bir buluş ortaya çıkaran kimse. 
115MUCİZE: (AR) Hayran bırakan, olağanüstü olay. İnsan aklının alamayacağı.
116MUHABBET: (AR) Sevme, sevgi. Dostluk. Dostça konuşma.
117MUHİBE: (AR) Seven, sevgi besleyen, dost. 
118MUHLİSE: (AR) Halis, katıksız. Dostluğu, samimiliği ve her hali içten gönülden olan. 
119MUHSİNE: (AR) İhsan eden, iyilikte, bağışta bulunan. 
120MUHTEŞEM: (AR) İhtişamlı, tantanalı, debdebeli, görkemli. 
121MUİNE: (AR) Yardımcı. Çırak. 
122MUKADDER: (AR) Takdir olunmuş, kıymeti biçilmiş, kadri değeri bilinmiş, beğenilmiş. Yazılı, yazılıp belirlenmiş ilahi taktir. Yazılı olmayıp sözün gelişinden anlaşılan. 
123MUKADDES: (AR) Takdis edilmiş, mübarek kutsal temiz. 
124MUKBİLE: (AR) İkballi, kutlu, mutlu, bahtiyar, mesut.
125MUKİME: (AR) İkamet eden, oturan. 
126MUNİSE: (AR) Alışılan, yadırganmaz, alışılmış. Cana yakın sevimli. İnsandan kaçmayan. 
127MURADİYE: (AR) Arzu, istek, dilek. Maksat meram. 
128MUTEBER: (AR) İtibarlı, hatırı sayılır, saygın. İnanılır, güvenilir. Yürürlükte olan geçer. 
129MUTENA: (AR) Özenle dikkatle seçilmiş. Önemli, seçkin. Az bulunur.
130MÜMİNE: (AR) İman etmiş, İslam dinine inanmış, müslüman. 
131MÜBAHAT: (AR) Övünme, iftihar etme.
132MÜBECCEL: (AR) Yücelmiş, saygı gösterilmiş yüce, ulu. 
133MÜBERRA: (AR) Temize çıkmış aklanmış, müstesna, azade, arınmış. 
134MÜCEDDET: (AR) Yeni, henüz kullanılmamış. 
135MÜCELLA: (AR) Parlatılmış, parlak, cilalı. 
136MÜCEVHER: (AR) Değerli süs eşyası. Arap alfabesinde noktalı olan harf. 
137MÜESSER: (AR) Kendisine bir şey tesir etmiş olan.
138MÜFİDE: (Ar.) İfade eden, anlatan, manalı. Faydalı. 
139MÜGE: (FR) İnci çiçeği. 
140MÜHİBE: (Ar.) Heybetli, korkunç, korkutan. Tehlikeli ve saygı uyandıran. 
141MÜHRE: (FAR) Bir çeşit yuvarlak şey. Cam boncuk. 
142MÜJDE: (FAR) Muştu, sevinç haberi, büşra. Hayırlı, sevinçli bir haber getirene verilen bahşiş. 
143MÜJGÂN: (FAR) Kirpikler, kirpik. 
144MÜKÂFAT: (AR) Ödül. Değerlendirici, sevindirici davranış.
145MÜKRİME: (AR) İkramcı, ikram eden, ağırlayan ağırlayıcı, misafirperver. 
146MÜNEVVER: (AR)(Tenvir edilmiş) Nurlandırılmış, aydınlatılmış, ışıklı. Aydın. 
147MÜNİBE: (AR) İnabe eden, asiliği, azgınlığı bırakarak Allah'a yönelen. Güzel yağan, faydalı yağmur. Taze ve verimli bahar.
148MÜNİFE: (AR) Yüksek, ulu, büyük, ali, bülend. Yüksek, büyük hükümler. 
149MÜNİRE: (AR) Nurlandıran, ışık veren, parlak. 
150MÜREVVA: (AR) Aklı, fikri, düşünüşü görünüşü sağlam. 
151MÜRŞİDE: (AR) İrşad eden, doğru yolu gösteren kılavuz. 
152MÜRÜVVET: (AR) İnsaniyet, mertlik, yiğitlik. Cömertlik, iyilikseverlik. 
153MÜSEVVER: (AR) Çevresine sur, duvar çevrilmiş korunmuş. 
154MÜSLİME: (AR) İslam dininde olan. 
155MÜŞERREF: (AR) Şereflendirilmiş kendisine şeref verilmiş, şerefli.
156MÜVEDDET: (AR) Sevgi, muhabbet, dostluk. 
157MÜVELLÂ: (AR) Bir davanın veya anlaşmazlığın çözümü, bir işin araştırılması konusuna görevlendirilmiş kişi.
158MÜYESSER. (AR) Kolayı bulunup yapılan, kolay gelen, kolaylıkla olan.
159MÜZEHHER: (AR) Çiçekli, çiçeklenmiş, çiçek açmış. 
160MÜZEYYEN: (AR) (Zinetlendirilmiş) Süslenmiş, süslü. 

Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam150
Toplam Ziyaret1200751
Hava Durumu
Anlık
Yarın
23° 7°

ATEŞ’TEN SÖZLER

AHMET ATEŞ (KENDİSİNE LAYIK GÖRMEDİĞİNİ DOSTLARINADA LAYIK GÖRMEYEN ...). İSTER KULAK VERİN İSTER VERMEYİN. İSTERSENİZ AHMET ATEŞ DE KİM OLUYOR DEYİN. DOĞRU YOLU GÖSTERMEK BİZDEN YÜRÜYÜP YÜRÜMEMEK SİZDEN. Ateş

BU MİLLET ŞUNU İYİ BİLSİN Kİ; TAŞLANMAMAK İÇİN DE OLSA, ASLA MEYVESİZ AĞAÇ OLMAYACAĞIM. Ateş

ATEŞ' İ SEVMEYEBİLİRSİNİZ, SEVMEK ZORUNDA DA DEĞİLSİNİZ. UNUTMAYINIZ Kİ DÜŞMANINIZDAN BİLE ÖĞRENECEĞİNİZ ÇOK BİLGİ VARDIR. Ateş

İNSANIN KENDİ KENDİNE YAPTIĞI KÖTÜLÜĞÜ, BÜTÜN DÜŞMANLARI BİR ARAYA GELSE YAPAMAZ. Ateş

ATEŞ, DÜNKÜ ATEŞ DEĞİL. YARINDA, BUGÜNKÜ ATEŞ OLMAYACAK. Ateş

DEĞİL DOKUZ KÖYDEN KOVULMAK; ONDOKUZ KÖYDEN DE KOVULSAM, DOĞRUYU SÖYLEMEKDEN, DOĞRU OLANI SAVUNMAKDAN VAZGEÇEMEM. Ateş

İNSANLARI GÖRÜNÜŞLERİ İLE YARGILAMAYINIZ, ÇOĞUNLUKLA ALDANIRSINIZ. GÖRÜNÜŞLER İNSANLARI GENELDE ALDATIR. YAKINDAN TANIMADIĞINIZ İNSANLAR HAKKINDA İYİ VEYA KÖTÜ DİYE HÜKÜM VERMEYİNİZ. GÜN GELİR İYİ DEDİĞİNİZ İNSANLAR KÖTÜ, KÖTÜ DEDİĞİNİZ İNSANLAR ÇOK İYİ ÇIKABİLİR. TERCİHLER SİZE AİT AMA SİZ DIŞ GÜZELLİKDEN ZİYADE İÇ GÜZELLİĞE ÖNEM VERİNİZ. Ateş

DOST DOĞRU SÖYLER, YÜZE SÖYLER, SEVİLMEZ. DÜŞMAN ARKADAN SÖYLER, YÜZE GÜLER. BAŞ TACI EDİLİR. BAŞ TACI OLMAK İÇİNDE OLSA; YÜZE GÜLENLERDEN, ARKADAN KONUŞANLARDAN OLAMAM. Ateş

