• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
ATEŞNET
SİTE HARİTASI
Saat

Bayan İsimleri ve Anlamları N - Z

190 ADET N HARFİ

1NABİA: (AR) Yerden çıkıp fışkıran, kaynayan, akan. 
2NABİYE: (AR) Ulu, şerefli kimse. Sonradan şair olan kimse. Haberci, haber veren. 
3NACİYE: (AR) (Necat bulan) Kurtulan, selamete kavuşan. Cehennemden kurtulmuş, cennetlik. 
4NADAN: (FAR) Kaba, dobra. 
5NADİDE: (FAR) Görülmemiş görülmedik. Pek seyrek bulunan, çok değerli. 
6NADİME: (AR) Pişmanlık duyan, pişman. Tövbe eden. 
7NÂDİRE: (AR) Seyrek, az, ender bulunur. 
8NADİYE: (AR) (Nida eden) Haykıran, çağıran. Toplantı, meclis. 
9NAFIA (Ar.) Bayındırlık, bir yeri güzelleştirmek için yapılan çalışmaların tümü. 
10NAFİA (Ar.) Yararlı, faydalı. 
11NAFİLE: (AR) Mal, ganimet, ihsan bağış. 
12NAFİZE: (AR) Delen, delip geçen. İçeriye giren, işleyen. Tesir eden, sözü geçen.
13NAGEHAN: (FAR) Ansızın, birdenbire. 
14NAĞME: (AR) Ahenk güzel ses.
15NAHİDE: (FAR) Venüs (zühre) gezegeni. (Arapça'da) Yeni yetişen kız. 
16NAHİRE: (AR) Ayın ilk günü ya da son gecesi.
17NAİBE: (AR) Vekil, birinin yerine geçen.
18NAİLE: (AR) Muradına eren, ermiş, ele geçiren. 
19NAİME: (AR) Güzel zarif kadın. Nazlı büyütülmüş kadın. 
20NAİRE: (AR) Ateş, alev, sıcaklık. 
21NAKİBE: (AR) İnsan ruhu. Akıl.
22NAKŞİDİL: (AR) Gönül resmi, gönül süsü. 
23NALAN: (FAR) İnleyen, inleyici, ağlayan, feryad eden. 
24NALE: (FAR) İnleme, inilti. 
25NALEZEN: (FAR) İnleyen, inildeyen. 
26NAME: (FAR) Sevgiliye ve aşka ait yazılmış mektup. Mektup. Kitap, dergi. 
27NAMİYE: (AR) Olma, yerden bitme kuvvetli, gelişme yetişme. 
28NARDAN: (FAR) Nar taneleri. Gözyaşı damlaları. 
29NARDANE: (FAR) Nar tanesi. 
30NARDİN: (FAR) Bir çeşit sümbül. 
31NARGÜL: (FAR) Ateş renginde, kırmızı gül.
32NARİN: (FAR) İnce, zarif yapılı, nazik. Zayıf çelimsiz. 
33NARİYE: (AR) Ateşle ilgili, cin peri. 
34NASIHA: (AR) Nasihat eden, öğüt veren. 
35NASİBE: (AR) Dikili taş. Yollara nişan için dikilen taş. 
36NAŞİDE: (AR) Şiir okuyan, şiir söyleyen, şiir yazan.
37NAZ: (FAR) Kendini beğendirmek için takınılan yapmacık cilve, işve. Bir şeyi beğenmiyormuş gibi gözükme. Şımarıklık.
38NAZAN: (FAR) Nazlı. 
39NAZENDE: (FAR) Naz edici, nazlı, hoş edalı. 
40NAZENİN: (FAR) Cilveli, oynak. Çok nazlı yetiştirilmiş, şımarık. Narin ince yapılı. 
41NAZIDİL: (FAR) Gönül nazı, gönül cilvesi.
42NAZIME: (AR) Tanzim eden, düzenleyen. Sıra sıra, dizi dizi olan şey.
43NAZİFE: (AR) Temiz, pak, nazik, zarif ve şık giyimli. 
44NAZİK: (FAR) İnce, narin. Terbiyeli, saygılı. Güzel zarif. 
45NAZİLE: (AR) Yukardan aşağıya inen. Bir yere konan, bir yerde konaklayan.
46NAZİRE: (AR) Örnek karşılık. Manzum eserde ayrı vezin ve kafiyede benzer olma hali. 
47NAZLAN: (TR) Kendini beğendir, nazlı ol. 
48NAZLI: (TR) Naz yapan, kendini ağıra satan. Değer verilen sevgili. 
49NAZLIGÜL: (TR) Nazlı-Gül
50NAZLIHAN: (TR) Nazlı- Han
51NAZMİYE: (AR) Dizme, tertib etme, sıraya koyma. Sıra, tertip. Vezinli, kafiyeli söz. 
52NEBA: (AR) Haber. 
53NEBAHAT: (AR) Şan, şeref, onur. Şan, şeref sahibi. 
54NEBALET: (AR) . Zekilik. Büyüklük, ululuk. Cömertlik. 
55NEBİHE: (AR) Namlı, şerefli.
56NEBİLE: (AR) Yüksek meziyet ve onur sahibi. Akıllı, anlayışlı. Bilgili, faziletli. 
57NECEF: (AR) Yüksek, sırt tepe, tümsek.
58NECİBE: (AR) Soyu sopu temiz pak olan kimse. Asilzade, kıymetli, üstün. Güzel ahlak sahibi.
59NECİLE: (AR) Soylu, soyu sopu temiz, kişizade. Asıl. 
60NECLA: (AR) Çocuk, evlat. Kuşak, soy, nesil.
61NECMİYE: (AR) Yıldızla ilgili.
62NECVE: (AR) Tümsek ve yüksek yer. 
63NEDA: (AR) Çiğ, nem rutubet, (bkz. Şebnem). 
64NEDİME: (AR) Zengin veya itibarlı bir kadının arkadaşı. Saray hayatında Sultan hanımlarının yardımcıları. 
65NEDRET: (AR) Azlık, seyreklik, az bulunurluk.
66NEFASET: (AR) Nefislik, nefis olma hali. Kıymetlilik. 
67NEFİS: (AR) Çok hoş, hoşa giden, beğenilen. 
68NEFİSE: (AR) Pek hoş, çok hoşa giden, en güzel, çok beğenilen. 
69NERGİS:(FAR) Nergisgillerden çiçekleri ayrı veya bir köksap üzerinde şemsiye vaziyetinde bulunan ve beyaz san nevilesi de olan bir süs çiçeği.
70NERHAN: (FAR-TR) Yiğit Han, Yiğit Sultan.
71NERİM: (FAR) Pehlivan, yiğit, bahadır. 
72NERİMAN: (FAR) Yiğit, güçlü kuvvetli.
73NERMİN: (FAR) Yumuşak.
74NESİBE: (AR) Soylu, soyu temiz baba.
75NESİL: (AR) Aynı çağda yaşayan, hemen hemen aynı yaşta olanların tümü, kuşak.
76NESİME: (AR) Hafif rüzgar. Hoş, mülayim insan. 
77NESLİ: (AR) Nesle ait, soya ait. 
78NESLİN: (AR) Senin soyun, senin neslin.
79NESLİGÜL: (AR-FAR) Gül soyu, gül gibi güzel soydan gelen.
80NESLİHAN: (AR-FAR) Han nesline ait, hanın soyundan. 
81NESLİŞAH: (AR-FAR) Şah soyundan gelen. 
82NESRİN: (FAR) Yaban gülü Ağustos gülü.
83NEŞE: (AR) Neşe keyif, sevinç. Az sarhoşluk, çakırkeyif.
84NEŞECAN: (AR-TR) Canın neşesi, mutluluğu. 
85NEŞEGÜL: (AR-FAR) (bkz. Neşe). 
86NEŞENUR: (AR) Işık saçan neşe, sevinç. (bkz. Neşe). 
87NEŞEVER: (AR-TR) Çok neşeli. 
88NEŞİDE: (AR) Manzum şiir. Atasözü derecesinde kullanılan meşhur beyit veya mısra. 
89NEŞVE: (AR) Sevinç. 
90NEVA: (FAR) Ses, şada, makam, ahenk, name. Refah, zenginlik. Güç, kudret. Doğu müziğinde bir makam. 
91NEVAL: (AR) Talih, kısmet. Bahşiş, bağış. 
92NEVBAHAR: (FAR) İlkbahar. Yeni bahar. 
93NEVBAHT: (FAR-AR) Yeni şansı açılmış, şansı açık. 
94NEVBAR: (FAR) Genç kız. Turfanda çıkan meyve ve çiçek. 
95NEVBARE: (FAR) Turfanda yemiş. Taze yeşillik. 
96NEVEDA: (FAR) Yeni tavır, yeni eda. "Nev" ve "eda" kelimelerinden birleşik isim. 
97NEVESER: (FAR) Türk müziğinde birleşik bir makam.
98NEVGÜL: (FAR) Yeni açılmış gül. 
99NEVHAYAT: (FAR-AR) Yeni hayat, yeni yaşam. 
100NEVİDE: (AR) İyi, sevinçli haber. 
101NEVİN: (FAR) Yepyeni, yeni şey, yeni olan. 
102NEVİNUR: (FAR) Renk ışık. 
103NEVİR: (AR) Parlaklık. Ağaç çiçeği. 
104NEVNİHAL: (FAR) Taze fidan, ağacın taze sürgünü. 
105NEVRA: (AR) Işıklı olma, parlaklık. Çiçek, özellikle beyaz çiçek. 
106NEVRED: (FAR) Gezen, dolaşan, yol alan. 
107NEVRES: (FAR) Yeni yetişen, yeni biten.
108NEVRESTE: (FAR) (bkz. Nevres). 
109NEVRİYE: (AR) Işıkla, parlaklıkla, aydınlıkla ilgili. 
110NEVSALE: (FAR) Genç, taze, küçük. 
111NEVZENİN: (FAR) Yeni tarz yeni yöntem.
112NEYYİRE: (AR) Nurlu, parlak. Işıklı cisim. Güneş. 
113NEZAFET: (AR) Temizlik, paklık. 
114NEZAHAT: (AR) Temizlik, paklık. İncelik, rikkat. 
115NEZAKET: (FAR) Naziklik. Zariflik, incelik. Terbiye. Ehemmiyet. 
116NEZİHE: (AR) Temiz, pak. 
117NEZİRE: (AR) Birini doğru yola yöneltmek için Allah'ın azabıyla gözdağı vererek korkutmak. Adak, dilek, tahsis. Kendisini Allah yoluna adayan kişi. 
118NİDA: (AR) Çağırma, bağırma, seslenme. Ses verme. 
119NİGAH: (FAR) Bakış, bakma. Göz. 
120NİGAR: (FAR) Resim. Resmedilmiş, resmi yapılmış. Put. Sevgili.Türk musikisinde bir makam.
121NİHAL: (FAR) Sevgili. Taze, düzgün fidan, sürgün.
122NİHAN: (FAR) Gizli, saklı. Bulunmayan, görünmeyen.
123NİHAYET: (AR) Son. Sonunda.
124NİL: (AR) Çivit otu. Mısır'dan geçen Akdeniz'e dökülen meşhur nehir. 
125NİLAY: (AR) İki nil. Seyhan ve Ceyhan nehirleri. Fırat ve Dicle nehirleri. 
126NİLGÜN: (FAR) Çividî, çivit renginde, lacivert.
127NİLHAN: (AR) Nil havzası hanlarından. 
128NİLSU: (TR) (bkz. Nil). 
129NİLÜFER: (FAR) Çiçek adı. 
130NİMET: (AR) İyilik, lütuf, ihsan, bahşiş. Azık, yiyeceğe, içeceğe dair şeyler. Saadet, mutluluk.
131NİMRE: (AR) Dişi kaplan. 
132NİSA: (AR) Kadınlar. 
133NİSAN: (SÜRYANİCE) Bolluk, bereket, cömertlik. İlkbaharın 4. ayı. Sur.
134NUR: (AR) Aydınlık, parıltı, parlaklık, niran. 
135NURAL: (AR-TR) Nur, ışık al, ışıklı ol. 
136NURALEM: (AR) Evrenin nuru, alemi aydınlatan. 
137NURAN: (FAR) Işıklı. Nurlu, nura ait. 
138NURAY: (AR-TR) Işık saçan ay. Ayın en çok ışık saçtığı dönem. 
139NURBANU: (AR-FAR) Nur yüzlü hanım, gelin, prenses. Nur ve banu'dan birleşik isim.
140NURBAY: (AR-TR) Nurlu, aydınlık kimse. 
141NURCAN: (AR-TR) Canlı, neşeli, hayat dolu. 
142NURCİHAN: (AR-FAR) Cihan'ın nuru, ışığı. Dünyaya ışık saçan. 
143NURÇİN: (AR-FAR) Nur toplayan, ışık derleyen, 
144NURDAN: (AR-TR) Nur'a ait, nurdan yapılmış. 
145NURDANAY: (AR-TR) (bkz. Nurdan). 
146NURDİL: (AR-FAR) Nurlu, ışıklı gönül. 
147NURDOĞAN: (AR-TR) Nurlu insan. 
148NUREFŞAN: (AR-FAR) Aydınlık veren, ortalığı ışık içinde bırakan.Nur ve efşan kelimelerinden birleşik isim.
149NUREL: (AR-TR) Nurlu el.
150NURFER: (AR-FAR) Işık ve aydınlık.
151NURFİDAN: (AR-FAR) Taze ve pırıl pırıl genç, zarif hanım. 
152NURGÖK: (AR-TR) Nurlu, aydınlık gökyüzü. 
153NURGÜL: (FAR) Gülün en parlak olanı. 
154NURGÜN: (AR-TR) Nurlu gün, ışıklı gün. Günün ve bütün hayatın nurlu parlak olması. 
155NURHAN: (AR-TR) Nur'un yöneticisi, hakimi. 
156NURHİLAL: (AR) (bkz. Nuray). 
157NURİYE: (AR) Nura ait, nurla ilgili. 
158NURİNİSA: (AR) Nurlu kadın. 
159NURIŞIK: (AR-TR) Bol ışık, aydınlık. 
160NURMAH: (FAR) Işıklı ay, ay gibi güzel ve nurlu. 
161NURMELEK: (AR) (bkz. Melek). 
162NURNİGAR: (AR-FAR) Işıklı, aydınlık, sevgili. 
163NURPERİ: (AR-FAR) Işıklı, peri kadar güzel. 
164NURSABAH: (AR) Aydınlık sabah. 
165NURSAÇ: (AR-TR) Işık saç, aydınlat. 
166NURSELİ: (AR-TR) (bkz. Nursel). 
167NURSEMA: (AR) Işıklı, aydınlık gökyüzü. 
168NURSEN: (AR-TR) Nurlu, ışıklı, kişi, insan. 
169NURSENİN: (AR-TR) (bkz. Nursen). 
170NURSER: (AR-FAR) Nurlu, aydınlık, münevver kafalı insan. 
171NURSEREN: (AR) (bkz. Nurser). 
172NURSEV: (AR-TR) Işığı sev. 
173NURSEVİL: (AR-TR) (bkz. Nursev). 
174NURSİM: (FAR) Aydınlık ve gümüş gibi parlak. 
175NURSİMA: (FAR) Işıklı, aydınlık yüz. 
176NURSİNE: (FAR) Işıklı, aydınlık yürek. 
177NURSU: (AR-TR) Nurlu su. 
178NURSUN: (AR-TR) (bkz. Nurser). 
179NURŞAH: (FAR) Parlak hükümdar. 
180NURŞEN: (FAR) Çok çok ışıklı, neşeli insan. 
181NURTANE: (AR-TR) Nurlu, biricik insan. 
182NURTEK: (AR-TR) (bkz. Nurtane).
183NURTEN: (AR-TR) Beyaz, parlak, ten. 
184NURVEREN: (AR-TR) (bkz. Nursun). 
185NURZER: (AR) Altın gibi parlak ışık, altın ışık. 
186NUSRET: (AR) Yardım. Allah'ın yardımı. Zafer, muzafferiyet. Basan, üstünlük. 
187NÜKHET: (AR) Nükteler, herkesin anlayamayacağı ince, zarif, manalı sözler. Koku.
188NÜVE: (AR) Çekirdek. 
189NÜVİDE: (FAR) Müjde, muştu. Hayırlı haber. 
190NÜZHET: (AR) Neşe, eğlence, eğlence yerlerini seyredip gezme. Sevinç, ferahlık.

18 ADET O HARFİ

1OKŞAN: (TR) Daima övülen, beğenilen insan ol. 
2OLCA: (TR) Savaşta düşmandan ele geçirilen mal, ganimet. 
3OLCAY: (TR) Baht, talih, ikbal. 
4OLGUN: (TR) Bilgi, görgü ve hoşgörüsü gelişmiş kimse.
5OLGUNAY: (TR) Olgunay, dolunay. 
6OMAÇ: (TR) Hedef, gaye, amaç.
7ONAY: (TR) Uygun bulma, onaylama. Uygun yerinde.
8ONGU: (TR) Gönül rahatlığı, mutluluk, sağlık. Bayındırlık, gelişmişlik. 
9ONGUN: (TR) Eksiksiz, tam. Verimli, bol, Bayındır. Kutlu, uğurlu, beğenilen. Kurtulmuş, onmuş. Gelişmiş, gürbüz.
10ONUL: (TR) İyileş, iyi ol, sağlıklı ol. 
11ORAY: (TR) Ateş gibi kızıl renkte ay. Şehirli, şehirde yaşayan. 
12ORGÜL: (TR) Ateş gibi kırmızı renkte gül. 
13ORKİDE: (FR) Çiçeklerinin güzelliği nedeniyle seralarda yetiştirilen değerli bir süs bitkisi. 
14OSKAY: (TR) Neşeli, mutlu. 
15OTAC: (TR) Hekim, doktor. 
16OTAY: (TR) Ateş renginde ay.
17OYA: (TR) Genellikle ipek ibrişim kullanılarak iğne, mekik, tığ ya da firkete ile yapılan ince dantel. İnce, güzel, nazik. 
18OYLUM: (TR) Vadi, koyak. Çukur, oyuk. Bir cismin uzayda kapladığı boşluk. 

43 ADET Ö HARFİ

1ÖDÜL: (TR) Bir başarı ya da iyilik karşısında verilen armağan. Yarışma veya müsabakalarda bir tarafın, kazanana verdiği hediye, mükafat.
2ÖGE: (TR) Çok akıllı. Yaşlı kimse. Bir ulusun büyüğü, ileri geleni. Hekim. Ün, şöhret. 
3ÖĞÜT: (TR) Bir kimseye yapması ya da yapmaması gereken şeyler için söylenen söz.
4ÖMÜR: (AR) Hayat müddeti, yaşama süresi. Hayat, dirilik. 
5ÖMÜRCAN: (AR-TR) Ömür Can.
6ÖNAY: (TR) Ayın ilk günlerindeki hali, hilal. 
7ÖNAYDIN: (TR) Ön aydın. 
8ÖNCEL: (TR) Birine göre kendinden önce yerini tutmuş olan kimse. Bizden önce yaşamış olanlar. 
9ÖNEL: (TR) Bir işin tamamlanması için verilen süre, vade, mühlet.
10ÖNEN: (TR) Hak, adalet. 
11ÖNGEN: (TR) Başarı, zafer. 
12ÖNGÜL: (TR) Direnen, inatçı kimse. Ön ayak olan, teşvik eden. Kılavuz. 
13ÖNNUR: (TR) Ön nur. 
14ÖNÜR: (TR) Kendinden önceki, eski. Öne geçen, ileriye giden. 
15ÖYKÜ: (TR) Hikaye, masal.
16ÖZAN: (TR) Öz an.
17ÖZAY: (TR) Özü ay gibi temiz, parlak, aydınlık kimse. 
18ÖZBAŞAK: (TR) Öz başak. 
19ÖZBEN: (TR) Soyluluk ve asalette öz, temel.
20ÖZBİL: (TR) Soyunu özünü bilen
21ÖZDEN: (TR) Soyca temiz, köleliği olmayan, özgür. 
22ÖZDEŞ: (TR) Her türlü nitelik bakımından eşit olan, benzer olan. 
23ÖZEK: (TR) Güç. Çalışkan. Küçük dere. Ağacın, bitkinin özü, içi. Bitki filizi. 
24ÖZEN: (TR) Bir işin elden geldiğince iyi olması için gösterilen çaba.İçerlek, tam orta, en içeride olan.
25ÖZENAY: (TR) Özen ay. 
26ÖZENGÜL: (TR) Özen gül. 
27ÖZENİR: (TR) Çaba gösteren, en iyisini yapmaya çalışan. 
28ÖZER: (TR) Yiğit, doğru kimse. 
29ÖZGE: (TR) Başka, gayrı, diğer. Yabancı, ağyar. İyi, güzel. İki dağ arasındaki dereciklerin birleştiği yer, derenin başlangıcı. Cana yakın, sıcakkanlı. Yürekli, gözü pek. 
30ÖZGEN: (TR) Özü geniş, rahat, sakin kimse. 
31ÖZGENAY: (TR) (bkz. Özgen). 
32ÖZGÜ: (TR) Kutsal. Özellikle birine ya da bir şeye ait olan. 
33ÖZGÜL: (TR) Özü gül gibi olan. Özellikle bir türe ait olan. 
34ÖZGÜLAY: (TR) Öz gül ay.
35ÖZGÜN: (TR) Nitelikleri bakımından benzerlerinden ayrı ve üstün olan. Yalnız kendine özgü bir nitelik taşıyan. 
36ÖZGÜNEL: (TR) Üstün, kerem sahibi cömert el. 
37ÖZGÜNEŞ: (TR) Güneş gibi parlak ve kapsamlı.
38ÖZGÜR: (TR) Kendi kendine hareket etme, davranma karar verme gücü olan. Tutuklu olmayan, hür. Başkasının kölesi olmayan. Bağımsız.
39ÖZLEM: (TR) Yeniden görme, tekrar kavuşma arzusu, hasret. Bir şeye karşı duyulan istek, eğim. 
40ÖZLEN: (TR) Su kaynağı. Küçük dere. Ağaç kökü. Özlenecek kadar sevilen bir kişi ol. 
41ÖZNUR: (TR) Özü ışıklı, aydınlık kimse. 
42ÖZÜM: (TR) Kardeş gibi tutulup sevilen.
43ÖZÜN: (TR) Hakkıyla kazanılmış ün. Şiir. 