DEĞER VERDİĞİNİZ İNSANLAR SİZ DEĞER VERDİĞİNİZ İÇİN DEĞERLİDİR. OYSA ONLAR KENDİLERİNİ BİR ŞEY SANIRLAR. SİZ DEĞER VERMEZSENİZ BİR HİÇTİRLER AMA BUNU AKILLARINA BİLE GETİRMEZLER. "ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ GÜZELLİKLERİ ON PARA ETMEZ BİZDEKİ AŞK OLMAZSA" Ateş

KIRK GÜN TAVUK GİBİ YAŞAMAKTANSA BİR GÜN HOROZ GİBİ YAŞARIM. Ateş

BU DÜNYA HERKESE YETER. YETERKİ ADAM GİBİ YAŞAMASINI BİLELİM. Ateş

TOPLUMDA KENDİNİ ŞEREFLİ GÖSTEREN ŞEREFSİZLER DÜNYA DÖNDÜKCE VAR OLACAK VE MİDE BULANDIRACAKLARDIR. Ateş

"HER ASALAK BİR SALAĞIN SIRTINDAN GEÇİNİR" İNSAN OLAN NE SALAK NE DE OLUR ASALAK. Ateş

HIRSIZLIK SADECE PARA ÇALMA İLE OLMAZ. ZAMAN PARADAN YERİNE GÖRE DAHA ÖNEMLİDİR. DAKİKALARI PARA İLE ÖLÇEMEZSİNİZ. GASP EDİLEN DAKİKALARIN HESABINI VEREMEZSİNİZ. MİLLET OLARAK BOŞA HARCANACAK NE VAKTİMİZ NE DE BOŞ ZAMANIMIZ VAR. Ateş

"KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM KÜL GİBİ KARARIP SOLDUM EYVAH EYVAH" TÜRKÜSÜNÜ ÇALMAMAK İÇİN SİZE DEĞER VEREN DOSTLARINIZA, SİZİ SEVENLERE KULAK VERİNİZ. Ateş

TREN KALKAR GARDAN, KAÇARSA HABER GELMEZ NAZLI YARDAN. TRENDEKİ BİR GÜN AĞLAR, KAÇIRAN HER GÜN AĞLAR. EN İYİSİ TRENİ KAÇIRMAMAK. Ateş

"ZORLA YENEN AŞ YA KARIN AĞRITIR YADA BAŞ". NE YİYEN NEDE YEDİREN ŞİFA BULUR ARKADAŞ. Ateş

GÜZEL HER ZAMAN GÜZELDİR. ÇİRKİNLİK İSE BENİM İŞİM DEĞİLDİR. Ateş

DOST DOSTUN AYNASI OLMALI. AYNA KADAR DOĞRU OLAMIYORSA DOSTUNUM DİYE GEZMEMELİ. Ateş

OTOBÜS KAÇIYOR DEMİŞTİM DİNLEMEDİN. SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ DEMİŞTİM TINLAMADIN. NE DEDİMSE İLTİFAT DEĞİL, GERÇEK DİYE, HOŞUNA GİTMEDİ. ANLARSIN BİR GÜN DEDİM, DALGA GEÇTİN. İŞ İŞTEN GEÇTİKDEN SONRA ANLARSIN DA, ONU DA BEN ANLAYAMAM. "GEÇER BORUN PAZARI ANCA GİDERSİN NİĞDE'YE." SÖYLEYECEK BİR SÖZÜN OLAMAZ BU DELİYE. Ateş

SEVDİĞİM BİRİSİ "BENİ SENİN KADAR AŞAĞILAYAN HİÇ KİMSE OLMADI" DEMİŞTİ. BIRAKIN AŞAĞILAMAYI İNCİLTMEK AKLIMIN KÖŞESİNDEN BİLE GEÇMEMİŞTİ. OYSA BU KİŞİ DEĞER VERDİĞİM SEVDİĞİM KİŞİLERİN BAŞINDA GELEN BİRİ. DEMEK Kİ DEV AYNASI OLMAMAK SUÇ OLUYOR. BEN SENİN DÜŞMANIN DEĞİLİM Kİ SENİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTEREYİM. BİR GÜN SANA GEREĞİNDEN FAZLA İLTİFAT EDERSEM BİL Kİ O GÜN DÜŞMANIN OLDUĞUM GÜNDÜR. Ateş

"GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR" KATLANIR DA ÖNEMLİ OLAN DİKENE KATLANIP, GÜLE KAVUŞABİLMEK. Ateş

İSTER ARKADAŞINIZ, İSTER SEVGİLİNİZ, İSTER AÇIK İSTER GİZLİ AŞKINIZ, İSTER DOSTUNUZ, İSTER SIRDAŞINIZ, İSTER ANNE BABANIZ, DEĞER VERDİĞİNİZ KİM OLURSA OLSUN GEREĞİNDEN FAZLA DEĞER VERMEYİNİZ. KENDİ DEĞERİNİZDEN KAYBEDERSİNİZ. Ateş

HER YÜZÜNE GÜLENİ, BOLCA İLTİFAT EDENİ DOST BELLEME. DOST, SEVİLMEME RİSKİNE RAĞMEN; DOĞRU NE İSE ONU SÖYLER, KALPTEN SEVER. ASIL DOST KENDİSİNE REVA GÖRMEDİĞİNİ KARŞIDAKİNE REVA GÖRMEYENDİR. Ateş

GERÇEK SÖZLERDEN KAÇANLAR, GÜZEL, SAHTE VE HOŞ SÖZLERE KANANLAR. ASLA ACI GERÇEKLERDEN KAÇAMAZLAR. Ateş

BENİM İÇİN SIFATINIZ NE OLURSA OLSUN. SİZİ KAYBETMEMEK UĞRUNA ASLA YALANA BAŞVURAMAM. SİZLERİ KAZANMAK İÇİN SAHTEKARLIK YAPAMAM. BENİ SEVEN DÜRÜST OLDUĞUM İÇİN SEVSİN SAHTE İLTİFATLAR İÇİN DEĞİL. SAHTE DOSTLAR VE SAHTEKARLIK BENDEN UZAK OLSUN. Ateş

SEVDİKLERİNİZİ YARGILARKEN OLAYLARA KENDİ CEPHENİZDEN BAKMAYINIZ. ALDANIRSINIZ. KARŞIDAKİNİN YERİNE KENDİNİZİ KOYABİLDİĞİNİZ SÜRECE DOĞRU YARGILAMA YAPABİLİRSİNİZ. Ateş

SİZ, SİZ OLUN, OLMAZ ÖYLE ŞEY DEMEYİN. BİR GÜN OLUR, OLUYORMUŞ DEMEK ZORUNDA KALIRSINIZ. ASLA BİRİNİ KINAMAYINIZ. KINADIĞINIZ OLAYIN, BİR GÜN BAŞINIZA GELDİĞİNİ, GÖRMENİZ HİÇ DE UZUN SÜRMEZ. ALLAH ISLAH ETSİN DEYİP GEÇİN. YOKSA, KINADIĞINIZ OLAYLA KENDİNİZ ISLAH EDİLİRSİNİZ. Ateş

"İLTİFAT; YALANIN SÜSLENMİŞ, KILIF GİYDİRİLMİŞ HALİDİR" İLTİFAT ETMEYİ BİLMİYORUM. ÇÜNKÜ YALAN SÖYLEMEYİ BECEREMİYORUM. Ateş

GERÇEKLER DOĞRU VE ACI OLUR. İLTİFATLAR SAHTE VE YALAN. GERÇEKLERDEN KAÇANLAR, İLTİFATLARA SIĞINANLAR, ACI SONDAN KAÇAMAZLAR. KURTULUŞ GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKDEN, İLTİFATLARDAN UZAK DURMAKDAN GEÇER. Ateş