47 ADET P HARFİ

1PAKİZE: (FAR) Temiz, saf, halis, lekesiz. 
2PAPATYA: (TR) İlkbaharda çiçek açan, taç yapraklı, beyaz, ortası sarı bir kır çiçeği. 
3PARLA: (TR) Işık saç, ışılda. Ün kazan, tanın. Parlamak fiilinin emir kipi.
4PARLAK: (TR) Parlayan, ışıldayan. Temiz. Çok başarılı. 
5PARLANUR: (TR) Nur gibi parla. Parla nur. 
6PARLAR: (TR) Işık saçar, ışıldar, aydınlık verir. 
7PEKAY: (TR) Pek ay. 
8PEKKAN: (TR) Sağlam temiz kandan gelen. Soylu. 
9PELİN: (TR) Birleşikgillerden, keskin ve güzel kokulu, bir çeşit bitki.
10PELİNSU: (TR) (bkz. Pelin) 
11PELİT: (TR) Çınar, meşe vb. ağaçların meyvesi. 
12PEMBE: (TR) Beyaz ve kırmızının karışmasından oluşan açık renk. 
13PEMBEGÜL: (TR) Pembe gül. 
14PERÇEM: (FAR) Kâkül. Yele. Mızrak, bayrak gibi şeylerin başlarına konan püskül. 
15PEREN: (FAR) Ülker yıldızı, pervin, Süreyya.
16PERİ: (FAR) Dişi cin (güzel ve iyilik severlik sembolü olarak kabul edilirler). Güzel kadın veya kız. 
17PERİCAN: (FAR) (bkz. Peri).
18PERİDE: (FAR) Uçmuş, soluk, solmuş. 
19PERİHAN: (FAR) Peri padişahı. Büyücü. 
20PERİRU: (FAR) Peri yüzlü, çok güzel. 
21PERİVEŞ: (FAR) Peri gibi, çok güzel.
22PERİZAT: (FAR) Peri çocuğu. Güzel, çok güzel. 
23PERİZE: (FAR) Kırmızı altın. Ateşte pişirilen ekmek. 
24PERMUN: (FAR) Bezek, süs. 
25PERRAN: (FAR) Uçan, uçucu. 
26PERRİN: (FAR) Nezaket, nazlılık. 
27PERVİN: (FAR) Ülker yıldızı, süreyya. 
28PETEK: (TR) Kovanda arıların içine bal yaptıkları göz, mum tekerleği. Kovan.
29PEYDA: (FAR) Meydanda açıkta. Hazır, mevcut. 
30PEYKE: (FAR) Kuru kanepe, tahta sedir. 
31PEYKER: (FAR) Yüz, surat.
32PEYMA: (FAR) Ölçen, ölçücü. 
33PEYMANE: (FAR) Büyük kadeh, şarap bardağı. 
34PINAR: (TR) Yerden kaynayıp çıkan su, kaynak, çeşme. Bir suyun çıktığı yer, su başı. Kaynak suyunun devamlı aktığı yer.
35PIRILTI: (TR) Parıldayan şeyin çıkardığı ışık. Anlık ışık geçişi.
36PIRLANTA: (İTA) Değerli bir tür elmas. 
37PIRNAL: (TR) Meşe ağacı çalısı. 
38PITIRCA: (TR) Koyu pembe renkli bir bahar çiçeği. 
39PİNHAN: (FAR) Gizli. 
40PİRAYE: (FAR) Süs, zinet.
41PİRUZE: (FAR) Mavi renkli ve değerli bir süs taşı. 
42PİYALE: (FAR) Kadeh, şarap bardağı. 
43PLATİN: (LAT) Beyaz ve çok değerli bir maden.
44PÜRÇEK: (TR) Şakaklardan sarkan saç, zülüf. Ağaç ve bitkilerin saçak gibi ince kökleri. Oya, püskül, saçak. 
45PÜRÇİN: (FAR) Çok düşünceli, öfkeli. Kırışık. 
46PÜREN: (TR) Kimi ağaçlarda yapraklardan ayrı olarak süren ince yaprak. Çalılık ve sık otlu yerler.
47PÜRFER: (FAR) Çok parlak, aydınlık. 

83 ADET R HARFİ

1RABİA: (AR) Dördüncü. Saatteki salisenin 60'ta biri.
2RACİFE: (AR) Sur'un kıyamette bütün canlıları öldürecek olan ilk üflenişi.
3RACİYE: (AR) Rica eden, yalvaran. Umutlu.
4RADİFE: (AR) Kıyamette üfürülecek surun ikincisi 
5RADİYE: (AR) Rıza gösteren, kabul eden, boyun eğen. 
6RAFİA: (AR) Her çeşit ayaklık ve destek.
7RAĞBET: (AR) İstek, arzu. İstekle karşılama.
8RAHİLE: (AR) Rahat, sakin.
9RAHİME: (AR) Hafif sesli, latif konuşan kadın. 
10RAHİYE: (AR) Bal arısı. 
11RAHMİYE (AR) Acımayla ilgili. 
12RAHŞAN: (FAR) Parıltılı. Işıltı. 
13RAHŞENDE: (FAR) Parıldayan, parıldayıcı. 
14RAİDE: (AR) Gürleyen bulut. 
15RAİFE: (AR) Acıması olan, merhametli.
16RAİKA: (AR) Sade, saf, katışıksız.
17RAKİDE: (AR) Durgun, sessiz, hareketsiz. 
18RAMİYE: (AR) Atan, atıcı.
19RAMİZE: (AR) Akıllı, zeki. İşaretlerle simgelerle gösteren.
20RANA: (AR) Güzel, hoş latif, parlak. Çok iyi, çok ala. 
21RASAFET: (AR) Sağlamlık, dayanıklılık. 
22RASANET: (AR) Sağlamlık, dayanıklılık, melanet. 
23RASİA: (AR) Kabara. Kabara gibi yer yer konulan süs. 
24RASİFE: (AR) Rıhtım, su içine yapılan set. 
25RASİHA: (AR) Sağlam, temeli güçlü, dayanıklı. Bir bilimde, özellikle din alanında çok derinleşmiş olan.
26RASİME: (AR) Adet, töre. Merasim, tören. Formalite. 
27RASİYE: (AR) Büyük dağ. 
28RAŞAN: (AR) Titreme, titreyiş. 
29RAŞİDE / RAŞİTE: (AR) Olgun, ergin, akıllı. Doğru yolda olan.
30RAVZA: (AR) Çimeni, ağacı bol olan yer, bahçe.
31RAYİHA: (AR) Güzel koku. 
32RAZİYE: (AR) Kabul eden, rıza gösteren, boyun eğen. 
33REBİA: (AR) Bahar, ilkyaz.
34REBİYE: (AR) Kış sonlarında yapılan ekim. Eskiden ozanların bahara girerken büyüklere sundukları kaside. 
35REFAHET: (AR) Bolluk, gürlük. 
36REFAKAT: (AR) Arkadaşlık, yoldaşlık. Eşlik etmek.
37REFHAN: (AR) Varlık içinde yaşayan. 
38REFİA: (AR) Yüksek, yüce, saygın.
39REFİKA: (AR) Eş, kan, zevce. 
40REHASET: (AR) Tazelik, yumuşaklık.
41REKANET: (AR) Ağırbaşlılık, gururluluk. 
42REKİNE: (AR) Gururlu, ağırbaşlı. Yüce, yüksek. 
43REMİDE: (FAR) Ürkmüş, korkmuş. 
44REMZİYE: (AR) Remizle ilgili, remze ait, sembolik, simgesel.
45RENGİDİL: (FAR) Türk müziğinde bir makam. 
46RENGİN: (FAR) Renkli, parlak renkli. Güzel, hoş. Süslü.
47RENGİNAR: (TR) Nar renginde olan. 
48RESA: (FAR) Yetişen, yetiştiren, erişen. 
49RESANE: (FAR) Özlem, hasret.
50RESANET: (AR) Sağlamlık, metanet. 
51RESMİGÜL: (FAR) Gül gibi güzel, gül biçiminde. 
52RESMİYE: (AR) (bkz. Resmi).
53REŞİDE / REŞİTE: (AR) İyi ve doğruyu seçebilen, malını idare gücü olan, ergin, erişkin.
54REVNAK: (AR) Parlaklık, güzellik, tazelik, süs. 
55REVZEN: (AR-FAR) Pencere. 
56REYAN: (AR) Herşeyin evveli, ilk zamanı, tazelik zamanı. 
57REYHAN: (AR) Fesleğen, güzel kokulu bir süs bitkisi.
58REYYA: (AR) Güzel koku, reyhan. 
59REYYAN: (AR) Suya kanmış, suya doymuş.
60REZZAN: (AR) Ağırbaşlı, ağır, onurlu.
61RIFKIYE: (AR) Yumuşaklık, mülayimlik, yumuşak başlılık, naziklik, tatlılık.
62RİNDAN: (FAR) Dünya işini boş görenler, alçakgönüllüler, kalenderler.
63RUHAN: (FAR) Güzel kokan, güzel kokulu.
64RUHİNUR: (FAR-AR) Nurlu, aydınlık yüzlü. 
65RUHİŞEN: (AR-FAR) Şen, neşeli, canlı kimse. 
66RUHİYE: (AR) Ruhsal, ruhla ilgili. 
67RUHNEVAZ: (FAR) Ruh okşayan. Türk müziğinde bir makam. 
68RUHSADE: (FAR) Yanağını, yüzüne süren, yüzünü sürmüş. 
69RUHSAL: (TR) Ruhla ilgili olan, ruhi. 
70RUHSAR: (FAR) Yanak. Yüz, çehre.
71RUHSARE: (FAR) (bkz. Ruhsar). 
72RUHSAT: (AR) İzin, müsaade.
73RUHŞEN: (AR-FAR) Şen, neşeli, canlı kimse.
74RUHUGÜL: (AR) Güzel, temiz, latif kimse, gül ruhlu. 
75RUHUNUR: (TR) Nurlu, aydınlık yüzlü. 
76RUKİYE: (AR) Büyüleyici, sihirleyici, efsun. 
77RUMEYSA: Bir yıldız kümesi içindeki en parlak yıldız. 
78RUZİYE: (FAR) Gündüze ait, gündüzle ilgili.
79RÜVEYDA: (AR) Hoş, ince, nazik, Rüveyde. 
80RÜVEYDE: (AR) Hoş, ince, nazik, Rüveyda. 
81RÜVEYHA: (AR) Zariflik, incelik. 
82RÜVİDE: (AR) Hoş, ince, nazik.
83RÜYA: (AR) Uyku sırasında görülen şey, düş. Hayal, umut. 