AŞIRI MAKYAJ GÜZELİ ÇİRKİNLEŞTİRİR ÇİRKİNİ GÜZELLEŞTİRİR. Ateş

DOĞRULAR VE GÜZELLİKLER MALINIZ, ÇİRKİNLİKLER VE KÖTÜLÜKLER ÇÖPÜNÜZ OLSUN. Ateş

SİGARA

OĞUZLAR Mayıs 1994

SİGARA

Ahmet ATEŞ Oğuzlar Gazetesi yazı İşleri Müdürü

İçerken güldürür

Sinsi, sinsi öldürür

İçene kendini kahraman sandırır

Şeytani bir zehri andırır

İnsana kendi kendini yandırır

Sigara içmek suç değil

Bıçak taşımakta suç değil

Fakat bıçak ve tabanca

Bir başkasına zarar verince suç

Peki, sigara bir başkasına zarar verince neden suç sayılmaz? Şimdi sormak gerek aklı ve fikri olan herkese. Hangi insanın bir başka insanı zehirlemeye hakkı var? Sigara içme özgürlüğünü savunan vatandaşlara demezler mi ki içenin içme özgürlüğü varda içmeyenin sigara içmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyenin sigara içene bir zararı yok. Peki sigara içenin içmeyene neden zararı olsun. Bir resmi daire veya aile düşünün aynı odayı on kişi paylaşıyor. Bunun beşi sigara içiyor diğer beşi içmiyor. Beş kişinin sigara içme özgürlüğü varda diğer beş kişinin sigara içmeme, zehirlenmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyen beş kişinin sigara içen beş kişiye zararı yok da, sigara içen beş kişi niye diğer beş kişiyi zehirlesin.

Sigara içenler içmeyenleri zehirleme hakkını kimden ve nereden alıyorlar?

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Birde en çok şundan söz edilir. Yahu sigara içen akciğer kanseri, verem ve diğer hastalıklara yakalanıyor da içmeyen yakalanmıyor mu?

Yakalanıyor: Tabiî ki siz sigara içenlerin sayesinde bir ailede bir kişi sigara içiyorsa diğerlerinin ben sigara içmiyorum demesi gerçek anlamda yalan ve yanlış olur. Sigara içen kişi sadece kendisini zehirlemez evdeki hanımını çocuklarını ve diğer fertlerin hepsini zehirlenmeye mahkum eder, onların yanında sigara içtiği sürece.

Şimdi sorarım size hangi babanın kızını, hangi ananın oğlunu, hangi dedenin torununu,hangi tiryakinin tiryaki olmayanı zehirleme hakkı var?

Medeniyet deyince bazıları çıplaklık sanır, asla. Medeniyet bu ve benzeri durumlarda kendini gösterir. Medeni insan başkalarına ve kendisine saygı duyan insandır. Başkalarının haklarını gasp etmeyen temiz insandır. Hoş görülü insandır. Kendi özgürlüğüne sahip çıktığı kadar başkalarının özgürlüğüne sahip çıkan ona saygı duyan insandır.

Bir düşünür medeniyeti şöyle tarif eder. "Medeni insan karanlık da esnerken sol elinin tersi ile ağzını kapayan insandır" der. Tabiî ki bizde olduğu gibi esnerken küçük dilini karşısındakine gösteren değil.

"Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"

Kimsenin kimseyi zehirlemeyeceği, kişilerin birbirlerine saygılı olacağı,toplum menfaatlerinin ön plana çıkacağı bencilliğin arka planda kalacağı, hoş görülü medeni toplumlara doğru.

Saygı ve sevgilerimle bir sonraki sayıda buluşmak üzere.

Sevgili okurlar Makalenin yayın tarihine bakarsanız bu günkü sigara ile ilgili kanun konusunun alt yapısını görürsünüz o tarihlerde bu yazıyı kaleme almak yürek, bilek ve cesaret isterdi. İlk sigara kanunu bile (Kanun Numarası : 4207 Kabul Tarihi : 7/11/1996 Yayımlandığı R.Gazete: Tarihi:26/11/1996 Sayı: 22829) bu makaleden 2 Yıl 6 Ay sonra çıkmıştır. O gün dile getirdik iki yıl sonra kısmen bugünse tamamına yakını kanuna konmuştur. Eh sağlık olsun 12 yıl sonrada olsa birşeyler değişmiştir. O gün dalga geçenlere duyrulur.

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.65213.6667
Euro4.29594.3131
Takvim