232 ADET S HARFİ

1SAADET: (AR) Mutluluk, kutluluk, bahtiyarlık. 
2SABA: (AR) Gündoğusundan esen hafif rüzgar. Türk müziğinin en eski makamlarından. 
3SABAH: (AR) Gündüzün ilk saatleri, günün başlangıcı. 
4SABAAHAT: (AR) Güzellik, letafet. 
5SABAHNUR: (AR) Sabah ışığı, aydınlığı. 
6SABİA: (AR) Yedinci. 
7SABİHA: (AR) Güzel, latif, şirin. 
8SABİHAT: (AR) Gemiler. Yıldızlar.
9SABİRE: (AR) Sabreden, tahammül eden, Katlanan sabırlı. Acele etmeyen. 
10SABİTE: (AR) Hareket etmeyen yıldız, gezegen olmayan yıldız. Matematik formülünde değeri değişmeyen miktar. 
11SABİYE: (AR) Küçük kız çocuğu, küçük kız. 
12SABRİYE: (AR) Sabırla ilgili, sabıra ilişkin. 
13SABRİNNİSA: (AR) Kadınların sabırlısı. 
14SACİDE: (AR) Secde eden, alnını yere koyan. 
15SADA: (AR) Ses, yankı. 
16SADBERK: (FAR) Yüz yapraklı, katmerli. Katmerli bir gül türü. 
17SADEDİL: (AR-FAR) Temiz yürekli. Saf, bön. 
18SADEGÜL: (AR-FAR) Bir gül kadar sade, temiz ve güzel. 
19SADIKA: (AR) Doğru gerçek hakiki, yalan olmayan, sahte olmayan. Sadakatli, samimi, bağlı. 
20SADİYE: (AR) Mutlulukla, uğurla ilgili, uğurlu.
21SADRİYE: (AR) Göğüsle ilgili, göğse ait. Anneye göre çocuk. 
22SAFİGÜL: (AR-FAR) Gül gibi, katıksız, saf, duru, temiz. 
23SAFİHA: (AR) Yassı düz ve geniş yüz, levha. Levha halinde bulunan maden, saç.
24 SAFİNAZ: (FAR) Çok nazlı, çok naz eden. 
25SAFİNUR: (AR) Çok nurlu, çok aydınlık, temiz kimse.
26SAFİRE: (AR) İnce güzel ses. Islık. 
27SAFİYE: (AR) Katışıksız, katıksız, halis, temiz. Saflık, halislik. 
28SAFİYET: (AR) Saflık, temizlik, masumluk
29SAHABET: (AR) Sahip çıkma. Koruma, arka olma, yardım etme. 
30SAHBA: (AR) Al, kızıl. Şarap, kırmızı şarap. 
31SAHİBE: (AR) Sahip. Koruyan, gözeten. Bir iş yapmış olan. Herhangi bir niteliği olan. 
32ŞAHİNE: (AR) Sık. Katı, pek.
33SAHİRE: (AR) Geceleri uyumayan, uykusuz. Büyücü, büyüleyici güzel. 
34SAHRA: (AR) Kır, ova, çöl.
35SAİDE: (AR) Mübarek, kutlu, uğurlu. Mübarek, mesut. 
36SAİKA: (AR) Sevk eden, götüren. Süren sürücü. 
37SAİME: (AR) Oruç tutan kimse, oruçlu.
38SAİRE: (AR) Seyreden, hareket eden, yürüyen.
39SAKIBA: (AR) Parlak, ışıklı. Delen, delik açan.
40SAKİNE: (AR) Hareketsiz, kımıltısız, durgun. Sessiz. Heyecanı veya kızgınlığı olmayan.
41SALİHA: (AR) Dinin emir ve yasaklarına uyan, iyi ahlak sahibi. 
42SALİSE: (AR) Üçüncü. Saniyenin altmışta biri. Binbaşılık derecesinde mülki rütbe.
43SAMAHAT: (AR) Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik.
44SAMİA: (AR) İşitme duygusu, hissi. 
45SAMİHA: (AR) Cömert, eli açık. 
46SAMİME: (AR) Bir şeyin merkezi, içi, asli kısmı.
47SAMİRE: (AR) Meyveli, meyva veren. 
48SAMİYE: (AR) Yüksek, yüce.
49SANAT: (AR) Sanat, ustalık, hüner, marifet. 
50SANAY: (TR) Ay san.
51SANEM: (AR) Put. Çok güzel kadın. 
52SANİA: (AR) Düzme, uydurma iş, tuzak, hile. 
53SANİHA: (AR) Zihin ve düşüncede oluşup çıkan, fikre doğan. 
54SANİYE: (AR) Bir dakikanın veya derecenin altmışta biri. İkinci derecede mülki rütbe. 
55SANNUR: (TR) Nurlu, ışıklı, güzel. 
56SARA: (İBR) Prenses. (FAR) Hz. İbrahim'in hanımı. Halis, katkısız, temiz. 
57SARİFE: (AR) Sarfeden, harcayan. Değiştiren. 
58SARİHA: (AR) Açık, meydanda. Belli. Saf, halis. 
59SARMAŞIK: (TR) Koyu yeşil renkli, değişik biçimli yapraklan olan tırmanıcı bir bitki. 
60SARRA: (AR) Sevindirici, sevinçli. 
61SATI: (TR) Satma, satış. Alışveriş. Düğün armağanı. 
62SATIGÜL: (TR) (bkz. Satı). 
63SAYE: (FAR) Gölge. Sahip çıkma, koruma, siyanet. Yardım. 
64SAYEBAN: (FAR) Sayvan, gölgelik. Büyük çadır. Koruyan. 
65SAYEDAR: (FAR) Gölgeli, gölgesi olan, gölge eden. Koruyan, sahip çıkan. 
66SAYEZAR: (FAR) Gölgelik. 
67SAYGI: (TR) İnsanlara karşı dikkatli, ölçülü, özenli davranmaya neden olan sevgi duygusu değer yargısı. 
68SAYGIN: (TR) Saygı gören, sayılan, hatırlı. 
69SAYGUR: (TR) (bkz. Saygın). 
70SAYGÜL: (TR) (bkz. Saygın). Nadir, eşsiz gül, sayılı gül. 
71SAYIL: (TR) Saygı gör, sözün dinlensin, değerin artsın. Değerli, saygıdeğer.
72SEBA: (AR) Yedi. İslam öncesi Sami ve Arap kavimleri yedi sayısının kutsal bir nitelik taşıdığına inanırlardı, "yedi" sayısı. 
73SEBAHAT: (AR) (bkz. Sabahat). 
74SEBLA: (AR) Uzun, kirpikli göz. 
75SECİYE: (AR) Yaratılış, huy, karakter tabiat. İyi huy.
76SEÇGÜL: (TR) Seçilmiş gül. 
77SEÇİL: (TR) Benzerleri arasından seçil, beğenil, üstün ol, sevgi ve saygı gör. 
78SEÇKİN: (TR) Seçilmiş, ayrılmış benzerlerinden üstün olduğu için ayrılmış, mümtaz, güzide. 
79SEDA: (AR) Ses. Yankı. 
80SEDACET: (AR) Sadelik. 
81SEDEF: (AR) Bazı deniz hayvanlarının (midye, istiridye gibi) sert, beyaz ve parlak kabuğu. Bu kabuktan yapılmış veya süslenmiş eşya. 
82SEDEN: (TR) Uyanık, tetikte, gözü açık olan. 
83SEFİNE: (AR) Vapur, gemi. Uzayın güney yarımı. 
84SEHA: (AR) Sehavet, kerem, cömertlik. 
85SEHER: (AR) Sabahın gün doğmadan önceki zamanı, tan ağartısı.
86SEHHARE: (AR) Çok güzel, büyüleyici kadın. 
87SEKİNE: (AR) Sakin olma, sükunet. Huzur, gönül rahatlığı. 
88SELCAN: (TR) Coşkun, taşkın yaratılışlı kimse. 
89SELDA: (TR) Sel, taşkın su. 
90SELDAĞ: (TR) Dağları aşan sel, coşku. 
91SELDANUR: (TR) Nur seli.
92SELEN: (TR) Sel gibi coşkun, taşkın kimse. Haber, havadis, kulakla duyulan,işitilen 
93SELİLE: (AR) Yeni doğmuş ilk kız çocuğu. 
94SELİME: (AR) Kusuru, noksanı olmayan, sağlam, doğru. Tehlikesiz, zararsız, kurtulmuş. Temiz, samimi. 
95SELİN: (TR) Gür akan su. Orta Asya'da yetişen, bodur, sürekli yeşil kalan bitki. 
96SELMA: (AR) Barış içinde bulunma, huzur, erinç. Güzel, hoş (kadın). 
97SELMİN: (AR) Barış yanlısı, barış ve sevgi duygusuyla dolu.
98SELNUR: (TR) Nur seli, ışık seli. 
99SELVA: (AR) Bal. Büyük bıldırcın. 
100SELVET: (AR) Gönül rahatı. 
101SELVİ: (FAR) Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü. 
102SEMA: (AR) İşitme, duyma. Musiki dinleme. Gökyüzü. Felek. Mevlevilikte müzik eşliğinde yapılan dönme hareketi. 
103SEMAHAT: (AR) Cömertlik, el açıklığı, iyilikseverlik. 
104SEMEN: (FAR) Yasemin. 
105SEMENBER: (FAR) Göğsü yasemin gibi beyaz olan. 
106SEMENBU: (FAR) Yasemin kokulu. 
107SEMENTEN: (FAR) Yasemin renkli.
108SEMERAT: (AR) Yemişler, meyveler. Faydalar, verimler.
109SEMİHA: (AR) Eli açık, cömert. 
110SEMİNE: (AR) Pahalı, kıymetli. Çok değerli. 
111SEMİRAMİS: (İBR) Doğu mitolojisinde adı geçen, dünyanın 7 harikasından biri olan Babil'in asma bahçelerini kurduran Asur kraliçesi. 
112SEMİRE: (AR) Arkadaş. Nitelikli. Yamaç, dağ silsilesi. 
113SEMRA (Ar.) Esmer. Yemişli, meyveli ağaç.
114SEMURE: (AR) Çoğalan, zengin olan, meyve veren verimli. 
115SENA: (AR) Övgü ile ilgili. Şimşek parıltısı.
116SENABİL: (AR) Başaklar. 
117SENAHAN: (AR-FAR) Öven, metheden. 
118SENAN: (AR) Işıklı, parlak.
119SENÂVER: (AR-FAR) Öven, metheden. 
120SENAY: (TR) Sen aysın, ay gibi güzelsin. 
121SENEM: (AR) (bkz. Sanem). 
122SENGÜL: (TR) Sen gülsün, gül gibi güzelsin. 
123SENİHA: (AR) İnciler, süs, bezek. 
124SENİYE: (AR) Yüksek, yüce, ali, bülend. 
125SERA: (FAR) Saray. Büyük konak. Köşk. 
126SERAB / SERAP : (FAR) Çöllük arazide, ışık kırılması sonucu görülen aldatıcı gerçek olmayan hayal, ılgım, salgım.
127SERAÇE: (FAR) Saraycık, küçük saray, konak. 
128SERAY: (FAR) Ay gibi güzellerin başı. Büyük konak. Saray.
129SERCAN: (TR) Sevgili, sevilen, başcan. 
130SEREN: Birinci, baş, lider, üstün.
131SERENGÜL: (TR) Baş gül. Güllerin birincisi. 
132SERKIZ: (FAR-TR) Baş kız, kızların, güzellerin başı. 
133SERMA: (FAR) Soğuk kış. 
134SERMELEK: (FAR) Meleklerin başı, melek  kadar güzel ve iyi. 
135SERMİN: (TR) Nermin, Şermin gibi adlara benzetilerek yapılmıştır. 
136SERNAZ: (FAR) Çok nazlı. 
137SERNEVAZ: (FAR) Baş okşayan, sevecen. 
138SERNUR: (FAR) Baş ışık. İlk ışık. 
139SERPİL: (TR) İyi geliş, büyü, güzelleş. 
140SERPİN: (TR) Yağmur. 
141SERRA: (AR) Genişlik, kolaylık. 
142SERRAÇ: (FAR) Çok sevilen, sayılan kimse, baştacı. (AR) Saraç. 
143SERTAP: (TR) İnatçı, direngen. 
144SERVA: (FAR) Söz, masal. 
145SERVET: (AR) Zenginlik, varlık. Zenginliği meydana getiren mal, mülk, para.
146SERVİ: (FAR) Koyu yeşil yapraklı, ince uzun bir ağaç türü. 
147SERVİNAZ: (FAR) Dallan yana sarkan servi. Uzun boylu sevgili. 
148SEVAL: (TR) Severek al, hep sev. 
149SEVAY: (TR) Sevimli ay. 
150SEVBAN: (AR) Giyinen, kuşanan. 
151SEVCAN: (TR) Sevgili insan, sevimli.
152SEVDA: (AR) Bir şeye karşı hissedilen şiddetli arzu. Şiddetli sevgi, aşk. Aşırı istek, heves.
153SEVDEKAR: (AR-FAR) Sevdalı. 
154SEVENAY: (TR) (bkz. Sevay). 
155SEVENCAN: (TR) (bkz. Sevcan). 
156SEVENGÜL: (TR) Sevimli gül, sevgiyi hatırlatan gül. 
157SEVENGÜN: (TR) (bkz. Sevgün).
158SEVGİ: (TR) Sevme hissi, aşk muhabbet. 
159SEVGİNAZ: (TR) Çok nazlı, sevgili. 
160SEVİL: (TR) Ka. Her zaman sevilen, beğenilen biri olma temennisi. 
161SEVİLAY: (TR) Ay gibi her zaman sevil. 
162SEVİM: (TR) Sevme, muhabbet. Başkalarının sevmesine sebeb olan vasıf, cazibe. 
163SEVİNÇ: (TR) Bir halden hoşnut olmanın doğurduğu heyecan. 
164SEVNAZ: (TR) Çok nazlı sevgili. 
165SEVNUR: (TR) Sevgi nuru, ışığı, aygınlığı. 
166SEVTAP: (TR) Tapılacak kadar sevgi duyulan. 
167SEYHAN: (AR) Ürdün'ün ötesinde Hz. Musa'nın mezarının bulunduğu şehir. Adana ovasını yararak İskenderun körfezine dökülen nehir. 
168SEYYAL: (AR) Akan, akıcı, akışkan. 
169SEYYİDE: (AR) Bir topluluğun ileri gelen kişisi, lider.
170SEZAN: (TR) Sezgili. 
171SEZAY: (TR) (bkz. Sezan). 
172SEZCAN: (TR) (bkz. Sezal). 
173SEZEN: (TR) Duyan, hisseden, anlayan, sezgili.
174SEZER: (TR) Duyar, hisseder, anlar.
175SEZGEN: (TR) Sezen, hisseden, duyan.
176SEZGİ: (TR) Sezme kabiliyeti, seziş. Deneme ve akıl yürütme sonucu olmayıp doğrudan bilme, anlama ve kavrama. 
177SEZGİN: (TR) Sezme yeteneği olan, duygulu anlayışlı.
178SEZGİNAY: (TR) (bkz. Sezgin). 
179SEZİN: (TR) (bkz. Sezgin). 
180SIDIKA: (AR) Çok doğru, yalan söylemeyen. 
181SIDKİYE: (AR) İç yürek temizliğiyle doğrulukla ilgili, (bkz. Sıdıka). 
182SILA: (AR). Doğup büyüdüğü yere gidip ayrı kaldığı yakınlarına kavuşma.
183SIRMA: (TR) Altın yaldızlı veya yaldızsız ince gümüş tel.
184SİBEL: (TR) Buğday başağı. Henüz yere düşmemiş yağmur damlası. Eski Türklerdeki bir tanrıça. 
185SİDRE: (AR) Arabistan kirazı. 
186SİMA: (FAR) Yüz, çehre, beniz. Kimse, insan, tip.
187SİMAY: (TR) Gümüşten ay, gümüş gibi parlak ay. 
188SİMBER: (FAR) Göğsü gümüş gibi olan. 
189SİMGE: (TR) İşaret, sembol. 
190SİMİN: (FAR) Gümüşten, gümüş gibi, gümüşe benzeyen parlak ışıltı. 
191SİMRUY: (FAR) Gümüş yüzlü, gümüş gibi parlak, ışıltılı yüzü olan. 
192SİMTEN: (FAR) Teni gümüş gibi güzel, parlak olan.
193SİNE: (FAR) Göğüs. Gönül, yürek. İç derinlik. 
194SİNEM: (FAR-TR) Gönlüm, yüreğim, çok sevdiğim.
195SİTARE: (FAR) Yıldız. 
196SOLMAZ: (TR) Her zaman taze, körpe ve genç. 
197SOMAY: (TR) Ay gibi kusursuz, eksiksiz güzel. 
198SONAT: Bir veya iki çalgı için yazılmış 3-4 bölümlü müzik eseri 
199SONAY: (TR) Ay'ın son günleri.
200SONGÜL: (TR) Sonbahar'ın sonlan, kış başlangıcında açan gül. 
201SONNUR: (TR) (bkz. Sonay). 
202SONTAÇ: (TR) Eşsiz taç. 
203SONVER: (TR) Son olması istenen çocuklara verilen isimlerden. 
204SÖNMEZ: (TR) Parlaklığım, ışığını hiç yitirmeyen, her zaman canlı. 
205SUAD: (AR) Mutlulukla, saadetle ilgili, mutlu.
206SUBHİYE: (AR) Sabah vakti, şafak ile ilgili. 
207SUDE: (FAR) Farsca SÜ kökünden. Sürmek anlamında. Sürülmüş (tarla gibi işlenmiş) manasındadır. İkinci anlamı da ezilmiş, dövülmüş ancak bu tahıl türlerinin ezilmesi, dövülmesi gibi. 
208SUDİYE: (AR) Yararlı, faydalı, kazançlı.
209SULBİYE: (AR) Birinin sulbünden gelme, kendi evladı, oğlu.
210SULEHA: (AR) Salih, iyi, yarar, selahiyet, günah işlemeyen.
211SULHİYE: (AR) Barışa özgü, barışla ilgili, barışçı. 
212SULTAN: (AR) Padişah, hükümdar. 
213SUNA: (TR) Erkek ördek. Görünüşündeki zerafet sebebiyle bayan ismi olarak kullanılmıştır. 
214SUNAR: (TR) Saygılı bir biçimde verir, takdim eder. 
215SUNAY: (TR) Ay'ı sun, getir. Sun ve ay kelimelerinden birleşik isim.
216SUZAN: (FAR) Yakan, yakıcı. Yanan, yanıcı. 
217SUZİDİL: (FAR) Türk musikisinin şed makamlarından biri. Gönül ateşi, gönül sıcaklığı. 
218SUZNAK: (FAR) Yakan, yakıcı. Dokunaklı. Türk müziğinde  basit bir makam. 
219SÜZÜLAY: (TR) Gökte süzülen ay. 
220SÜEDA: (AR) Kutlu, uğurlu insanlar. 
221SÜHANDAN: (FR) Söz sahibi, güzel söz söyleyen. 
222SÜHEYLA: (AR) Yumuşak, iyi huylu kadın. Güney yönünde görünen parlak yıldızlar 
223SÜKEYNE: (AR) Sessiz, sakin, ağırbaşlı, onurlu.
224SÜLÜNAY: (TR) Ay gibi güzel, uzun boylu, endamlı. 
225SÜLÜNBİKE: (TR) Sülün gibi boylu endamlı kadın. 
226SÜMBÜL: (FAR) Zambakgillerden, salkım çiçekli, keskin kokulu, soğanlı otsu bitki. Güzellerin saçı.
227SÜMEYRE / SÜMEYRA: (AR) Meyve çağlası. Kıvrılmış yaprak. 
228SÜMEYYE / SÜMEYYA : (AR) İslam'ın ilk şehidi. Ammar b. Yasir'in annesi ve ilk müslüman olan hanım sahabelerden. 
229SÜNDÜS: (AR) Eskiden altın veya gümüş tellerle nakışlı olarak dokunan bir çeşit ipekli kumaş. Kur'an'da cennet elbisesi anlamında geçmektedir.
230SÜREYYA: (AR) Ülker yıldızı, pervin. 
231SÜSEN: (TR) Çiçekleri iri, güzel görünüşlü ve kokulu bir süs bitkisi. Zambak. 
232SÜVEYDA: (AR) Kalbin ortasında var kabul edilen siyah nokta. Tohumun ortasında bulunan tanecik. Kalpteki gizli günah. 

69 ADET Ş HARFİ

1ŞADAN: (FAR) Keyifli, neşeli, sevinçli. 
2ŞADİYE: (AR) Memnunluk, sevinç, gönül ferahlığı. Güzel sesle şarkı okuyan, şiir söyleyen. 
3ŞADUMAN: (AR) Sevinçli, neşeli, memnun. 
4ŞAHANDE: (FAR) Mutlu, memnun. 
5ŞAHANE: (FAR) Hükümdarlara yakışacak kadar güzel, eksiksiz olan. 
6ŞAHBANU: (FAR) Hükümdar eşi, şah hanımı. 
7ŞAHDANE: (FAR) İri inci tanesi.
8ŞAHESER: (FAR) Değerli, üstün nitelikli. Kalıcı, değerli, üstün yapıt. 
9ŞAHHANIM: (FAR) Hanım sultan. Şah ve hanım kelimelerinden birleşik isim. 
10ŞAHIGÜL: (FAR) Gül dalı. 
11ŞAHİKA: (AR) Zirve, doruk, dağ tepesi. 
12ŞAHMELEK: (FAR-AR) Melekler kadar güzel, güzellikte lider. 
13ŞAHNAZ: (FAR) Çok nazlı. 
14ŞAHNİSA: (FAR-AR) Hükümdar kadın, hükümdar karısı. Kadınların şahı.
15ŞAHNUR: (AR-FAR) Kaynak, ışık kaynağı. Münevver. 
16ŞAHSINUR: (AR) Nurlu kişi, aydınlık kimse. 
17ŞAİKA: (AR) İstekli, hevesli, şevkli.
18ŞAKİRE: (AR) Şükreden, durumundan memnun olan. Allah'a şükreden. 
19ŞAYAN: (FAR) Uygun, yakışır, münasip, layık. 
20ŞÂYESTE: (FAR) Layık uygun, münasip. 
21ŞAYLAN: (TR). Çok övünen, gururlu kimse. Sevinçli, neşeli. 
22ŞAZİMET: (AR) Kimseye benzemeyen, farklı, tek, eşsiz. 
23ŞAZİYE: (AR) (bkz. Şadiye). 
24ŞEBNEM: (FAR) Havada buhar durumundayken gecenin serinliğiyle yerde ya da bitkilerin üzerinde toplanan su damlacıkları, çiğ. 
25ŞEBNUR: (AR-FAR) Gecenin nuru, gecenin ışığı, aydınlığı.
26ŞEFAKAT: (AR) Şefkat, acıyarak ve esirgeyerek sevme. 
27ŞEFİKA: (AR) Şefkatli, acıması olan, esirgeyici. 
28ŞEFKAT: (AR) Sevecenlik, acıma ve sevgi duygusu. 
29ŞEHADET: (AR) (bkz. Şahadet). 
30ŞEHBAL: (FAR) Kuş kanadının en uzun tüyü. 
31ŞEHNAZ: (FAR) Türk musikisinde mürekkep bir makam ve perde. Çok nazlı. 
32ŞEHPER: (FAR) Kuş kanadının en uzun tüyü. 
33ŞEHRAZAT: (FAR) Kendi kendine yaşayan, özgür. 
34ŞEHRİBAN: (FAR) Şehrin büyüğü, ileri geleni. 
35ŞEHRİNAZ: (FAR) Türk müziğinin en eski makamlarından.
36ŞEKİBE / ŞEKİPE: (FAR) Sabır, tahammüllü, dayanıklı. 
37ŞEKURE: (AR) Çok şükreden, şükredici, değer bilen. 
38ŞELALE: (AR) Büyük bir akarsuyun yüksekten düşmesiyle meydana gelen büyük çağlayan, çavlan. 
39ŞEMİME: (AR) Güzel kokulu şey. 
40ŞEMİNUR: (AR) Mum ışığı, mum aydınlığı. 
41ŞEMSİNİSA: (FAR-AR) Kadınların güneşi. Güneş gibi kadın.
42ŞEMSİNUR: (AR) Güneşin ışığı, nuru. 
43ŞEN: (FAR) Neşeli, sevinçli.Daha çok iki isimlerde kullanılır. Şener, Şenol. 
44ŞENAL: (FAR-TR) (bkz. Şen). 
45ŞENEL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ev. Bölge, il. 
46ŞENGÜL: (FAR-TR) Gülün en güzel hali. 
47ŞENGÜN: (FAR-TR) Sevinçli, ferah gün. 
48ŞENAY: (FAR-TR) Ayın parlaklığı, güzelliği.
49ŞENNUR: (FAR-TR) Neşeli ve nurlu insan. 
50ŞENOL: (FAR-TR) Şen ve mutlu ol. 
51ŞERARE: (AR) Kıvılcım. 
52ŞERİFE: (AR) Şerefli, kutsal. Soylu temiz. 
53ŞERMENDE: (FAR) Utangaç, çok utanan, mahcup. 
54ŞERMİN: (FAR) Utangaç, mahcup. 
55ŞEVKİYE: (AR) Şevkle ilgili, şevke ait, neşeli. 
56ŞEVVAL: (AR) Hicri takvime göre yılın 10. ayı, ilk üç günü şeker bayramıdır.
57ŞEYDA: (FAR) Aşk çılgını, çok tutkun, aşık. 
58ŞEYDAGÜL: (FAR) (bkz. Şeyda). 
59ŞEYDANUR: (FAR-AR) (bkz. Şeyda). 
60ŞEYMA: (AR) Bedeninde ben veya benzer bir izi olanlar. 
61ŞİİR: Zengin sembollerle uyumlu seslerle ortaya çıkan edebi anlatım biçimi 
62ŞİRAZE: (FAR) Kitap ciltlerinin iki ucunda bulunan ve yaprakları muntazam tutan, ibrişimden örülmüş ince şerit. Esas, düzen, nizam. 
63ŞİRİN: (FAR) Sevimli, cana yakın. 
64ŞÖHRET: (AR) Şöhretli, ünlü, şöhreti ağızlarda dolaşan.
65ŞÖLEN: (TR) En üst idareci tarafından bütün halka verilen, yemek, ziyafet. 
66ŞÜLE: (AR) Alev, yalım. Alevli ateş.
67ŞÜKRAN: (AR) İyilik bilme, gönül borcu, minnettarlık. 
68ŞÜKRİYE: (AR) İyilik bilme, minnettarlıkla ilgili, iyilik bilen. 
69ŞÜKUFE: (FAR) Çiçek. Süslemede çiçek motiflerine dayanan bir tarz. 

65 ADET  T HARFİ

1TAÇNUR: (AR) Işıktan, nurdan taç. 
2TAHİRE: (AR) Temiz, pak. Türk musikisinde basit bir makam.
3TAİBE: (AR) Tövbe eden. Günahlarından dolayı pişmanlık duyup Allah'tan af dileyen.
4TAİFE: (AR) Bölük, takım, güruh, fırka. Kavim, kabile. Tayfa. 
5TALİA: (AR) Tulu eden, öncü. Talih, şans, kısmet. 
6TALİBE: (AR) Talep eden arayan, isteyen; istekli. Alıcı müşteri. Talebe, öğrenci.
7TALİHA: (AR) Şans, talih, kader. 
8TALİYE: (AR) Sonradan gelen, bir şeyin arkası sıra giden. İkinci derecede olan. 
9TALU: (TR) Seçkin, seçilmiş, güzel. İki kürek kemiği arası. 
10TAMAY: (TR) Dolunay, ayın ondördü. 
11TAN: (TR) Güneş doğmadan önceki alacakaranlık, şafak vakti. 
12TANAY: (TR) Şafak ve ay. 
13TANEGÜL: (TR) Biricik gül.
14TANSEL: (TR) Tan sel. 
15TANSELİ: (TR) Tan seli. 
16TANSU: (TR) Şafağın aydınlattığı su. 
17TANYEL: (TR) Şafak vakti esen rüzgar. 
18TANYELİ: (TR) Tan vakti esen yel. 
19TANYERİ: (TR) Güneş doğmak üzereyken, ufukta hafifçe aydınlanan yer. 
20TARA: (FAR) Yıldız, necim. 
21TAYYİBE: (AR) İyi, hoş, güzel ala. Helal, çok temiz. 
22TAZE: (FAR) Körpe, genç.
23TAZEGÜL: (FAR) Yeni açan gül. 
24TAZİME: (AR) Ululama, büyük sayma. Saygı gösterme, ikram etme.
25TEBESSÜM: (AR) Gülümseme. 
26TEDÜ: (TR) Bilge, zeki, anlayışlı kimse.
27TEKGÜL: (TR) Gül ailesi içinde benzeri olmayan güzellikte. Yalnız gül. 
28TELMİYE: (AR) Parıldatma, renk renk yapma. Dizeleri başka başka dillerde , manzume yapma.
29TELVİN: (AR) Renk verme, boyama. 
30TENZİLE: (AR) İndirme, aşağı düşürme.
31TENNUR: Teni nurlu, aydınlık olan
32TERCAN: (TR) Genç, taze, delikanlı. Kırmızı buğday. 
33TEREN: (FAR) Nesteren denen gül. 
34TESLİYE: (AR) Teselli verme, avutma. 
35TESNİM: (AR) Cennet suyu, cennetteki ırmaklardan birinin adı. 
36TESRİYE: (AR) Sıkıntıyı, gamı, kederi yok etme. 
37TEŞRİFE: (AR) Şereflendirme, onurlandırma.
38TEVFİKA: (AR) Uydurma, uygun düşürme. Başarıya ulaştırma. Allah'ın yardımına kavuşma.
39TEZCAN: (TR) - Telaşlı, heyecanlı, beklemeye dayanamayan, sabırsız. 
40TEZEHHÜR: (AR) Çiçeklenme.
41TEZER: Çabuk ve erken
42TİCAN: (AR) Taçlar. 
43TİJEN : TİGEN : Diken, göze, gönüle batıveren / Kılıç kullanan
44TOMRİS: (YUN) Tarihte, Pers kralı II. Keyhüsrev'le  savaşmış olan Massagetlerin ünlü kraliçesi. Demir. 
45TOMURCUK: (TR) Bitkinin üzerinde bulunan, çiçek ya da yaprak verecek olan filiz. 
46TONAY:(*) Ay gibi parlak, ışıklı giysi. 
47TÖRE: (TR) Eğitim, görgü, gelenek. Soyluluk, asalet. Eksiksiz, mükemmel.
48TRAJE: (FAR) Gökkuşağı. 
49TUBA: (AR) Kökü yukarıda, dallan aşağıda cennet ağacı. En güzel, en iyi, hoş.Baht, mutluluk, müjde. 
50TULÜ: (AR) Doğma, doğuş. 
51TULÜN: (TR) Dolun.
52TUNA: (TR) Çok bol. Yavru. Görkemli, gösterişli. Karaormanlardan doğan, Karadeniz'e dökülen, Avrupa'nın Volga'dan sonra en uzun ırmağı. 
53TÜRKAN: (TR) Koruyucu, muhafız.
54TUĞÇE (TR) Küçük tuğ. (TUĞ: (TR) Eskiden paşalara verilen at kılından yapılmış sorguç.)
55TURRE: (AR) Alın saçı, kıvırcık, saç lülesi.
56TUTAM: Bir desteden daha az, parmak uçlarıyla alınabilen. Tutmaktan tutam 
57TUTİ: (FAR) Papağan türünden bir kuş. Konuşmayı seven, konuşkan.
58TUTKU: (TR) Güçlü istek ve coşku. 
59TUTKUN: (TR) Bir şey ya da birine düşkün bağlı. Bol, verimli. Esir, tutsak. 
60TÜLAY: (TR) İncelikle, düşle ilgili. 
61TÜLİN: (TR) Ayın çevresinde oluşan dairesel hale. Ayna.
62TÜMAY: (TR) Dolunay. 
63TÜNAY / TUNAY: Mehtap, ay ışığı, gece görülen aydınlık 
64TÜRKÂN: (TR) Saltanat ve idarede yönetime etki eden prenses. 
65TÜZENUR: (TR-AR) Tüze nur. Işığın adaleti ya da Adaletli ışık, nur. 

11 ADET U HARFİ

1UĞUR: (TR) İyilik, şans, talih, baht. Fırsat, raslantı. Kimi olaylarda görülen ve insana iyilik getirdiğine inanılan iyilik kaynağı. 
2ULVİYE: (AR) Yüksek, yüce, manevi yapısı ön plana çıkabilen.
3UMA: (TR) Hediye, armağan. Konuk, misafir. 
4UMAN: (TR) Umudu olan, bekleyen, umutlu. 
5UMAR: (TR) Çare, çıkar yol. 
6UMAY: (TR) Orhun yazıtlarında geçen, çocukları ve hayvanları koruduğuna inanılan Tanrıça. Devlet kuşu. 
7UMMAN: (AR) Ulu, büyük, engin deniz, okyanus. 
8UMRAN: (AR) Bayındırlık, mamurluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. 
9UMUR: (TR) Görgü, bilgi, deneyim.
10UMUT: (TR) Ummaktan doğan, güven duygusu, ümit. 
11USARE: (TR) Özsu. 

30 ADET Ü HARFİ

1ÜÇGÜL: (TR) Yaban yoncası. Üç+gül. 
2ÜFTADE: (FAR) Düşmüş, düşkün. Aşık.
3ÜKE: (TR) Onur, şeref.
4ÜKSÜM: (AR) Çayırı, çimeni çok güzel bahçe.
5ÜLFER: (AR) Büyük su, ırmak.
6ÜLFET: (AR) Alışma, kaynaşma. Görüşme, konuşma. Dostluk, arkadaşlık.
7ÜLKE: (TR) Bir devletin egemenliği altında bulunan yerlerin tümü. Yurt, vatan. 
8ÜLKEM: (TR) Yurdum, vatanım. 
9ÜLKEN: (TR) Senin yurdun, senin vatanın.
10ÜLKENUR: (TR) Yurdunu aydınlatan ışık. 
11ÜLKER: (TR) Boğa burcunda yedi yıldızdan biri. 
12ÜLKÜ: (TR) Amaç edinilen, ulaşılmak istenilen şey. 
13ÜLKÜM (TR.) Amacım, ulaşmak istediğim şey. 
14ÜLKÜMEN: (TR) Ülküsü olan. bir ülküye bağlı olan kimse.
15ÜLKÜSEL: (TR) Ülkü ile ilgili, ülkü niteliğinde. 
16ÜNSA: (AR) Kadın, kız, nisa. 
17ÜMİT: (FAR) Ummaktan doğan, güven duygusu.
18ÜMMİYE: (AR) Anneye ait, anneyle ilgili. 
19ÜMMÜHAN: (AR) Hükümdar anası. 
20ÜMNİYE: (AR) Umut. İstek, arzu. Niyet.
21ÜMRAN: (TR) Bayındırlık, mamurluk. Uygarlık, ilerleme, refah ve mutluluk. 
22ÜNAY: (TR) Ay gibi tanınmış, ünü parlak, şöhretli. 
23ÜNSEL: Ünü sel gibi aşan 
24ÜNSELİ: Ünü sellere benzeyen 
25ÜNSİYYE: (AR) Alışmış, sokulgan. Arkadaş, dost. 
26ÜNZİLE: (AR) Gönderilmiş, indirilmiş, inzal olunmuş. 
27ÜRMEGÜL: (TR) Sarmaşık. 
28ÜRÜN: (TR) Üretilen, yararlı şey, topraktan elde edilen. Yapıt, eser. Sık orman.Çokluk, bolluk. 
29ÜRÜNAY: (TR) Ürün+ay.
30ÜZÜM: (TR) Asmanın taze ya da kuru olarak yenen ve salkım durumunda bulunan meyvesi. 

22 ADET V HARFİ

1VACİBE: (AR) Yapılması gerekli olan.
2VACİDE: (AR) Meydana getirici, yaratıcı. Varlıklı, zengin. 
3VAHİBE: (AR) Bağışlayan, bağışlayıcı. 
4VAHİDE: (AR) Bir, tek, yalnız. 
5VASFİYE: (AR) Vasıfla ilgili, vasfa ait. Nitelikli
6VECDİYE: (AR) Coşkunlukla ilgili, coşkunlukla oluşan.
7VEDA: (AR) Ayrılırken söylenen selamlama sözü. Ayrılma, ayrılış. 
8VEDİA: (AR) Saklanılması, korunması için birine ya da bir yere bırakılan emanet. 
9VEFİA: (AR) Vefalı, sevgisi geçici olmayan. Tam, eksiksiz. 
10VEFİKA: (AR) Uygun, muvafık, arkadaş, yoldaş, aynı fikirde olan. 
11VEHBİYYE: (AR) Allah'ın ihsanı sonucu olan. Allah vergisi.
12VELİDE: (AR) Yeni doğmuş çocuk.
13VELİME: (AR) Düğün ziyafeti. Evlenme, düğün.
14VENÜS: (FR) Merkür'den sonra, Güneş'e en yakın olan gezegen. Çobanyıldızı. 
15VERÂ: (AR) Günah ve haramdan kaçınmak için şüpheli şeylerden uzak durma. Halk, mahluk, alem, kainat. 
16VERDA: (AR) Gül. 
17VESİLE: (AR) Neden, sebep. Elverişli durum. Kavuşma, yaklaşma.
18VESİME: (AR) Güzel yüzlü. 
19VİCDAN: (AR) İyiyi kötüden, hayrı serden ayırmayı sağlayan iç duygu.
20VİLDAN: (AR) Yeni doğmuş çocuklar.
21VUSLAT: (AR) Kavuşma, yetişme, ulaşma 
22VÜREYKA: (AR) Yaprakçık, küçük yaprakçık. 

35 ADET Y HARFİ

1YABANGÜLÜ: (FAR) Kır gülü. Bozkır çiçeği. Kuşburnu. 
2YADE: (FAR) Hatıra, Anı.
3YADİGAR: (FAR) Bir kimseyi ya da bir olayı anımsatan kimse. Bırakılan anı. 
4YAĞAN: (TR). Yağmur, kar.
5YAĞMUR: (TR) Gökten damlalar halinde düşen su. 
6YAKUT: (AR) Parlak kırmızı, şeffaf kıymetli taş. Sibirya'nın kuzey kısmında yaşayan bir Türk kavmi.
7YANKI: (TR) Sesin bir yere çarpıp geri dönmesiyle duyulan ikinci ses, ses yansıması. 
8YAPINCAK: (TR) Seyrek taneli, kırmızı lekeleri olan bir üzüm türü. 
9YAPRAK: (TR) Bitkilerde genellikle klorofilli, yeşil renkli, çeşitli şekil ve yapıda olan soluk almaya yarayan uzantı. Kitap yaprağı, varak. 
10YASEMİN: (FAR) Zeytingillerden, güzel kokulu ve genellikle beyaz veya sarı çiçek açan sarılgan ağaççık (jasminum). 
11YAŞAM: (TR) Doğumdan ölüme kadar geçen süre, hayat.
12YAŞANUR: (TR) (bkz. Yaşa).
13YAŞAR: (TR) Doğan çocuğun uzun ömürlü olması dileğiyle konulan adlardır.
14YAYLA: (TR) Deniz yüzeyinden yüksek, yaz mevsiminde oturulan serin ve yüksek yerler. YAZGAN: (TR) Yazan, yazar.
15YAZGÜLÜ: (TR) Yazın açan gül.
16YEGANE: (FAR) Biricik, tek.
17YEKDANE: (FAR) . Eşi benzeri olmayan, tek. Bir çeşit gerdanlık. 
18YELDÂ: (FAR) Uzun ve siyah. 
19YELİZ: (TR) Güzel, havadar, aydınlık. 
20YENAY: (TR) Yeni ay, hilal. 
21YESARET: (AR) Kolaylık. Zenginlik.
22YEŞİL: (TR) Sarı ile mavinin karışımından oluşan, çoğu bitki yapraklarında görülen renk. Genç, taze.
23YEŞİM: (AR) Açık yeşil ve pembe renkli, kolay işlenen,  değerli bir taş. 
24YETER: (TR) Sonuncu olması istenen çocuklara verilen adlardır. 
25YILDANUR: (TR) Seneyi aydınlatan, ışık saçan. 
26YILDIZ: (TR) Geceleri gökte çıplak gözle ışıklı bir nokta olarak görülen gök cismi. Bir noktadan çevreye beş veya daha fazla çıkıntısı olan köşeli. Baht, talih. Mesleğinde çok parlamış kimse ve daha çok parlamış kimse, sinema sanatçısı. 
27YILŞEN: (TR)(bkz. Yıldanur). 
28YONCA: (TR) Baklagillerden, kırmızı veya mor çiçek açan, çayır bitkisi. 
29YOSUN: (TR) Çoğu sularda yetişen, ilkel yapıdaki bitkilerin genel adı. 
30YURDAGÜL: (TR) Ülkene gül. İlken için yararlı ol. 
31YURDANUR: (TR) Yurduna, ülkene ışık saç, aydınlat. 
32YURDUSEV: (TR) Ülkeni, yurdunu sev. 
33YÜKSEL: (TR) Yükseklere çık, yücel, basan kazan, ilerle.
34YÜMİN: (AR) Uğur, mutluluk. Bereket. 
35YÜSRA: (AR) Kolaylık, Cennet Köşesi. 

55 ADET Z HARFİ

1ZAHİDE: (AR) Kuşkulu şeyleri bile terkederek günahtan kaçan kimse
2ZAHİRE: (AR) Parlak, parlak yıldız. 
3ZAİDE / ZAİTE : (AR) Artan, artıran. 
4ZAİME: (AR) Kefil. Prenses, şef. 
5ZAKİRE: (AR) Zikreden, anan. 
6ZAMBAK: (AR) iri çiçekli bir süs bitkisi. 
7ZAMİRE: (AR) İç, yüz. Yürek, vicdan. Gönülde gizli olan sır. Adın yerini tutan sözcük.
8ZARAFET: (AR) İncelik, güzellik, zariflik. 
9ZARİFE: (AR) Nazik ve hoş konuşan, ince ve hoş tavırlı olan kimse, kibar.
10ZEBERCET: (AR) Zümrütten daha açık yeşil olan, bir süs taşı. 
11ZEHRA: (AR) Çok beyaz ve parlak yüzlü.
12ZEHRE: (AR) Çiçek. (bkz. Şükufe). 
13ZEKİYE: (AR) Anlayışlı, zeka sahibi.
14ZELİHA: (AR) (bkz. Züleyha). 
15ZEMZEM: (AR) Kabe yakınındaki ünlü kuyu ve bu kuyunun kutsal sayılan suyu. 
16ZENAN: (FAR) Kadınlar. (bkz. Nisa). 
17ZENNİŞAN: (FAR+AR) Ünlü, tanınmış kadın. 
18ZENNUR: (TR) (bkz. Zinnur). 
19ZERAK: (AR) Mavi, gök renkli. 
20ZERARE: (FAR) Saçıntı, saçılan şey. 
21ZEREFŞAN: (FAR) Altın saçan, altın saçıcı. Altın kakmalı. Bir lale türü. 
22ZEREN: (TR) Anlayışlı, kavrayışlı, zeki. 
23ZERGUN: (FAR) Altın renkli, altın gibi olan.
24ZERGÜL: (FAR) Altın gibi. Altına benzeyen.
25ZERİA: (AR) Vesile, bahane, fırsat. 
26ZERİN: (FAR) Altından olan, altın gibi parlak olan.
27ZERİŞTE: (FAR) Altın tel, sırma.
28ZERKA: (AR) Gök gözlü. Gök mavisi. Mavi.
29ZERNİGAR: (FAR) Altınla işlenmiş, yaldızlı. 
30ZERNİŞAN: (FAR) Kılıç gibi şeylerin üzerine kakma altınla yapılan işleme, süs. 
31ZERRİN: (FAR) Altından yapılmış. Altın renginde . Parlak. Güzel kokulu bir cins çiçek. Fulya. 
32ZERTAR: (FAR) Altın tel, sırma. Güneş ışını. 
33ZERVER: (FAR) Altın yaldızlı olan.
34ZEYCAN: (AR-FAR) İçten, sevecen, sevgi dolu, canayakın.
35ZEYNEB: (AR) Değerli taşlar, mücevherler.
36ZEYNO: (TR) Zeynep adının bozulmuş hali. 
37ZEYYAL: (AR) Uzun etekli. 
38ZEYYAN: (AR) Süsler, pırıltılar.
39ZİBA: (FAR) Süslü, güzel. Yakışıklı. 
40ZİCAN: (FAR) Canlı, canayakın, candan. 
41ZİHNİYE: (AR) Zihinle, akılla ilgili. 
42ZİNNURE: (AR) Nurlu, ışıklı, aydınlık. 
43ZİYNET: (TR) (bkz. Zinet). 
44ZİYNETİ: (AR) Süsle, bezekle ilgili 
45ZUHAL: (AR) Güneşe uzaklık bakımından  altıncı durumda olan gezegen, satürn. 
46ZÜBEYDE: (AR) Öz, asıl, cevher. 
47ZÜHDİYE/ ZÜHTİYE: (AR) Her türlü zevke karşı koyarak kendini ibadete veren. 
48ZÜHRE: (AR) Çoban yıldızı, venüs. 
49ZÜLAL: (AR) Hafif, saf ve tatlı su. 
50ZÜLEYHA: (AR) Hz. Yusuf un karısı, güzelliğiyle ünlenmiştir. 
51ZÜLFİYAR: (FAR) Sevgilinin saçı. 
52ZÜLFİZAR: (FAR) Ağlayan, inleyen saç. 
53ZÜMRA: (AR) . Güzel, iyi ahlaklı. Cesur, yiğit, yürekli. Zeki, bilgili kadın. 
54ZÜMRÜT: (AR) Parlak yeşil renkli kıymetli taş. 
55ZÜRARE: (AR) Saçıntı, saçılan şey. 

Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi5
Bugün Toplam1081
Toplam Ziyaret1261239
Hava Durumu
Anlık
Yarın
13° 2°

ATEŞ’TEN SÖZLER

AHMET ATEŞ (KENDİSİNE LAYIK GÖRMEDİĞİNİ DOSTLARINADA LAYIK GÖRMEYEN ...). İSTER KULAK VERİN İSTER VERMEYİN. İSTERSENİZ AHMET ATEŞ DE KİM OLUYOR DEYİN. DOĞRU YOLU GÖSTERMEK BİZDEN YÜRÜYÜP YÜRÜMEMEK SİZDEN. Ateş

BU MİLLET ŞUNU İYİ BİLSİN Kİ; TAŞLANMAMAK İÇİN DE OLSA, ASLA MEYVESİZ AĞAÇ OLMAYACAĞIM. Ateş

ATEŞ' İ SEVMEYEBİLİRSİNİZ, SEVMEK ZORUNDA DA DEĞİLSİNİZ. UNUTMAYINIZ Kİ DÜŞMANINIZDAN BİLE ÖĞRENECEĞİNİZ ÇOK BİLGİ VARDIR. Ateş

İNSANIN KENDİ KENDİNE YAPTIĞI KÖTÜLÜĞÜ, BÜTÜN DÜŞMANLARI BİR ARAYA GELSE YAPAMAZ. Ateş

ATEŞ, DÜNKÜ ATEŞ DEĞİL. YARINDA, BUGÜNKÜ ATEŞ OLMAYACAK. Ateş

DEĞİL DOKUZ KÖYDEN KOVULMAK; ONDOKUZ KÖYDEN DE KOVULSAM, DOĞRUYU SÖYLEMEKDEN, DOĞRU OLANI SAVUNMAKDAN VAZGEÇEMEM. Ateş

İNSANLARI GÖRÜNÜŞLERİ İLE YARGILAMAYINIZ, ÇOĞUNLUKLA ALDANIRSINIZ. GÖRÜNÜŞLER İNSANLARI GENELDE ALDATIR. YAKINDAN TANIMADIĞINIZ İNSANLAR HAKKINDA İYİ VEYA KÖTÜ DİYE HÜKÜM VERMEYİNİZ. GÜN GELİR İYİ DEDİĞİNİZ İNSANLAR KÖTÜ, KÖTÜ DEDİĞİNİZ İNSANLAR ÇOK İYİ ÇIKABİLİR. TERCİHLER SİZE AİT AMA SİZ DIŞ GÜZELLİKDEN ZİYADE İÇ GÜZELLİĞE ÖNEM VERİNİZ. Ateş

DOST DOĞRU SÖYLER, YÜZE SÖYLER, SEVİLMEZ. DÜŞMAN ARKADAN SÖYLER, YÜZE GÜLER. BAŞ TACI EDİLİR. BAŞ TACI OLMAK İÇİNDE OLSA; YÜZE GÜLENLERDEN, ARKADAN KONUŞANLARDAN OLAMAM. Ateş

DEĞER VERDİĞİNİZ İNSANLAR SİZ DEĞER VERDİĞİNİZ İÇİN DEĞERLİDİR. OYSA ONLAR KENDİLERİNİ BİR ŞEY SANIRLAR. SİZ DEĞER VERMEZSENİZ BİR HİÇTİRLER AMA BUNU AKILLARINA BİLE GETİRMEZLER. "ŞAİRİN DEDİĞİ GİBİ GÜZELLİKLERİ ON PARA ETMEZ BİZDEKİ AŞK OLMAZSA" Ateş

KIRK GÜN TAVUK GİBİ YAŞAMAKTANSA BİR GÜN HOROZ GİBİ YAŞARIM. Ateş

BU DÜNYA HERKESE YETER. YETERKİ ADAM GİBİ YAŞAMASINI BİLELİM. Ateş

TOPLUMDA KENDİNİ ŞEREFLİ GÖSTEREN ŞEREFSİZLER DÜNYA DÖNDÜKCE VAR OLACAK VE MİDE BULANDIRACAKLARDIR. Ateş

"HER ASALAK BİR SALAĞIN SIRTINDAN GEÇİNİR" İNSAN OLAN NE SALAK NE DE OLUR ASALAK. Ateş

HIRSIZLIK SADECE PARA ÇALMA İLE OLMAZ. ZAMAN PARADAN YERİNE GÖRE DAHA ÖNEMLİDİR. DAKİKALARI PARA İLE ÖLÇEMEZSİNİZ. GASP EDİLEN DAKİKALARIN HESABINI VEREMEZSİNİZ. MİLLET OLARAK BOŞA HARCANACAK NE VAKTİMİZ NE DE BOŞ ZAMANIMIZ VAR. Ateş

"KENDİM ETTİM KENDİM BULDUM KÜL GİBİ KARARIP SOLDUM EYVAH EYVAH" TÜRKÜSÜNÜ ÇALMAMAK İÇİN SİZE DEĞER VEREN DOSTLARINIZA, SİZİ SEVENLERE KULAK VERİNİZ. Ateş

TREN KALKAR GARDAN, KAÇARSA HABER GELMEZ NAZLI YARDAN. TRENDEKİ BİR GÜN AĞLAR, KAÇIRAN HER GÜN AĞLAR. EN İYİSİ TRENİ KAÇIRMAMAK. Ateş

"ZORLA YENEN AŞ YA KARIN AĞRITIR YADA BAŞ". NE YİYEN NEDE YEDİREN ŞİFA BULUR ARKADAŞ. Ateş

GÜZEL HER ZAMAN GÜZELDİR. ÇİRKİNLİK İSE BENİM İŞİM DEĞİLDİR. Ateş

DOST DOSTUN AYNASI OLMALI. AYNA KADAR DOĞRU OLAMIYORSA DOSTUNUM DİYE GEZMEMELİ. Ateş

OTOBÜS KAÇIYOR DEMİŞTİM DİNLEMEDİN. SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ DEMİŞTİM TINLAMADIN. NE DEDİMSE İLTİFAT DEĞİL, GERÇEK DİYE, HOŞUNA GİTMEDİ. ANLARSIN BİR GÜN DEDİM, DALGA GEÇTİN. İŞ İŞTEN GEÇTİKDEN SONRA ANLARSIN DA, ONU DA BEN ANLAYAMAM. "GEÇER BORUN PAZARI ANCA GİDERSİN NİĞDE'YE." SÖYLEYECEK BİR SÖZÜN OLAMAZ BU DELİYE. Ateş

SEVDİĞİM BİRİSİ "BENİ SENİN KADAR AŞAĞILAYAN HİÇ KİMSE OLMADI" DEMİŞTİ. BIRAKIN AŞAĞILAMAYI İNCİLTMEK AKLIMIN KÖŞESİNDEN BİLE GEÇMEMİŞTİ. OYSA BU KİŞİ DEĞER VERDİĞİM SEVDİĞİM KİŞİLERİN BAŞINDA GELEN BİRİ. DEMEK Kİ DEV AYNASI OLMAMAK SUÇ OLUYOR. BEN SENİN DÜŞMANIN DEĞİLİM Kİ SENİ OLDUĞUNDAN FARKLI GÖSTEREYİM. BİR GÜN SANA GEREĞİNDEN FAZLA İLTİFAT EDERSEM BİL Kİ O GÜN DÜŞMANIN OLDUĞUM GÜNDÜR. Ateş

"GÜLÜ SEVEN DİKENİNE KATLANIR" KATLANIR DA ÖNEMLİ OLAN DİKENE KATLANIP, GÜLE KAVUŞABİLMEK. Ateş

İSTER ARKADAŞINIZ, İSTER SEVGİLİNİZ, İSTER AÇIK İSTER GİZLİ AŞKINIZ, İSTER DOSTUNUZ, İSTER SIRDAŞINIZ, İSTER ANNE BABANIZ, DEĞER VERDİĞİNİZ KİM OLURSA OLSUN GEREĞİNDEN FAZLA DEĞER VERMEYİNİZ. KENDİ DEĞERİNİZDEN KAYBEDERSİNİZ. Ateş

HER YÜZÜNE GÜLENİ, BOLCA İLTİFAT EDENİ DOST BELLEME. DOST, SEVİLMEME RİSKİNE RAĞMEN; DOĞRU NE İSE ONU SÖYLER, KALPTEN SEVER. ASIL DOST KENDİSİNE REVA GÖRMEDİĞİNİ KARŞIDAKİNE REVA GÖRMEYENDİR. Ateş

GERÇEK SÖZLERDEN KAÇANLAR, GÜZEL, SAHTE VE HOŞ SÖZLERE KANANLAR. ASLA ACI GERÇEKLERDEN KAÇAMAZLAR. Ateş

BENİM İÇİN SIFATINIZ NE OLURSA OLSUN. SİZİ KAYBETMEMEK UĞRUNA ASLA YALANA BAŞVURAMAM. SİZLERİ KAZANMAK İÇİN SAHTEKARLIK YAPAMAM. BENİ SEVEN DÜRÜST OLDUĞUM İÇİN SEVSİN SAHTE İLTİFATLAR İÇİN DEĞİL. SAHTE DOSTLAR VE SAHTEKARLIK BENDEN UZAK OLSUN. Ateş

SEVDİKLERİNİZİ YARGILARKEN OLAYLARA KENDİ CEPHENİZDEN BAKMAYINIZ. ALDANIRSINIZ. KARŞIDAKİNİN YERİNE KENDİNİZİ KOYABİLDİĞİNİZ SÜRECE DOĞRU YARGILAMA YAPABİLİRSİNİZ. Ateş

SİZ, SİZ OLUN, OLMAZ ÖYLE ŞEY DEMEYİN. BİR GÜN OLUR, OLUYORMUŞ DEMEK ZORUNDA KALIRSINIZ. ASLA BİRİNİ KINAMAYINIZ. KINADIĞINIZ OLAYIN, BİR GÜN BAŞINIZA GELDİĞİNİ, GÖRMENİZ HİÇ DE UZUN SÜRMEZ. ALLAH ISLAH ETSİN DEYİP GEÇİN. YOKSA, KINADIĞINIZ OLAYLA KENDİNİZ ISLAH EDİLİRSİNİZ. Ateş

"İLTİFAT; YALANIN SÜSLENMİŞ, KILIF GİYDİRİLMİŞ HALİDİR" İLTİFAT ETMEYİ BİLMİYORUM. ÇÜNKÜ YALAN SÖYLEMEYİ BECEREMİYORUM. Ateş

GERÇEKLER DOĞRU VE ACI OLUR. İLTİFATLAR SAHTE VE YALAN. GERÇEKLERDEN KAÇANLAR, İLTİFATLARA SIĞINANLAR, ACI SONDAN KAÇAMAZLAR. KURTULUŞ GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEKDEN, İLTİFATLARDAN UZAK DURMAKDAN GEÇER. Ateş

AŞIRI MAKYAJ GÜZELİ ÇİRKİNLEŞTİRİR ÇİRKİNİ GÜZELLEŞTİRİR. Ateş

DOĞRULAR VE GÜZELLİKLER MALINIZ, ÇİRKİNLİKLER VE KÖTÜLÜKLER ÇÖPÜNÜZ OLSUN. Ateş

SİGARA

OĞUZLAR Mayıs 1994

SİGARA

Ahmet ATEŞ Oğuzlar Gazetesi yazı İşleri Müdürü

İçerken güldürür

Sinsi, sinsi öldürür

İçene kendini kahraman sandırır

Şeytani bir zehri andırır

İnsana kendi kendini yandırır

Sigara içmek suç değil

Bıçak taşımakta suç değil

Fakat bıçak ve tabanca

Bir başkasına zarar verince suç

Peki, sigara bir başkasına zarar verince neden suç sayılmaz? Şimdi sormak gerek aklı ve fikri olan herkese. Hangi insanın bir başka insanı zehirlemeye hakkı var? Sigara içme özgürlüğünü savunan vatandaşlara demezler mi ki içenin içme özgürlüğü varda içmeyenin sigara içmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyenin sigara içene bir zararı yok. Peki sigara içenin içmeyene neden zararı olsun. Bir resmi daire veya aile düşünün aynı odayı on kişi paylaşıyor. Bunun beşi sigara içiyor diğer beşi içmiyor. Beş kişinin sigara içme özgürlüğü varda diğer beş kişinin sigara içmeme, zehirlenmeme özgürlüğü yok mu? Sigara içmeyen beş kişinin sigara içen beş kişiye zararı yok da, sigara içen beş kişi niye diğer beş kişiyi zehirlesin.

Sigara içenler içmeyenleri zehirleme hakkını kimden ve nereden alıyorlar?

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Anti parantez kimse özgürlükten bahsetmesin özgürlüklerde sınırsız değil sınırlıdır. Çünkü bir kişinin özgürlüğünün başladığı yerde diğer bir kişinin özgürlüğü biter. Bitmiyorsa tecavüz olur. Suç teşekkül eder, cezayı gerektirir.

Birde en çok şundan söz edilir. Yahu sigara içen akciğer kanseri, verem ve diğer hastalıklara yakalanıyor da içmeyen yakalanmıyor mu?

Yakalanıyor: Tabiî ki siz sigara içenlerin sayesinde bir ailede bir kişi sigara içiyorsa diğerlerinin ben sigara içmiyorum demesi gerçek anlamda yalan ve yanlış olur. Sigara içen kişi sadece kendisini zehirlemez evdeki hanımını çocuklarını ve diğer fertlerin hepsini zehirlenmeye mahkum eder, onların yanında sigara içtiği sürece.

Şimdi sorarım size hangi babanın kızını, hangi ananın oğlunu, hangi dedenin torununu,hangi tiryakinin tiryaki olmayanı zehirleme hakkı var?

Medeniyet deyince bazıları çıplaklık sanır, asla. Medeniyet bu ve benzeri durumlarda kendini gösterir. Medeni insan başkalarına ve kendisine saygı duyan insandır. Başkalarının haklarını gasp etmeyen temiz insandır. Hoş görülü insandır. Kendi özgürlüğüne sahip çıktığı kadar başkalarının özgürlüğüne sahip çıkan ona saygı duyan insandır.

Bir düşünür medeniyeti şöyle tarif eder. "Medeni insan karanlık da esnerken sol elinin tersi ile ağzını kapayan insandır" der. Tabiî ki bizde olduğu gibi esnerken küçük dilini karşısındakine gösteren değil.

"Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az"

Kimsenin kimseyi zehirlemeyeceği, kişilerin birbirlerine saygılı olacağı,toplum menfaatlerinin ön plana çıkacağı bencilliğin arka planda kalacağı, hoş görülü medeni toplumlara doğru.

Saygı ve sevgilerimle bir sonraki sayıda buluşmak üzere.

Sevgili okurlar Makalenin yayın tarihine bakarsanız bu günkü sigara ile ilgili kanun konusunun alt yapısını görürsünüz o tarihlerde bu yazıyı kaleme almak yürek, bilek ve cesaret isterdi. İlk sigara kanunu bile (Kanun Numarası : 4207 Kabul Tarihi : 7/11/1996 Yayımlandığı R.Gazete: Tarihi:26/11/1996 Sayı: 22829) bu makaleden 2 Yıl 6 Ay sonra çıkmıştır. O gün dile getirdik iki yıl sonra kısmen bugünse tamamına yakını kanuna konmuştur. Eh sağlık olsun 12 yıl sonrada olsa birşeyler değişmiştir. O gün dalga geçenlere duyrulur.

Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar3.85643.8718
Euro4.54804.5662
Takvim